Reklam Alanı

Edebiyatın Hakikatle İlişkisi Yoktur


Edebiyatın Anlamı Duygusaldır
Edebiyatı, tarihten, bilimden, felsefeden, sosyolojiden ayır­mak ve sorunu dilsel bakımdan çözmek isteyen I. A. Richards' m estetiğinde, edebiyat ile hakikat arasındaki bağ kopuyor. Richards'ın çıkış noktası, dil ile anlam arasındaki ilintidir, Yir­minci yüzyılın edebiyat anlayışını, hiç değilse Anglo-Saxon ül­kelerinde çok etkilemiş olan bu düşünürün fikirlerine  dönelim.


Richards dilin bir olguyu tasvir etmek için kullanılışına «sembolik» kullanış (bugün genellikle gösîersel terimi tercih edilmektedir) diyor, çünkü önerme bir olgunun sembolü ol­maktadır. Dilin bu yolda kullanılışına en iyi örnek bilim kitap­larıdır. Çünkü göstersel kullanışta bilgi vermektir amaç. Ede­biyatın hakikat bildirmek gibi görevi varsa, yazarın doğru önermeler yazması gerekir ki, bu sefer bilimle edebiyat aynı işin peşine düşmüş olurlar; ve yazarla bilim adamı da rakip duruma girerler. Oysa Richards'a göre edebiyatın işlevi, bili­min işlevinden ayrıdır. Nasıl? Dilin sadece göstersel yolda kullanılmadığına, ikinci bir yolda daha kullanıldığına dikkati çekiyor Richards: duygusal kullanış. Bu kere dil, bilgi vermek, bir olguyu tasvir etmek için değil, ama duyguları dile getirmek ya da başkalarında duygular uyandırmak için kullanılır. Ör­neğin «Yaşasın İstanbul» cümlesi bir olguyu tasvir etmez, bir duyguyu dile getirir, ya da başkalarında bir duygu uyandır­mak için kullanılmıştır.

Dilin duygusal kullanılışında doğruluk-yanlışlık söz ko­nusu değildir ve edebiyatta dilin kullanılışı işte bu duygusal alandadır. Richards'a göre dilin hangi amaçla, hangi anlam­da kullanıldığını anlamanın bir yolu, söylenen söz İçin, «doğru mu, yanlış mı?» sorusunun uygun düşüp düşmediğine bak­maktır. Eğer böyle bir soru yersiz ise kullanış duygusaldır.
Hafızın 'kabri olan bahçede bir gül varmış,
Yeniden her gün açarmış (kanayan rengiyle.
dizelerini okuyunca, gerçekten bir gülün Hafızın kabrinde her- gün açıp açmadığını sormayız. Ne de. «Böyle şey olmaz, bir gül durmadan hergün açmaz» gibi bir lâf ederiz. Bu dizelerin bir olguyu anlatmadığını biliriz, doğruluk sorusunu karıştıra­mayız işe.

Richards, yazarın bazen bir olguyu tasvir eden önermeler kullandığını inkâr etmiyor tabiî. Ama ona sorarsanız, bu gi­bi önermeler edebiyat eserinde ancak sözde-önermeler (pseu- do-statements)dir. Yani yazarın bunları kullanmaktaki ama­cı bilgi vermek değil, yine duygu uyandırmak ya da bir duy­guyu dile getirmektir. Başka şekilde söylersek, önermesel ha­kikatler edebiyatta yer alabilir ama bunların doğruluğunu yan­lışlığını söz konusu etmek esere yanlış bir açıdan bakmak olur. Edebiyat eserindeki anlam bilgisel, değil de duygusal demek­le. Richards, görüldüğü gibi hakikat sorununu edebiyatın ta­mamen dışında bırakıyor.

Richards'ın dilin işlevi alanında yaptığı bu ayırım yirmin­ci yüzyıl Anglo-Saxon edebiyat estetiğini çok etkilemiştir, ama bugün, dilin sadece göstersel ya da duygusal olmadığı, başka işler de gördüğü kabul edilmekte ve bundan ötürü Richards' m ayırımı yetersiz bulunmaktadır. Kaldı ki Richards bu konu­da bir kaç sorunu birbirinden iyice ayırmıyor. Bazen sözde- önermelerden bahsederken, bunların doğru ya da yanlış ola­bileceğini ama evetlenmiş (asserted) olmadığını mı söylemek istiyor, yoksa bilgisel doğruluğun geçerli olmadığını mı kas­tediyor belli değil. Hatta yaptığı ayırımın olgusal mı yoksa normatif mi olduğunu sorabiliriz. Edebiyatta dilin gösterse! ol­madığını mı söylüyor Richards, yoksa eseri okurken cümlele­rin karşısında nasıl davranmamız gerektiğini mi göstermek is­tiyor? Bu soruları bir yana bıraksak bile, yazarın hakikatle hiç ilgilenmediğini her zaman kabul edebilir miyiz? Dante'nin, Tolstoy'un, Şolohofun, Camus'nün eserlerini bu kategoriye nasıl sokabiliriz? Kanımızca, Richards, edebiyat ile bilimi bir­birlerine karıştırma eğilimini önleme bakımından yararlı bir iş yapmıştır; gelgelelim kendi estetik kuramı bu sorunu çözüm­lemiş sayılmaz.
Berna Moran


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.