Reklam Alanı

Edebiyat ve Hakikat

İncelediğimiz belli başlı edebiyat kuramlarında özellikle bir sorun büyük tartışmalara yol açmakta ve edebiyat konu­sunda birbirine karşıt iki tutumun belirmesine neden olmak­tadır. Bazı estetikçiler ve eleştiriciler edebiyatın bize (insan tabiatı, hayat, toplumsal gerçeklik v.b. hakkında) bir çeşit bil­gi sağladığını iddia etmekte ve bundan ötürü hakikat bildiren ya da bildirmesi gereken bir şey olduğunu söylemekte; bazı­ları ise, edebiyat dahil, sanatın hakikati bildiremeyeceğine, özü­nün buna uygun olmadığına ve işlevinin ne bilgisel ne de di­daktik olamayacağına inanmaktadır. Bundan ötürü bu sorunu biraz daha kurcalamakta ve bilgi ile sanat arasındaki ilişkiye hiç değilse sorunu daha iyi belirterek bir açıklık kazandırmak­ta yarar vardır.


Bir şiir (roman ya da oyun) ne bir psikoloji ne bir sosyo­loji ne de bir tarih kitabıdır. O halde ne tür bir hakikat, ne tür bir bilgi söz konusu olabilir burada?

Sanatın bilgisel olduğunu söyleyenler, sanat eserindeki bil­ginin ve hakikatin, bilimdekinden başka olduğunu da sözleri­ne eklerler, ama «başka» dan hepsi aynı şeyi kastetmez. Onun için herşeyden önce şu sorulara cevap vermeye çalışacağız: Edebiyat eserinde bilgisel anlam bulunabilir mi? Eğer varsa bildirilen hakikat nasıl bir hakikattir? Hakikati (toplumsal,felsefî, ahlâkî, v.b.) bildirmek, esere sanat bakımından bir de­ğer kazandırır mı?

Bugün mantıkta hakikat, önermelerle ilgili bir nitelik ola­rak kabul edilir. Bundan ötürü hakikatten söz etmek, bir şeyin doğru ya da yanlış olabileceğinden söz etmek demektir. Ol­gular kendi başlarına ne doğrudurlar ne de yanlış. «Bu so­ba yanlış mı doğru mu?» diye bir soru anlamsızdır; soba ne doğrudur ne de yanlış. Ama «Ahmet Beyin evinde iki soba var» önermesi doğru mu yanlış mı diye sorabiliriz. Başka bir söyleyişle, doğruluk - yanlışlık ancak önermeler İçin söz ko­nusu olabilir. Kabaca, önerme, bir olguyu tasvir eden cümle­dir. İki ayrı cümle aynı olguyu tasvir edebilir. «İstanbul An­kara'dan büyüktür», ve «Ankara İstanbul'dan küçüktür» cüm­leleri aynı önermeyi dile getiriyorlar demektir. Bunları Fran­sızca ya da İngilizce söylersek cümleler değişir ama önerme değişmez. Bir önermenin hakikati İfade etmesi, doğru, önerme olması demektir ki, bu da betimlediği olgunun (durumun) gerçekten öyle olmasına bağlıdır. İstanbul Ankara'dan büyük­se yukardakl önerme doğrudur, değilse yanlıştır.

Eğer 'hakikat'! böyle önermesel anlamda kullanıyorsak, edebiyatın hakikati bildirmesi İçin gerçek olguları tasvir eden cümlelerden kurulması gerekir. Oysa edebiyat eserlerinde bu çeşit cümleler çok azdır. Buna en elverişli olan roman ve oyunlarda bile kişiler ve olaylar uydurmadır, gerçek olguları, durumları anlatmazlar. 'Ahmet Beyin evinde iki soba var' cümlesi hayatta biri için söylenmişse doğru olabilir. Ama bir romanda geçiyorsa nasıl doğru olabilir? Gerçekte ne Ahmet Bey var, ne evi ne de sobası. Hatta kişilerini tarihten alan romanlarda dahi doğru ya da yanlış olabilecek cümleler çok azdır. Devlet Ana'da «İnönü Hisarı, Eskişehir sancak beyine bağlıdır» ya da «Demek güneyi Germiyanlı.. Doğusuyla kuze­yi Karacahisarlı Selçuklu.. Batısı Bizans bu Ertuğrulun» gibi bazı cümleler doğru olabilir (doğruluk iddiası taşıyabilir) ama geri kalanları gerçek olguların ya da durumların tasviri değil­dir kİ doğru olabilsin.

Demek ki edebiyat, bilimin yaptığı gibi hakikati İfade ede­mez. Öyleyse ya edebiyat hakikati anlatamaz diyeceğiz, ya da başka bir çeşit hakikatten, sanata özgü hakikatten söz açaca­ğız. Bu konuda çeşitli görüşler vardır.
İnanç Sorunu



Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.