Reklam Alanı

Türklerin İslâm Öncesi İnanç Sistemlerine Kısa Bir Bakış


İslâm Dini, yedinci asrın başlarında Arap yarımadasında Hz. Muhammed tarafından tebliğ edildiği dönemlerde, bu yeni dinle karşılaşan Türkler de fer­den İslâmiyet’i kabullenmeye başlamışlardı. Ancak Türklerin kitleler hâlinde İslâmiyet’i kabulleri onuncu asırda gerçekleşmiştir.

Bilindiği gibi Türkler arasında, İslâm olmadan önce de pek yaygın ve sü­rekli olmamakla beraber, çeşitli inanç ve dinler görülmekteydi. Bu cümleden olarak Divânü Lügati’t-Türk’te bazı Türk kavimleri arasında; Nom, Toym, Yalvaç, Totem, Yada, Sata, Budizm, Manhe'ızm, Kam, Şamanizm., vb gibi i- nanç sistemlerinin belirtilerinden bahsedilmekteydi.

Ayrıca; Bartold, Eberhard, Radloff, Babinger, Duda, Jansky, Röhrbom, R. R. Arat, M. F. Köprülü, İ. Kafesoğlu, A. İnan, B. Ögel, H. Tanyu vb. bilim a- damlarında gördüğümüz gibi bazı Türk kavimleri arasında; Mâni, Budizm, Musevilik, Hiristiyanlık'ın da çok kısa bir zaman dilimi içinde görüldüğünü, fakat İslâmiyet'in gelmesiyle bunların %90’nın üstünde büyük bir kısmının da Müslüman olduklarını görmekteyiz. Bunun yanında Altaylar ve Yakutların ise hâlâ eski Türk dinlerinden kalma bazı itikadi inançlarını da yaşatmaya devam etmektedirler.

Gök-Türk Âbidelerinin girişindeki; "Üstte mâvi gök, yerde yağız yer ya­ratıldıkta, ikisinin arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine atalarm Bumin Kağan ve İstemi Kağan, kağan olarak oturmuşlar. ” şeklindeki, gerçekten muhteşem ifade, yağız yeri, mavi gökleri ve insanoğlunu yaratan tek Tanrı’nın varlığı inancını, çok net olarak bildirmektedir. Tengri kelimesi ise bu zamanlarda, artık sadece Tanrı’ya tahsis edilmiş bulunmaktadır. Bu inancın bu özelliği, Tanrı'mn Türk Tann’sı olarak düşünülmüş olmasıdır. O’na; ibadet edilir, dua edilir ve kurban kesilir. Bu, bir millî dindir ve adı Gök Tanrı Dini­dir.
Türklerin bundan sonraki geçici dönemlerde kabul ettiği dinlerin isimleri ise şöyledir:
Budizm: Hindistan’da hâkim olan Kuşanlar hânedânı ve Ak-Hunlar Bu­dist idi. Gök-Türk hakanı Tapu Han da Budist dinine girmiş, ancak halk bu inanca fazla itibar etmemiştir. 860 yılında Kansu’ya, yerleşerek burada bir devlet kuran Sarı Uygarlar da Buda dinini kabul ederler.

Mâniheizm: İran’da başlayıp, Sasanilerin baskısı altında, daha hoşgörülü oldukları bilinen Türk ülkelerine göçen bir kısım Mâni d ini mensupları, bura­ları etkilemiştir. Uygur Hanı Begü Han, Çin seferinde yanında getirdiği rahip­lerin etkisi ile Mâni dinini resmen kabul eder. Bu din, Uygurlar ve kültürü üzerinde derin etki yapmıştır. Uygurlarda; Hrıstiyaniık, İslâmlık, Gök Tanrı dini ve Mâni dini bir arada yaşamıştır.

Musevilik: Aynı asırlarda batıda Hazar Hakanı da musevi dinini resmen kabul eder; ancak halkın geneli Müslümanlık ve hırıstiyanlığa yönelir; aynca Gök-Tanrı dini de etkisini sürdürür..
Hristiyanlık: Sekizinci asırda Maveraü’n-nehir civarında Zerdüştlük’ün yayıldığı görülür. Doğu Türkistan’da Uygurlar arasında ise Hristiyanlık’m Nasturilik mezhebi görülür.

Dokuzuncu asırda batıda Bulgar Hanları Hrıstiyanlığı seçer. Bir kısım Bulgarlar ise Müslüman olarak İdil Bulgar Devleti’ni kurarlar. Balkanlara geçen Kıpçak ve Oğuzların da Hristiyanlaştığı görülür. Peçenek’ler de ise Hristiyanlık ile Gök-Tanrı dini birlikte yaşamaya devam ederler. 1061 yılında Hazar Ham Hristiyan olur, Hazarlar arasında yine çeşitli dinler bir arada ya­şar.



Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.