Reklam Alanı

Türklerin İslâm Öncesi Araplarla Karşılaşmaları


Hz. Muhammed'den Önce Türk-Arap Münasebetleri
Bilindiği gibi Türkler, İslâmiyetin zuhurundan önce de Araplarla bazı ba­kımlardan temas ve çatışma hâlindeydiler. Bunların bu bereberliktelikleri, Türklerin İslâm dinini ilk dönemlerden itibaren tanımalarına ve Müslüman olmalarına da vesile olmuştur. Şimdi bu birliktelikleri kronolojik olarak kısa anekdotlarla vermeye çalışalım;

Türkler ile Arapların doğrudan doğruya olmasa bile ilk temaslan İslâmiyetin ortaya çıkmasından önce Sasani İmparatorluğu ile V. asrın sonları­na doğru başlamıştır. Sasani Hükümdarı Kavâd (488-54 l)’ın Eftalitler’in yar­dımı ile tahta çıktığı ve Saltanatı boyunca onların nüfuzu altında kaldığı bilin­mektedir.
Yine Sasani hükümdarı Nuşirevân (541-579) doğuda kendisi için bir teh­like gördüğü Gök-Türkler ile iyi geçinmeyi prensip kabu ederek. Gök-Türk Hakanının kızı ile evlendi, Bu evlilikden dünyaya gelen oğlu ve hâlefi IV. Hür­müz (579-596), sima ve seciye itibariyle İran'lılara benzemediği için “Türk oğlu” diye lakablandırılmıştır.

Nuşirevân devrinde VI. asrın ikinci yansında (570) Yemen e yapılan sefer sırasında İran ordu saflan arasında Türklerin bulunduğu rivayet edilmekte­dir.

IV. Hürmüz’ün başkumandanı Behröm Çûbin'in ordusunda 588 yılında Gök-Türk Hakanı Bağa Hakan ile yaptığı muharebede Arap birliklerinin de bulunduğu kaynaklarda geçmektedir. Daha sonraki yıllarda ise Behram Çûbin’in birlikleri arasında çok sayıda Türklerin bulunduğu görülmektedir.

Hüsrev Perviz(590-628) ilk yıllarda İran’ın kargaşa içinde bulunan iç du­rumlarından da faydalanan Gök-Türk birlikleri İran içlerine girmişler, Rey ve İsfahan’a kadar ilerlemişlerdir. Hüsrev Perviz bundan sonra Türklerle dostane bir politika izleyerek Bizans İmparatorlu üzerine yürür ve 619’da İran orduları Kadıköy’e kadar gelir ve Bizans’a ağır bir darbe vurur, fakat şehri ele geçire­mez.

Bizans İmparatoru Heraklios, Gök-Türklerle ittifak yaparak İran’a karşı taarruza geçti, Medâin’e kadar ilerledi. Aynı zamanda Gök-Türk Hakam Tung- Yabgu (619-630)’da harekete geçti Rey ve İsfahan’ı ele geçirdi.

Demek oluyor ki İslâm öncesinde Türklerin Araplarla münasebetleri Sasani İmparatorluğu aracılığı ile başlamıştır ki bunları Cahiiiye devri Arap şiirinde de bulmak mümkündür. Bu durum özellikle; Hassan b. Hamala. Nâbiga el-Zubyâni, Avs b. Hacar ve Şammân b. Zirar vb. şairlerin şiirlerinde Türklerden, daha ziyade askeri yönlerini, kahramanlıklarını belirtir şekilde bahsettikleri ilk temasın askeri yönden olduğunu göstermektedir.
 Hz. Muhammed Dönemi ve Türkler

Burada Hz. Muhammed’in Türkler hakkında söylediği hadislerden birkaç örnek vermek istiyoruz. Bilindiği gibi bu konuda elimizde bulunan ilk Türk kaynağı ise, Kaşgarh Mahmud’un Divanü Lugati't-Türk'üdür. Bunun dışında bu sahada Ramazan Şeşen ve Zekeriyya Kitapçı’nın da araştırmaları bulunmaktadır. İşte bu araştırmalar neticesinde ortaya çıkan bu hadisleri üç noktada gruplandırmaya çalışalım:
2. 1. Türk’lerle iyi geçinmeyi ve onlarla mücadele etmemeyi tavsiye e-den hadisler
-  Türkler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız.
-   Türkler size dokunmadıkça siz de onlarla dost geçininiz.
-  Habeşiler size dokunmadıkça siz de onlara dokunmayınız.
-   Türkler size ilişmedikçe siz de onlara ilişmeyiniz.
2. 2. Türkler ile Araplar arasında birçok mücadelenin olabileceği, Türklerin İrak, Suriye ve İstanbul’ fethdeceği ve hakimiyeti Araplardan alacağım belirten hadisler:
•"Ümmetimi, geniş yüzlü, küçük gözlü, yüzleri deriden kalkanlar gibi olan bir kavim önünde sürecek. Onlar üç defa Arap yarımadasına kadar varacaklar. Birincisinde kaçan kurtulur, İkincisinde bazısı kurtulur, bazısı mahvolur; üçüncüsünde ise kökleri kazınır. Bunlar Türklerdir. Allah’a yemin olsun ki, atlarını Müslümanların camiinin direklerine bağlayacaklar.”

Türkler Âmid'e inerler. Dicle ve Fırat’dan su içerler ve Elcezire’de dola­şırlar. Şam halkı şaşkınlıktan onlara bir şey yapamaz...”

-“Milletimin mülkünü en evvel Kantûrâ (bununla Türkler kasdedilmektedir) nesli zaptedecektir. ”
Türkler Size dokunmadıkça siz de onlara ilişmeyiniz, çünkü milletimin mülkünü en evvel Kantûrâ oğulları alacaktır. ”

-“Allah’ın ihsanlarını milletimin elinden en evvel Türkler alacaklardır
2. 3. Türk Kavmi ve Türk Dili hakkındaki hadisler
Benim bir ordum vardır. Ona Türk adı verdim. Onları doğuda yerleştir­dim. Bir kavme gazaplanırsam Türkleri o kavmin üzerine yollarım.”

-“ Her kim ki Türklerin diline sığınırsa onu kendilerinden sayıp her türlü tehlikeden kurtarıyorlar. Bunun içindir ki, Türk olmayanlar da Türk diline sı­ğınmakta ve bu vesile ile zarar ve ziyandan kurtulmaktadırlar.”

"Ben Buhara'nın, sözüne güvenilir bir imamından, ayrıca Nişabur’lu bir imamdan işittim, ikisi de senedlerle bildiriyorlar ki Peygamberimiz, Kıyamet alametleriyle, âhir zaman fitnelerini ve Oğuz Türkleri'nin ortaya çıkacaklarım bildirirken “Türk Dili’ni öğreniniz! çünkü onların uzun sürecek bir saltanatları olacaktır.” buyurmuş. Kaşgarlı Mahmut bu hadisi senetlerle naklettikten sonra şu muhakemeyi yürütüyor:

Bu hadis doğru ise Türk Dili'ni öğrenmek vâeib demektir. Eğer uydurma ise (o zaman da) akıl ve izart bunu icab ettirir.

Bu tür örnekleri çoğaltmak mümkündür. Bilindiği gibi Türklerin Arap­larla doğrudan doğruya temasları Hz. Peygamberden sonra Horasan’ın fethiyle başlamış ve Maveraü’n-nehr’in fethi esnasında çetin savaşlar şeklinde geliş­miştir.

Yukarıda vermeye çalıştığımız Arap şiiri ve Hz. Muhammed’in hadislerin­deki Türklerle ilgili rivayetler, Arapların peygamber devrinde Türkleri tanıdığı ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Taber’ı, Müslümanların Hendek muharebesi'ne hazırlandıkları sırada, Peygamberin bir Türk çadırında (Kubbetü’l- Türkiye) oturduğunu bildirmektedir. Meşhur hadisçilerimizden Müslim ise. Peygamber’in bir Türk çadırında itikafa çekildiğini rivayet etmektedir.

3. İlk Fetihler Sırasında Türk-Arap Münasebetleri
Hz. Muhammed’in vafatından sonra Hz. Ebu Bekir ile başlayan İslâm fütühatı başlıca üç yönde gelişti. Onlar da: doğu da İran, batı da Kuzey Afrika, kuzey de ise Suriye ve Anadolu idi.

İslâm orduları, karşılarına çıkan iki büyük imparatorluk ordularım da dinlemeden ilerlemelerine, fütuhata devam ediyorlardı. Hatta Bizans’a karşı kazanılan zaferler neticesinde bütün Suriye ve Elcezire İslâm Devleti’nin sı­nırları içine girdi.

Halife Hz. Ömer (634-644) zamanlarında varılan hudud bölgesi, sonradan büyük değişikliklere uğramadan asırlar boyunca İslâm-Bizans mücadele böl­gesi hâline geldi.

Diğer taraftan bugünkü Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinden ku­zeye doğru ilerleyerek Kafkaslar’a vardılar. Bu fetihler esnasında İslâm ordula­rı Horasan, Maveraü’n-nehr ve Toharistan bölgelerinde Türkler ile karşılaş­mışlar ve uzun müddet onlarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır.

Nihavend Savaşı’m (642) takip eden aylarda, doğu İran fethini müteakip Müslüman kuvvetlerine Horasan ve Toharistan’ın yolu açılmıştı. Abdullah Âmir’in öncü kuvvetlerinin kumandanı olan Ahnef b. Kays Horasan’a girerek Herat, Nişabur ve Serahs’ı zaptetdikten sonra Merv üzerine yürüdü. Son Sasani hükümdarı ili Yezducerd buradan Merv el-Rûd, oradan da Belh ve ni­hayet Ceyhun’un ötesine kaçtı. Müslüman kuvvetleri Belh’e ve Nişabur’dan Toharistan’a kadar bütün Horasan’ı ele geçirdiler. Ahnef, Merv el-Rûd’da karargah kurdu. Yezducerd, Araplara karşı tek ba­şına mukavemet edemiyeceğini anlayınca Türk hakanından, Fergana ve Sogd ahalisinden yardım istedi. Bu müttefik kuvvetler Belh’i Müslümanlardan geri alarak Merv el-Rûd’a kadar ilerlediler. Ahnef zor durumda kalmasına rağmen, bir harp hilesi ile bu kuvvetleri geri çekmeye mecbur etti. Böylece Arap ordula­rı İslâmiyetin zuhurundan sonra ilk defa karşı karşıya gelmiş oluyorlardı.

Hz. Ömer’in şehid edilmesinden sonra, Hz, Osman ve Hz. Ali dönemle­rinde de bazı fetihler yapılmış, fakat dahili karışıktılar sebebiyle istenilen fe­tihler yapılamayıp, özde mevcut sınırların korunması sağlanmıştır.

Yedinci asrın başlarından itibaren Müslüman Araplarla Türk boyları ara­sında bazı temas ve çatışmaların başladığı görülür. Bu başlayış, aynı zamanda Türklerin de ferden Müslüman olmaya başladıkları bir dönemdir.

Sekizinci asırda da özellikle 751’de Müslümanları Orta Asya’dan kovmak üzere gelen büyük Çin ordusu ile İslâm ordusu Talas’ta o çağın en büyük sava­şına tutuşurlar. Türkler ise Müslümanlar tarafını tutunca Çinliler kaybeder, zafer Müslümanların olur. Bu tarihi silâh arkadaşlığı, Türklerle Müslümanlar arasında ciddi bir yakınlaşma vesilesi ve İslâm’ın Türkler vasıtasaıyla da ya­yılmasına yeni bir başlangıç olur.

Dokuzuncu asırdan itibaren ise, Abbasi sarayı ve ordusunda Türk soylu asker ve komutanlar görülmeye başlar. Dönemin Abbasi hâlifesi Mu'tasım Türk askerlerinin ahlâk ve seciyelerinin bozulmaması için onları Türkistan’dan özel olarak getirttiği Türk kızlarıyla evlendirir ve onların mensup oldukları boylara göre de başlarına kendi soylarından kumandanlar tayin eder. Böylece yüksek kumandanlık ve idarecilik mevkine gelen Türk soylularının, yer yer hâlifeye bağlı müstakil devletler kurduğu görülür. Bu cümleden olarak Mısır ve Suriye’deki Tolunoğullar, İhşidoğulları ve Azerbaycan yöresindeki Sacaoğulları bu tür devletlerdir.



Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.