Reklam Alanı

Sosyolojik Eleştiri


Sosyolojik eleştiri edebiyatın kendi başına var olmadığı, toplum içinde doğduğu ve toplumun bir ifadesi olduğu ilke­sinden hareket eder. Yazarı, eseri ve okuru sosyal koşullar belirlediğine göre, yapılacak iş, bir bilim adamı gibi davranmak ve bu koşullar üzerine eğilerek sanatla ilgili sorunları açıkla­maktır.

Sosyolojik eleştirinin başlangıcını Vico'nun La Scienza Nuova (1725) adlı kitabında bulurlar çoğu eleştiriciler. Vico kitabının bir yerinde Homerosru psikolojik ve sosyal açıdan yorumlamaya çalışmıştı. Sonraları Almanya'da gelişmeye baş­layan bu tutum Herder'de daha belirli bir hal aldı. Madame de Staël, De la Littérature considéreé dans ses ra ports avec les institutions sociales (1800) eseriyle, sonraları, Fransa'da çok gözde bir yöntem sayılan sosyolojik yöntemi başlattı. Fakat bu yöntemi tam anlamıyla ilk defa Hippolyte Taine'in kullandığı kabul edilir.

Eleştiride eserin nedenlerine eğilen yöntemin ondokuzuncu yüzyılda rağbet görmesi bir rastlantı sanılmamalıdır. Unutma­malı ki ondokuzuncu yüzyıl, bilim alanında büyük başarıların sağlandığı ve bilimsel yöntemlerin büyük hayranlık ve saygı yarattığı bir dönemdir. Eleştiri tarihçileri, ondokuzuncu yüzyıl­da gelişen bu eleştiri çeşidinin bilim alanındaki başarıdan esin­lendiğini ve edebiyat tartışmalarındaki bitmez tükenmez an­laşmazlıklardan ve öznelcilikten kurtularak sağlam sonuçlara varmak ihtiyacından doğduğunu söylerler.

İngiliz edebiyatı tarihini sosyolojik yönden inceleyerek Histoire de la littérature anglaise']ni (1858) yazan Taine, sanat olaylarının fizik olaylar gibi belli bir takım nedenlerden doğ­duğu ilkesinden çıkar yola. Eserler gelişi güzel gökten inmez, onlann yaratıcıları, ülkelerinin iklimi, fiziksel, politik ve sosyal koşulları tarafından belirlenmişlerdir. Belli nedenler belli sonuç­lar doğurur. Biyolojide, fizikte, jeolojide olduğu gibi edebiyatta da bir determinizm vardır. Bundan ötürü eleştiri yöntemi diğer bilimlerdeki gibi olmalıdır. Bir şeyi açıklamak demek onun nedenlerini ve etkilerini göstermek demektir.

Taine edebiyat tarihini incelerken göz önüne alınması ge­reken nedenleri üç grup altında topluyor: ırk, ortam ve dö­nem. Farklı toplumların farklı edebiyatları olmasını bunlarla açıklayabileceği kanısındaydı.

'Irk' derken, Taine, biyolojik üstünlük kaygılarına bulaş­maz; bir ulusun ulusal özelliklerini kasteder daha çok. Fran­sızların, Almanların, İngilizlerin kendilerine özgü zihniyetleri, duyarlılıkları, bir dünyaya bakışları vardır. Ulusal karakter, bir toplumun insanlarında doğuştan mevcut özelliklerdir. 'Dönem' diye çevirdiğimiz moment aslında, kesinlikle tanımlanmış değil ve her zaman tam aynı anlamda kullanılmıyor, ama genellikle belli bir dönem anlamına geliyor. 'Ortam', edebiyatı açıklamada en önemli rolü oynar. Ortamı meydana getiren koşullar ara­sında iklim, toprak, coğrafî durum ve toplumsal koşullar yer alır. Bunlar insanların mizacına ve karakterine yön verir. Gü­neşsiz, yağmurlu, sisli Kuzey iklimi melankolik bir edebiyata yol açar; güneyin güneşli iklimi ise neşeli edebiyata.

Bununla beraber, Taine, bilimsel olduğuna inandığı yönte­mini başarıyla uygulamış sayılamaz. Kavramları kesinlikten yoksundur ve yöntemini acemice, kabaca kullanmaktadır. Ni­tekim Taine'in İngiliz edebiyatı tarihi üzerindeki eseri bugün artık okunmuyor, çünkü gerek yönteminin bulanıklığı, gerekse vardığı sonuçların su götürür olması eserin bugün için geçerli sayılmasına imkân bırakmıyor. Fakat belli bir tutumun ve yön­temin kurucusu olmak bakımından Taine önemlidir. Kendisi doğru dürüst başaramamışsa da hipotezi tutmuştur. Ne var ki, edebiyatı sosyal koşullarla açıklamağa çalışanlar, şimdi da­ha kesin ve sağlam yöntemlere başvurmaktadırlar.
Bugün sosyolojik eleştiri Taine'in zamanına göre çok daha gelişmiştir. Eleştirici belli bir yazarı, eseri ya da türü, yazıldığı yılların ortamını ve koşullarım inceliyerek daha iyi açıklayabil­mektedir. Çünkü sosyoloji kanunları hakkmdaki bilginin ilerle­mesi, yöntemin kesinlik kazanması, sosyal yapıyı daha iyi inceleme, ve çeşitli unsurların etkilerini daha iyi hesaplayabilme imkânını vermektedir. Şunu da söylemek gerekir ki sosyoloji bilimine dayanan edebiyat çalışmalarının büyük bir kısmı ede­biyat eleştirisi sayılamaz. Amaç, sanat eserlerini anlamak ve değerlendirmek değil, onları kullanarak başka alanlarda bilgi edinmektir.

Bunun bir örneği, edebiyatı sosyal tarih araştırması için kullanmaktır. Sanatın toplumu yansıttığı ilkesinden hareket ede­rek edebiyat eserlerinden, toplumun yaşayışına, âdetlerine ışık tutan bir belge gibi yararlanmak ve özellikle sosyal belgelerin kıt olduğu daha eski çağlara ait çeşitli bilgileri o çağların sanat eserlerinden elde etmek yoluna gidilebilir. Plautus'un ve Te- rentius'un zamanında Roma'daki sosyal hayatı bu yazarların eserlerinden çıkartmağa çalışabiliriz. Ondokuzuncu yüzyıl İn­giliz romanlarında o yıllarda Londra'daki yaşayış, âdetler, tip­ler, kurumlar hakkında bilgi edinebiliriz. Bu çeşit çalışmalarda edebiyat, sosyal tarih için bir kaynak sayılmakta ve bu amaçla kullanılmaktadır. Nitekim Prof. Kemal Karpat'a göre ‘’Türki­ye'nin sosyal tarihini yazacak olanların ilk sağlam kaynağı şüp­hesiz ki edebiyat olacaktır’’
  .
Bugün yine sosyolojiyle ilgili edebiyat çalışmalarının bir kısmı edebiyat sosyolojisine girer; yani sosyal bir kurum olarak yönelir edebiyata. Söz gelimi, yazar sosyolojisiyle ilgili araş­tırmalar yapılır. Yazarlar hangi ülkelerde, hangi çağlarda, en çok hangi sınıflardan çıkmıştır? Hangi özellikteki şehirler en çok yazar yetiştirmiştir? Fransa'da, taşrada doğmuş yazarlarla Paris'te doğmuş yazarlar arasındaki denge onyedinci yüzyılda Paris'in lehinedir. Onsekizinci yüzyılda taşralılar ağır basmak­ta ve bu taşralılaşma hızlanmaktadır. Devrimden sonra ‘‘az istisnalar dışında bütün ülke üreticidir, nüfus sıklığı en fazla bölgeler en çok yazar çıkaran bölgelerdir’‘.

Başka bir araştırma da hangi yazarların ne çeşit okur tarafından tanınıp hatırlandığı sorusuna cevap vermek ister. Bunların yanı sıra yayım işi ve dağıtım gibi konular da yine edebiyat sosyolojisinin alanına girer.


Sosyolojik eleştiri büyük ölçüde betimleyicidir; eser hak­kında bir değer yargısı taşımaz, durumu tespit etmekle yetinir. Ama bazen de normatif olur ve değer yargıları verir: Taine'de olduğu gibi. Ama bunun en iyi örneği bir çok bakımlardan sos­yolojik eleştiriyle birleşen, hattâ bazen ayrılması zor olan Marxist eleştiridir. Bazı eleştiriciler, sanat ve edebiyat tarih­çileri, kendileri Marxist olmamakla birlikte zaman zaman Marxist yöntemi uygulamışlardır, ama katıksız olarak değil; Taine, Compte ve Spencer gibi düşünürlerden de yararlanarak. Tam bir Marxist bakış sosyo-ekonomik açıklamaya dayanır ve Taine gibi pluralizme sapmaz; sorunları çözerken özellikle ta­rihsel diyalektiği ve sınıf kavgasını göz önünde bulundurur.

''Berna Moran''

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.