Reklam Alanı

İçeriğin Değeri


 Konu an­cak içerik haline geldikten sonra bir sanat öğesi olur, ama bu aşamaya gelmeden önce de, hiç değilse ham içerik duru­mundadır. Bundan ötürü Bradley, değerlendirmede konu kâle alınamaz demenin, konu hiç bir surette önemli değildir anla­mına gelmediği kanısındadır. Konu önemlidir, çünkü bazı konu­lar işlenmeğe daha elverişlidir. Kibrit kutusu hakkında güzel bir şiir yaratabilmek diyelim İstanbul hakkında güzel bir şiir yaratmaktan daha zordur. Ama işte o kadar. Bu iki konu üze­rinde iki şiir kabul edelim ki şiirsellik bakımından eşit değerde olsunlar o zaman bunların ikisi de aynı değerde mi sayılacaklar? İçeriğin kendi taşıdığı değer ne olacak? Şimdi konunun değil içeriğin değeri işe karışıyor. Eğer bir eserde içerik, ger­çek hayatta önemli ve değerli saydığımız şeylerden meydana gelmişse, İnsanları derinden İlgilendiren bir şey İse, bu özellik değerlendirmede nasıl bîr rol oynayacaktır?

Estetik dışı meziyetleri hesaba katan ahlâkçıları ve Marxlstlerl bir yana bırakalım. Onlar, biliyoruz kİ, İçeriğin sos­yal, politik ya da ahlâkî bakımdan değerli olmasını, eserin 'iyi' sayılması için şart koşuyorlar. Bizi bu bölümde ilgilendiren bl- çlmcllerln durumudur. Onlara göre eserin İyi sanat eseri olması bir yapı (düzen) meselesi sayıldığına göre İçeriğin kendi değe­rini hiç göz önüne almayacak mıyız? Şöyle de sorabiliriz: Aca­ba bir sanat eserinde sadece duyumsal ve yapısal değerler mİ vardır, yoksa ‘hayat değerleri' diyebileceğimiz içerikle ilgili de­ğerler de yer alır mı? Bu sorun karşısında blçlmcllerde başlıca İki tutum ayırabiliriz:

1. İyi eserle büyük eseri ayırmak gerekir. İçeriği derin, ağır, yüce olan eserlere estetik dışı ölçütler uygulamak yerinde olacaktır11. Eseri sanat eseri yapan biçimi (yapısı)’dlr. Eserin felsefî derinliği, önemi, hiç bir zaman sanat ölçütü olamaz, çünkü eseri İyi bir sanat eseri yapamaz. Ama eserin böyle nitelikleri varsa, bu yönünü büyük eser dîye ayrıca belirtmek doğru olur. T. S. Ellot'un söyleyişiyle, edebiyatın büyüklüğü salt sanat ölçütleriyle ortaya konamaz; fakat unutmamalıyız kİ sa­nat eseri olup olmadığı ancak sanat ölçütleri uygulanarak ka­rarlaştırılabilir . Eserin İçeriğinde şayet ayrıca önemli ve doğru saydığımız fikirler, tutumlar, gerçek hayatta zengin ve derin bulduğumuz yaşantılar yer alıyorsa eser ek bir değer kazanır. Böyle bir roman karşısındaki tepkimizin bütünü daha zengin, daha yüklüdür. Ne var ki buradaki ek değer estetik bir değer değildir ve sanat alanının dışına çıkar.

2.  İkinci tutum İse şudur: Estetik ölçülerden başkasını kullanmak İstemeyen Wellek, Warren, Brooks ve Beardsley gibi blçlmcller büyüklüğü biçim sorunu İçinde çözmeye çalışırlar.

Onlara göre büyüklük, çeşitli ve zengin malzemenin düzene sokulmasından doğar. Sanat eseri tabakalardan meydana gelir: Sesler, tümceler, bunların meydana getirdiği anlam birlikleri, eserin dünyası yani olaylar, kişiler, olaylara bakış açısı gibi/ Büyüklük dediğimiz şey aslında, özellikle fikir, kişiler, sosyal ve psikolojik yaşantılar gibi malzemenin zenginliği, derinliği ve karmaşıklığıdır. Zıt görüşlerin, farklı kişiliklerin, çeşitli yaşan­tıların yer aldığı eserlerde şayet bu karmaşıklık yazar tarafın­dan kavranmış, ve bunlar bir arada yoğrulurken gerekli ve ge­reksiz ayıklanmış, ve bir düzene sokulmuşsa, o zaman eserde büyüklük dediğimiz özellik ortaya çıkar. O halde bu biçimci- lere göre büyüklük, içeriğin (temanın) kendi başına taşıdığı bir değerden doğmaz, estetik dışı ölçütlerle ölçülemez. Bu eleşti­ricilere göre yazarın ifade etmeğe çalıştığı fikir, edebiyat ese­rinde fikir olarak kalmaz, âdeta değişime uğrar ve dil olur. Bü­yüklük, zengin, derin ve karmaşık bir içeriğin biçimde yansımasıdır. Böyle bir içerik kolay değil güç bir biçimle dile getiri­lebilir ve bundan ötürü 'büyüklük' denen özellik «güç güzellik» den farklı değildir. Bir eserin klasik olması, yani çeşitli çağ­ların okuruna hitap edebilmesi de yine yapısındaki bu zengin­likten ve karmaşıklıktan ötürüdür.

Biçimcilerin içeriğin değeri konusunda söyledikleri, I. A. Richards'dan kaynaklanıyor. Richards yaşantının değerli olma­sını çeşitli ve karşıt empülslerin bir denge durumuna gelme­sine bağlıyordu. Biçimciler, Richards’ın yaşantıda aradığı bu çok yönlülüğü ve karmaşıklığı metnin kendisinde arıyorlar. Oku­run belli bir görüşü (politik, felsefî) benimsemesine engef olacak şey, çok yönlü bakışın metinde yaratacağı karmaşık an­lamdır.

Gözden geçirdiğimiz Yeni Eleştiri uzun süre şiir türüne uygun bir kuram olarak kalmış, roman ve öyküye daha sonra­ları uygulanmıştır. Bu biçimcilerin romana bakışı da, yaşamla, gerçeklikle ilişkilerini değil, olay örgüsü, karakter, ton, dil, sem­boller ve anlatım tekniği gibi öğelerin oluşturduğu biçimi ince­lemeye yöneliktir.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.