Reklam Alanı

Hun-Oğuz Kağan Destanı


Oğuz Kağan Destanı; bir millî kahraman ve onun çevresinde gelişen olayları anlatmaktadır. Destanın baş kahramanı olan Oğuz Kağan'ın büyük Hun Hükümdarı Mete olduğu sanılmaktadır.
Bu destan İslâmiyet'in kabulünden sonra da gelişmesini sürdürmüştür. Destanın VIII. yüzyılda yazıya geçirilmiş metni, İslâmiyet öncesi döneme aittir. Destanın XIII. yüzyılda bir kere daha yazıya geçirildiğini görüyoruz. Bu var­yantı ile ilki arasında önemli farklılıklar vardır. XIII. yüzyıl yazmasında destan, tamamen İslâmî bir hüviyet kazanmıştır.
Oğuz Kağan Destanında tarihî olaylar ve mitolojik unsurları bir arada gö­rüyoruz. Oğuz Kağan’ın Urum Kağan, Masar Kağan ve diğer komşularıyla yaptığı savaşlar destana tarihî bir değer kazandırmaktadır. Oğuz'un müşaviri olan Uluğ Türük'ün rüyasında gördüğü "altın yay”, "gümüş ok", "Oğuz'a yol gösteren gök tüylü, gök yeleli kurt" Türk destanlarında gördüğümüz mitolojik unsurlardan birkaçıdır.
Oğuz Kağan, gerek kişilik yönüyle, gerekse fizikî görünümüyle ideal bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır. Hem bir devlet adamı olarak, hem bir baba olarak, hem de bir eğitimci olarak destanlaştırılmıştır. Bunda Oğuz Kağanın gerçekte yaptığı hizmetlerin önemli bir yeri vardır. İlkel bir devirde Türk birli­ğini sağlamış olması, millet şuuruna eren bir toplum ortaya çıkarması devlet, zenginlik, güç kavramlarını halkına tanıtan ve bu zevki tattıran biri olması destan çekirdeğinin atılmasında çok önemli olmuştur.
Şimdi destanın bir parçasını vermeye çalışaım.
“Günlerden bir gün Ay Kağanın gözü parladı. Doğum ağrıları başladı ve bir erkek çocuk doğurdu. Bu çocuğun yüzü gök; ağzı ateş (gibi) kızıl; gözleri elâ; saçları ve kaşları kara idi. Perilerden daha güzeldi.
Bu çocuk, anasının göğsünden ilk sütü emdi ve bir daha emmedi. Çiğ et, çorba ve şarap istedi. Dile gelmeğe başladı; kırk gün sonra büyüdü, yürüdü ve oynadı. Ayakları öküz ayağı gibi; beli kurt beli gibi; omuzları samur omuzu gibi; göğsü ayı göğsü gibi idi. At sürüleri güder, ata biner ve av avlardı. Günler­den ve gecelerden sonra yiğit oldu.
Kaşgarlı Mahmvıd, a. g. e, C. III, s. 412-416.a. Oğuz Kağan, halka eziyet eden, onların atlarını yiyen büyük bir Gerge­danı avlamak için yola çıkar. Bu arada bir geyik ele geçirir ve onu bir ağaca bağlayıp gider. Sabahleyin gelip baktığında gergedanın, geyiği almış olduğunu görür. Sonra bir ayı bulup onu da aynı yere bağlar. Sabahleyin gelip baktığın­da, onun da gergedan tarafından alındığını görür. Sonra ağacın dibinde kendi­si durup bekler. Gergedan gelince onu kargısı ile öldürür ve başını keser.
b. Yine günlerden bir gün Oğuz Kağan Tanrıca yalvarırken gökten bir ı- şık iner. O ışığın içinde çok güzel bir kız görür. Onu eş olarak kabul eder. Son­ra "Gün", "Ay", "Yıldız" adlarında üç erkek oğlu olur.
c. Yine bir gün ava gittiğinde bir ağacın kovuğunda başka bir kız görür. Oğuz Kağan onu da sever ve eş olarak alır. Bu eşinden de "Gök", "Dağ”, "Deniz" adında üç erkek oğlu olur.)
Sonra Oğuz Kağan büyük bir toy (ziyafet) verdi. Oğuz Kağan, halkı çağı­rınca, ahali birbirine danıştı ve geldi. Oğuz Kağan kırk masa ve kırk sıra yap­tırdı. T urlu yemekler, tatlılar ve kımızlar., vb yediler içtiler. Toydan sonra Oğuz Kağan beylere ve halka buyruk verdi ve:
Ben sîzlerle oldum kağan,
Alalım yay ile kalkan,
Nişan olsun bize buyan (uğur)
Bozkurt olsun (bize) uran (savaş narası)
Demir kargı olsun orman,
Ay yerinde yürüsün kulan,
Daha deniz, daha müren (nehir)
Güneş bayrak, gök kurukan (çadır).
dedi. Ondan sonra Oğuz Kağan dört yana emirler yolladı; tebliğler yazdı ve elçilere verip gönderdi. Bu tebliğlerde şöyle yazılmıştı:
Ben Uygurların kağanıyım ve yeryüzünün dört köşesinin kağanı olsam ge­rektir . Sizden itaat dilerim. Kim benim emirlerime baş eğerse, hediyelerini ka­bul ederek, onu dost edinirim. Kim baş eğmezse, gazaba gelirim; düşman saya­rak, ona karşı asker çıkarır ve derhâl baskın yapıp onu astırır ve yok ettiririm, dedi.
(Yine o zamanlarda, Oğuz Kağan'ın sağ yanındaki Altun Kağan ona itaat ederken sol yanındaki Urum Kağan itaat etmezdi. Oğuz Kağan bu duruma kızarak Urum Kağan'ın üzerine gider. Kırk gün sonra Buz Dağ adında bir da­ğın eteğine gelir. Çadırını kurup burada uyur. Tan ağarınca çadıra bir ışık gi­rer. Bu ışığın içinden bir kurt çıkar. Bu kurt Oğuz Kağan'a
"Ey Oğuz, sen Urum üstüne yürümek istiyorsun; ey Oğuz, ben senin önün­de yürümek istiyorum.” der. Bu kurt, Oğuz Kağan ve askerlerine yol gösterir.Oğuz Kağan İtil Müreriin kenarındaki bir kara dağın önünde Urum Kağan'la savaşır ve onu yenilgiye uğratır.)
Sonra Oğuz Kağan, askerleriyle "İtil" adındaki ırmağa geldi. İtil büyük bir ırmaktır. Oğuz Kağan onu gördü ve
'İtilin suyunu nasıl geçeriz? " dedi.
Asker arasında iyi bir bey vardı. Onun adı Uluğ Ordu Bey idi. O akıllı bir erdi. Gördü ki, bu yerde pek çok dal ve pek çok ağaç... O ağaçları kesti ve bu ağaçlara yattı, geçti. Oğuz Kağan sevindi, güldü ve:
Sen, burada bey ol; senin adın Kıpçak Bey olsun, dedi.
Yine ilerlediler. Ondan sonra Oğuz Kağan yine gök tüylü ve gök yeleli er­kek kurt gördü O kurt, Oğuz Kağana:
"Şimdi, Oğuz, sen asker ile buradan yürüyerek halkı ve beyleri götür; ben önden sana yol gösteririm. ” dedi.
(Oğuz Kağan ilerlemesine devam eder. Bu arada Oğuz'un ala atı, Buz Dağın içine kaçar. Oğuz Kağan buna çok üzülür. Askerler arasındaki kahra­man bir bey, atı bulmak için bu dağa gider. Dokuz gün sonra bulup getirir.)
Oğuz Kağan sevinçle güldü ve sen buradaki beylere;
* baş ol ve senin adın Kartuk olsun“dedi. Ona çok mücevher bağışladı ve ilerledi.
Yine bir gün gök tüylü ve gök yeleli erkek kurt durdu. Oğuz Kağan da durdu ve çadırını kurdurdu. Bu, tarlasız ve çorak bir yerdi. Buraya Çürçet di­yorlardı Büyük bir yurt idi; atları çok, öküzleri ve buzağıları çok, altın ve gü­müşleri çok, cevahirleri çoktu. Burada Çürçet Kağan ve onun halkı Oğuz Ka­ğana karşı geldiler. Vuruşma ve çarpışma başladı. Oklarla, kılıçlarla vuruştu­lar. Oğuz Kağan yendi, Çürçet Kağanı mağlup etti, öldürdü ve Çürçet halkını kendisini tabi kıldı.
Ondan sonra yine bu gök tüylü ve gök yeleli erkek kurtla Hint, Tangut ve Suriye taraflarına yürüdü. Pek çok vuruşmadan ve pek çok çarpışmadan sonra onları da aldı ve kendi yurduna kattı; onları yendi ve kendisine tabi kıldı.
Yine söylemeden kalmasın ve belli olsun ki, Oğuz Kağanın yanında ak sa­kallı, kır saçlı, uzun tecrübeli bir ihtiyar vardı. O, anlayışlı ve asil bir adamdı. Oğuz Kağanın nazırı idi. Adı Uluğ Türük” idi. Günlerden bir gün bir altın yay ve üç gümüş ok gördü. Bu altın yay, gün doğusunda ta gün batısına kadar
" Ulu Türkulaşmıştı ve üç gümüş ok, ta kuzeye doğru gidiyordu. Uykudan uyanınca düşte gördüğünü Oğuz Kağan'a anlattı ve dedi ki;
Ey kağanım senin ömrün hoş olsun; ey kağanım, senin hayatın hoş olsun. Gök Tanrı düşümde verdiğini hakikate çıkarsın. Tanrı, bütün dünyayı senin uğruna bağışlasın.
Oğuz Kağan, Uluğ Türiik'ün sözünü beğendi; onun öğüdünü dinledi ve ö- ğüdüne göre yaptı. Ondan sonra sabah olunca büyük ve küçük oğullarını ça­ğırttı ve:
"Benim gönlüm avlanmak istiyor. İhtiyar olduğum için benim artık cesa­retim yoktur; Gün, Ay ve Yıldız; sîzler doğu tarafına gidin; Gök, Dağ ve Deniz; sizler de batı tarafına gidin." dedi. Ondan sonra oğullarının üçü doğu tarafına, üçü de batı tarafına gittiler.
Gün, Ay ve Yıldız, çok av ve kuş avladıktan sonra yolda bir altın yay bul­dular; onu aldılar ve babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi, güldü, o yayı üçe böldü ve
"Ey büyük oğullarım, yay sîzlerin olsun, yay gibi okları göğe kadar atın."
dedi.
Gök, Dağ ve Deniz çok av ve çok kuş avladıktan sonra, yolda üç gümüş ok buldular; aldılar ve babalarına verdiler. Oğuz Kağan sevindi, güldü, okları üçe üleştirdi ve:
"Ey küçük (oğullarım), oklar sîzlerin olsun. Yay oku attı; sizler de ok gibi olun" dedi.
Ondan sonra Oğuz Kağan büyüh kurultayı topladı. Maiyetini ve halkını çağırttı. Onlar geldiler ve müşavere ettiler. Oğuz Kağan, sağ yanına kırk kulaç direk diktirdi; üstüne bir altın tavuk koydu; altına bir ak koyun bağladı. Sol yanına kırk kulaç direk diktirdi. Üstüne bir gümüş tavuk koydu; dibine bir kara koyun bağladı. Sağ yanda Bozoklar oturdu; sol yanda Üç Oklar oturdu. Kırk gün, kırk gece yediler, içtiler ve sevindiler.
Sonra Oğuz Kağan oğullarına yurdunu üleştirip verdi ve
Ay oğullar köp men aşdum
Uruşgular köp men kördüm
Çıda bile köp ok atdum
Aygır birle köp yürüdüm
Düşmanlarnı ıglagurdum
Dostlarumnı men kültürdüm
Kök Tengriye men ötetim
Senlerge bire men yurtum tep tedi.24

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.