Reklam Alanı

Göktürk Destanlarından ERGENEKON DESTANI


Engenekon Destam'nın en önemli kaynağı hiç şüphesiz ki Reşidüddiriin meşhur Câmiü’t-Tevârih adlı eseridir. Reşidüddin bu efsaneyi tam manasıyla Moğollaştırmıştır. Bu eser Ebu'l-gazi Bahadır Han tarafından Şecere-i Türk adıyla dilimize çevrilmiştir.
Şimdi bu destandan da bir bölüm vermeye çalışalım:
“İlhan Moğol (Türk) yurduna hakan olduğu zaman Tatar yurdunda da Sevinç Han hüküm sürmekte idi. İkisi de bir çağda (aynı yaşta) idiler. Arala­rında vuruş (cenk) zuhur etmiş idi. Daima İlhan galip gelirdi. Sevinç Han, Kır­gız Hanına birçok hediyeler, adamlar gönderip türlü türlü vaadlerde bulunarak onu kendi tarafına aldı. O vakitler oralarda ahali çoktu. Ve bunların içinde de en kalabalık olan kabile Moğol (Türk) kabilesi idi. Ne vakit bir vuruş olsa düş­mana Moğol (Türk) galip gelirdi. Bütün illerde Moğol (Türk) oku ötmeyen, kolu yetmeyen bir yer yoktu. Bundan dolayı bütün kabileler Moğol (Türk)u kötüler­ler idi. Diğer kabilelere de elçiler gönderip onları da davet ettiler. Ve Mogollar (Türkler)dan öç alalım dedi. Hepsi birleştiler Moğol (Türk) üzerine yürüdüler. Mogollar (Türkler) çadır ve sürülerini bir yere yığıp etrafına hendek kazdılar ve beklediler. Sevinç Han geldi. Savaş başladı. On gün cenk oldu. On günde Mo­gollar (Türkler) galip geldi. Sevinç Han, bunun üzerine bütün han ve beğleri toplayıp gizlice müzakere etti. Ve: “Biz bunlara hile yapmazsak halimiz harap­tır.’’ dedi. Ertesi günü şafakla çadırlarını kaldırıp kötü mallarını (sığır, koyun, at gibi hayvanlar) ve birtakım ağırlıklarını bırakıp kaçtılar. Moğolllar(Türkler) bunları kudretsiz kaldılar da kaçıyorlar zannederek arkalarından yürüdüler. Tatarlar dönüp savaştılar, bu sefer Moğollar(Türkler) mağlup oldu. Ordugahla­rına gelinceye kadar onları kestiler. Mallarıyla beraber ordugahı da bütün zabt ettiler. Moğol(Türk)larm çadırlarının hepsi orada olduğundan Moğol- lar(Türkler)dan bir tane bile aile kurtulamadı. Büyüklerini kılıçtan geçirdiler, küçüklerinin her birini bir kişi esir olarak aldı. Kalanlar efendilerinin kabilesi­nin adını aldılar. Bu suretle dünyada Moğol(Türk)dan eser kalmadı.
Sevinç Han Moğol(Türk)u yağma ettikten sonra memleketine dönmüştü, tlhan'ın oğulları bu muharebede ölmüşlerdi. Ancak en küçüğü olan Kıyan kal­mıştı. Kıyan o sene evlenmişti, tlhan'ın kardeş oğullarından Nüküz de o sene evlenmişti. Bunların ikisi de savaştan on gün sonra bir gece atlanıp eşleriyle beraber kaçtılar. Savaştan önce ordu kurdukları yere geldiler. Düşmandan kaçıp gelen dört türlü mal deve, at, öküz ve koyun buldular. Konuşup dediler ki “Burada kalsak, bir gün olur düşmanlarımız bizi bulurlar. Bir kabileye gitsek etrafımız hep düşman kabilelerdir. İyisi mi dağlar arasında kimsenin daha yolu düşmemiş olan bir yere gidip oturalım." Sürülerini sürüp dağlara doğru yürü­düler. Yabani koyunların yürüdükleri bir yolu tutup tırmanarak yüksek birdağm boğazına vardılar. Oradan tepeye çıkıp diğer yanına indiler. Oraları iyice kontrol ettiler. Gördüler ki geldikleri yoldan başka yol yoktur. Ve o yol da öyle bir yol hı bir deve ve bir keçi bin güçlükle yürüyebilirdi. Eğer biraz ayağı sürçse düşer parça parça olurdu. Vardıkları yer geniş ve nihayetsiz bir ülke idi İçinde akarsular, kaynaklar, türlü türlü otlar, çayırlar. meyveli ağaçlar, türlü türlü avlar vardı. Bunu görünce Tanrı'ya şükürler kıldılar.
Kışm mallarının etini yer, derilerini giyerler; yazın sütünü içerlerdi. Oraya Ergene Kon adını verdiler. Ergene'nin manası bir dağın kemeri, kon'un manası dik tir. Orası dağın en yüksek yeri idi.
Burada Kıyan ve ve Nüküz'ün oğulları çoğaldı. Kıyan'ın oğulları ötekinin- kinden daha çok oldu. Kıyan’ın oğullarına Kıyat, Nüküz’ün oğullarına Nüküzler dediler. Kıyan diye dağdan şiddetle ve süratle inen sele derler. Il­han'ın oğlu güçlü ve tez bir adam olduğundan ona bu ismi vermişlerdi. Kıyat Kıyan’ın çoğul halidir. Bu iki kişinin nesilleri uzun bir süre Ergene Kon’da kal­dılar. Çoğaldıkça çoğaldılar. Kabileler meydana geldi. Her aile urug namıyla bir oymak teşkil etti.
Dört yüz sene sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki artık oralara sığmadılar. Bunun üzerine aralarında konuştular: "Babalarımızdan işitirdik ki Ergene Kon’un dışında geniş ve güzel bir memleket varmış, atalarımız orada otururlarmış. Tatar baş olup başka kabileler kavmimizi kırıp, yurdumuzu al­mışlar. Artık Tanrı’ya şükür, düşmandan korkarak dağda kapanıp kalacak halde değiliz. Bir yol bulup bu dağdan göçüp çıkalım. Bize dost olanla görüşür, düşman olanla savaşırız.”dediler.
Herkes bu fikri beğenip yollar aradılar. Mümkün olup bir yol bulamadılar. Bir demirci: "Ben bir yer gördüm, orada demir madeni var, zannederim ki bir kattır. Eğer onu eritirsek yol buluruz." dedi. O yeri gidip gördüler, demircinin sözünü uygun buldular.
Millete odun ve kömür vergisi saldılar. Herkes vergisini getirdi. Bir sıra o- dun, bir sıra kömür olmak üzere dağın böğründeki çatlağa yığdılar. Dağın tepe ve diğer yanlarına da odun ve kömür yığdıktan sonra deriden yetmiş körük yapıp yetmiş yere kurdular. Ateşleyip hepsi birden körüklediler.
Tanrı’nın kudretiyle demir eriyip yüklü bir deve geçecek kadar bir yol a- çildi. O ayı, o günü, o saati ezberleyip dışarı çıktılar. İşte o gün Mo- ğol(Türk)larca bayram sayıldı. O vakitten beri bu gün Moğol(Türk)lar bayram yaparlar. O gün bir demir parçasını ateşte kızdırırlar. Demir kıpkırmızı olunca evvela han bir kıskaç ile demiri örsün üstüne kor ve çekiçle vurur. Ondan sonra bütün beğler de aynen yaparlar. Bu güne çok itibar edip: “Zindandan çıkıp ata yurduna geldiğiniz gün” derler.Ergene Kon’dan çıktıkları zaman Moğol(Türk)lann padişahı Kıyan neslin­den Kurlas boyundan Börte Çine idi. Bütün kabilelere elçiler göndererek Erge­ne Kon’dan çıkıp geldiğini bildirdi. Kabilelerin bazısı memnun oldu, bazısı memnun olmadı. Özellikle Tatarlar bunların üzerlerine yürüdüler. Saf bağlan­dı, savaş oldu. Moğol(Türk)lar galip gelip Tatarların büyüklerini kılıçtan geçir­diler, küçüklerini esir ettiler. Böylece dört yüz yıldan sonra kanlarını aldılar, mallarını zabt ettiler ve ana yurdunda oturdular.



Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.