Reklam Alanı

Eski Türk Şiirinde Sözlü Eserler


Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları veya edebî ürünlerini yazıya ge­çirmediği dönemlerdeki bu edebî ürünler sözlü edebiyat içinde değerlendirilir. Bu ürünler destan, sagu, koşuk ve savlardan ibarettir. Bunlar daha çok kopuz eşliğinde söylenen milli vezin ve nazım şekilleriyle ifade edilmiştir.
Sözlü edebiyat ürünlerinin en eskileri Uygurlar döneminde yazıya geçiri­len dini İlâhi ve duâlardır. Bunlardan başka daha sonraki yüzyıllarda yazıya geçirilen bazı kaynaklarda ve Divanü Lugati’t-Türk'te eski Türk şiiri ile ilgili kayıtlar mevcuttur. Şimdi bu sözlü edebiyat ürünlerinden birkaç örnek verme­ye çalışalım:
1. Sagular
Sagular, İslâmiyet'in kabul edilişinden önceki dönemlere özgü şiirlerdir. Çünkü bu dönemlerde ölen kişiyi toprağa vermeden önce yuğ/yoğ adı verilen, gösterişli bir tören düzenleniyordu. Komşu ülke kaynaklarına göre yuğ/yoğ merasimlerinde; cenaze çadıra yatırılır, ölenin yakınları atlarına binerler, çadı­rın etrafında yedi defa dönerler, sonra atlarından inerek yüksek sesle ağlaşıp, yakalarını, yüzlerini yırtarlar, bu esnada ozanlar da törene katılanların hüznü­nü artırıcı sagular söylerlerdi. Sagular, ağıt töreni anlamına gelen bu yuğ tö­renlerinde kopuz eşliğinde okunuyordu.
Cenaze ile ilgili bu törenlerin Anadolu’nun pek çok yöresinde bugün de uygulandığı, ağıtlar yakıldığı hatta bazı yörelerde bu işin profesyonel ağıtçılar tarafından yürütüldüğü bilinmektedir.Sagunun, bugünkü karşılığı ağıttır. Türk dünyasında Sagunu karşılığı o- larak; "ağı (Azerbaycan), sızlamag (Irak Türkmenleri), ¡oktav, koşuk ırı, köri (Kazaklar), cır, coktov, koşok (Kırgızlar), Bozlaw (Nogaytar), ağı, tavş, tavşa, tovum, ses etmek (Türkmenler)” gibi değişik kavramlar kullanılmakla beraber esas itibariyle bunların hepsi birbirine benzemektedir. Geçmişte bu şiirlerde, ölen bir devlet adamının, bir kahramanın veya sevilen herhangi bir kimsenin ölümünden duyulan üzüntü dile getirilirken, günümüzde ise her insan için söylenebilmektedir.
Klâsik edebiyatta da muhteva yönünden sagulara ve ağıtlara benzeyen örnekler vardır. Ancak bu şiirlere şekil olarak kaside, tür olarak da mersiye denmektedir. Bu şiirler sagu/ağttlardan şekil olarak olduğu kadar, muhteva itibariyle de ayrılır. En önemli farkları ise; sagu/ağıtların sanat kaygısından uzak, fakat ifadelerinde samimi oluşları, buna karşılık mersiyelerin bir sanat kaygısı taşımaları ve ifadelerinin resmî oluşlarıdır.
Bugün elimizde bulunan en eski sagu örneği; Alp Er Tonga isimli Türk hükümdarı için söylenmiş olup, XL yüzyılda Kaşgarlı Mahmud’un Divan-ı Lugati’t-Türk adlı eserinde bulunmaktadır.
Eserin tamamı 12 dörtlüktür. Ancak bu dörtlüklerin hepsi bir arada veril­memiştir. Eserde muhtelif maddelerde değişik kelimelerin izahında ayrı ayrı zikredilmiştir. Belki de tamamı daha uzun olan bu sagunun ancak 12 dörtlüğü Divan-ı Lugati’t-Türfc’te yer almıştır.
Bu parça da Alp Er Tonga'nm ölümü üzerine düzenlenen "yuğ" töreninde söylenmiştir. Belki de bu şiir ilk kez bu törende okunmuş ama, daha sonra Alp Er Tonga'yı sevenler tarafından geliştirilmiştir.
Bu şiirlerde ölen kişinin kahramanlıkları, idealleri, yaptığı çalışmalar ve ölümünden duyulan üzüntü dile getirilmiştir.
Sagu, İslâmiyet öncesi Türk şiirine ait bir nazım türü dür. Sagular da bu döneme ait diğer şiirler gibi hece vezniyle söylenmiştir. Nitekim Alp Er Tonga sagu sunun 7'li hece vezniyle ve 4+3=7 duraklı olarak söylendiğini görüyoruz;
Alp Er Tonga / öldi mü 4+3=7
İsiz ajun t kaldı mu4+3=7
Ödlek öçin / aldı mu4+3=7
Emdi yürek / yırtılur4+3=7
Saguların nazım birimi dörtlüktür. Şekil olarak feoşmaya benzer. Kafiye sıralanışı şöyledir:
aaab / cccb / dddb /...
2. Savlar
Sav ‘’atalar sözü’’dür. Atalar sözlerine İslâmiyet öncesi dönemde sav (sab) deniyordu. Bu kav­ram, tarihi kaynaklarda da görülmektedir. Şöyle ki;
Kül Tigin Kitabesi'nde sav kelimesi "sab" biçiminde; "Tokuz Oğuz begleri, bu sabı’mın atıgdı tıngla: Dokuz Oğuz beyleri, bu sabı’mı adamakıllı din- le!”olarak geçmektedir.
Bu cümlede sab (sav) kelimesinin; önemli söz, nasihat anlamlarında kul­lanıldığını görüyoruz. Aynı kelime daha sonraki dönemlere ait Uygur metinle­rinde aynı anlamlara gelecek şekilde kullanılmıştır.Kaşgarİt Mahmut, sav (sab) kelimesinin, mektup, atalar sözü, kısa hikâye, kıssa anlamlannda kullanıldığını belirtmektedir.
Yusuf Has Hacip, Kutadgu Bilig adlı eserinde sav kelimesinin yerine me­sel kelimesini kullanmıştır. XI. yüzyılda yazılmış olan bu eserde Arapça ve Farsçadan alınmış çok sayıda kelime kullanıldığını biliyoruz. Mesel kelimesi de İslâmiyet'in kabulünden sonra hızlanan kültür alışverişiyle alınmış bu kelime­lerden biridir. Burada dikkat çeken durum mesel, misal kelimelerinin yaygın olarak özlü söz, anlamlı söz veya olay, atalar sözü anlamında kullanılmasıdır.
Sav kelimesi ise XII. ve XIII. yüzyıllarda soy, söz şeklinde telaffuz edilme­ye başlanmıştır.
Bütün bunlardan şu anlaşılmaktadır: Sav kelimesi, XII. yüzyıla kadar a- talar sözü anlamında da kullanılmış; ancak XII. yüzyıldan sonra bu anlam mesel, misal, temsil kelimeleriyle ifade edilir olmuştur. Bazen de bu kelimenin Osmanlı Türkçesinde darb-ı mesel şeklinde söylendiğini görüyoruz.
Bu alanda ilk ilmi çalışmayı Tanzimat dönemi şair ve yazarlarından İbra­him Şinasi Efendi yapmıştır. Yaptığı çalışmaya da Durûb-ı Emsâl-i Osmaniye (Osmanlı Ata Sözleri) adını vermiştir.
Ata sözleri, atalarımızla bizim pek çok ortak yönümüzü gösteren kültür mirasıdır. Binlerce yıl öncesinde komşuluk, iyilik, tarım, ticaret, evlilik, aile gibi pek çok konuda söylenmiş ata sözleri bugün de kullanılmaktadır. Bu du­rum bizim atalardan farklı düşünmediğimizi, onların devamı olduğumuzu gös­termektedir.
Başlangıçta mutlaka bir kişi tarafından söylenmiş olan ata sözleri, söyle­yenin unutulmasından sonra millete mal olmuştur. Bu sebeple ata sözlerini Türk Halk edebiyatının anonim ürünleri içinde değerlendiriyoruz.
Ata sözlerimizin çoğu edebî sanatların gücünden faydalanarak söylenmiş cümlelerdir. Bu sebeple hem etkili hem de ezberlenmeye müsait ve akılda kalıcıdır.
-  Ağaç yaş iken eğilir. (İstiare)
-  Kurt komşusun yemez. (Mecaz)
-  Sana su vermeyene sen süt ver. (Mecaz)
-  Misafir gelse mutluluk da gelir. (Hüsn-i ta'lîl)
-  Can boğazdan gelir. (Kinaye)
-  Güvenme varlığa; düşersin darlığa. (Tezat)
Ata sözlerimizin çoğu manzum özellikler göstermektedir. Kafiye, redif, a- literasyon gibi nazma ait hususiyetlerden faydalanılarak söyleyiş güzelliğine ulaşılmıştır:
Yigaç ucuga yit tegir, körklük kişige söz tegir. (Yüksek ağaca yel, güzel kişiye söz gelir.) Bu ata sözünde “g" sesiyle aliterasyon yapılmıştır.-          Sub bermeske süt bir. (Su vermeyene süt ver.)
-  Tay atatsa at tmur, (Tay büyüyünce at dinlenir.)
Oğul erdese ata tınur. (Oğul erleşince baba dinlenir.)
Bu ata sözlerinde ise "sub-süt" kelimeleri ve "at-ata" kelimeleriyle kafiye yapılmıştır. Ancak bu kafiye türü kelimelerin sonundaki değil başındaki ses­lerle elde edilmiştir. İslâmiyet öncesi dönemde bu tür kafiyeye de sık sık baş­vurulduğunu görüyoruz.
SAVLAR
1. Yıgaç ucuya yil tegir, körklük kişiye söz tegir. (Yüksek ağaca yel, güzel
kişiye söz gelir.)
2. Böri konşusmyimes. (Kurt bile komşusuna zarar vermez.)
3.  Yir basrukı tag, budun basrugı beg. (Yerin düzeni dağ ile, milletin dü­
zeni bey ile.)
4. Kam kan bileyumas. (Kanı, kanla yıkamazlar.)
5.  Sub bermeske süt bir. (Sana su vermeyene sen süt ver.)
6. Uma kelse kut bolır. (Misafir gelince mutluluk getirir.)
7. İt ısırmas, at tepmes dime. (İt ısırmaz, at tepmez deme.) Divânü Lügati't-Türk
3. Koşuklar
Atalarımız, yerleşik hayata İslâmiyet'in kabulünden sonra geçmeye baş­lamışlardır. Bundan önce Orta Asya steplerinde yarı göçebe bir hayat sürü­yorlardı. Çadırlarda oturuyorlar ve hayvancılığa büyük önem veriyorlardı. Bu nedenle bütün plânlarını tabiat şartlarını dikkate alarak yapıyorlardı. Böyle bir kültür içinde tabiatın önemli bir yer tutması kaçınılmazdır. Bu sebeple tabiat, güzellik ve kahramanlık (yiğitlik) konulu şiirler, İslâmiyet öncesi Türk edebi­yatında önemli bir yer tutmaktadır. Aşık tarzı Türk şiirindeki koşmaya çok benzeyen bu şiirlere ''koşuk” diyoruz. Koşuklar en kısa tarifiyle bir güzellik ve övgü şiirleridir.
Koşuklar günümüzde Türk halk edebiyatındaki türkülere benzemektedir. Söyleniş biçimi, söylenme zamanı ve şekil özellikleri bakımından ise Âşık Tar­zı Türk şiirindeki koşma ile büyük benzerlikler göstermektedir.
Koşuklar, pratik, hareketli ve coşku dolu bu hayat içerisinde önemli bir yere sahiptir. Bugün koçaklama, güzelleme, taşlama diye ifade ettiğimiz deği­şik türlerin hepsine birden İslam öncesindeki dönemde koşuk deniyordu. Do­layısıyla koşuklar; ’’yiğitlik, kahramanlık, güzellik, aşk, hayranlık" gibi temala­rın işlendiği, bazen de pastoral bir şiir olarak karşımıza çıkmaktadır.Koşuklar, genellikle 7 li hece vezniyle söylenmiştir. Oysa Âşık Tarzı Türk şiirinde koşma vezninin ll'li kalıbıyla söylenir. Ama koşuklar da koşma gibi dörtlüklerle kurulur ve kafiye sıralanışı bakımından da fark yoktur.


4.  Destanlar
Bir milletin tarihinde gerçekleşmiş, unutulması mümkün olmayan bir olay üzerine söylenmeye başlayıp gelişmesini asırlarca devam ettiren milli eserlere destan diyoruz.
Destanlar, bütün dünya edebiyatlarının en eski ürünleridir. Bu sebeple her millet, destanlarına her yönüyle milli eser gözüyle bakar. Destanların ö-
Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügati't-Türk, C. I-III, Ankara 19B5.nemi, anlatılan olayların ve şahsiyetlerin gerçeğe uyup uymadığından değil, söylendiği dile ve o dili konuşan millete ait pek çok eski özelliği bünyesinde bulundurmasından kaynaklanır. Destanlar, tarihi olayların ve şahsiyetlerin tarihçi gözüyle değil, halkın gözüyle yorumlanmasıdır. Bu sebeple destanlarda her şey abartılır
Destan, edebî eserler içerisinde en uzun, en milli ve oluşması en zor ola­nıdır. Bu nedenle her milletin millî destanı yoktur. Millî destanın oluşabilmesi için şu şartların sağlanmış olması gerekir. Onlar da:
1.      Destan çekirdeği dediğimiz çok büyük bir olayın gerçekleşmesi ve bu olaydan sonra da destanın gelişebilmesi için uzunca bir sükûnet dönemi ya­şanması gerekir.
2.      Destan çekirdeği dediğimiz bu olayın (büyük bir savaş, salgın, deprem, sel baskını, kuraklık, toplu göç, büyük zafer...) gerçekleştiği zamanda söz ko­nusu toplumun sosyolojik aşamasını tamamlayıp millet olma seviyesine ulaş­ması ve bu toplum içinden çıkan sanatçıların bu olayı şiirle ifade etmesi gere­kir.
3.      Bu şiirlerin vaıyantlaşma sürecinin başlaması gerekir. Bir başka ifa­deyle şiirlere yapılan ekleme ve çıkarmalarla, ferdin malı olmaktan çıkıp ano­nim bir karakter kazanması gerekir.
4.      Bir edebî eser olarak ortaya çıkmış olan bu milli destanın unutulmama­sı için usta bir şair tarafından bir kompozisyon dahilinde derlenip yazıya geçi­rilmesi gerekir.
Türk tarihi, destan konusu olabilecek olaylar ve kahramanlıklarla dolu­dur. Nitekim İslâmiyet öncesi Türk edebiyatı bir destan zenginliğine sahiptir. Ancak bu destanların orijinal tam metinleri elimizde yoktur. Çin, İran ve Arap kaynaklarında bazı parçalar bulunmakta; fakat bu parçalar sadece böyle bir Türk destanının yaşamış olduğunu göstermekte, fazla bilgi vermemektedir.
Demek ki, bir destanın günümüze kadar gelebilmesi onun unutulmadan yazıya geçirilmesiyle mümkündür. Bizim destanlarımız üzerinde böyle bir çalışma yapılmadığı için pek çoğu unutulmuştur.
Destanları, çeşitli Türk boylarında ozan, kam, şaman, baksı gibi isimler verilen sanatçılar, ezbere biliyorlar ve çeşitli vesilelerle kopuz eşliğinde seslen­diriyorlardı. Bu sanatçıların aynca dini hüviyeti de vardı. Türk boylan arasında İslâmiyet'in yayılmasından sonra bu sanatçı tipi itibar görmediği için yavaş yavaş silinmiştir. Böylece destanların tamamını ezbere bilen ve her fırsatta bir şeyler katan sanatçılar da artık yetişmez olmuştur. Bu sebeple yazıya da geçi­rilmemiş olan destanlar unutulmaktan kurtulamamıştır.
Bugüne kadar gelen destanlarımız ise şu veya bu şekilde değişik kaynak­larda bir bölümüyle yer almış veya özetlenmiş biçimdedir. Bugün için haberdar olduğumuz belli başlı Türk destanlan kronolojik sıraya göre şunlardır:

I. Saka Türklerine Ait destanlar
1. Alp Er Tonga Destanı
2.  Şu Destanı
II Hun-Oğuz Türklerine Ait Destanlar
1.  Oğuz Kağan Destanı
III. Göktürk Destanları
1.  Bozkurt Destanı (Efsanesi)
2.  Ergenekon Destanı
IV. Uygur Türklerine Ait Destanlar
1.  Türeyiş Destanı (Efsanesi)
2.  Göç Destanı
V.  Karahanlılara Ait Destanlar
1. Saltuk Buğra Han Destanı
Vf. Kırgız Türklerine Ait Destanlar
1. Manas Destanı
VII. İslâmî Devirde Gelişen Bazı Destanlar
1. Cengiz Han Destanı (Cengiznâme)
2.  Danişmend Gazi Destanı
3.Battal Gazi Destanı
4.  Köroğlu Destanı



Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.