Reklam Alanı

Edebiyat Eserinde Anlam


Buraya kadar biçimciliğin anlamla nasıl hesaplandığını, an­lamı yapının bir parçası yaparak içerik-biçim ikiliğinden kur­tulmaya çalıştığını gördük. Fakat biçimcilerin çilesi bu kadarla bitmiyor. Biçimi nasıl etkilerse etkilesin eserin bir anlamı oldu­ğuna göre, bir sanat eseri bize yine de bir şeyler söylüyor demektir. Başka bir yoldan da olsa felsefenin, psikolojinin, sosyolojinin, dinin söylediği şeyleri şiirde (romanda, oyunda) bulmuyor muyuz? Biçimciliğe göre organik bütünlük yani ese­rin yapısı bizde estetik yaşantı meydana getirir ve sanatta önemli olan budur. Ama bu organik yapı içinde yine de bildi­ğimiz çeşitten bir anlam kalıyor. Edebiyat eserini felsefe, sos­yoloji ve ahlâk alanlarındaki eserlerden ayıracak, kendine özgü bir özelliği olduğunu ispat edeceksek bir sanat eserinin öbür­lerinden dilsel bakımdan da nasıl ayrıldığını açıklayabilmek gerek. Anlamı kabul ettik miydi, eser ister istemez hayatla, dış dünya ile bağlar kuran, göstersel (referential) anlam taşıyan bir yapıt olacaktır. Tıpkı bir felsefe, bilim ya da ahlâk kitabında olduğu gibi.

O zaman diyeceğiz ki filân hikâye insanların içgüdülerine göre yaşamaları gerektiğini anlatıyor; filân şiir hayatta en yük­sek ülkünün Tanrıya ulaşmak olduğunu söylüyor, v.b. Bu ise bir edebiyat eserinin yaptığını, özellikle felsefe ve ahlâk alan­larındaki diğer türlerden yazıların yaptığından ayırmamaktır. Nitekim daha önce de gördük ki bir kurama göre aradaki fark, edebiyatın bazı fikirleri ve görüşleri süsleyip aynı zamqnda eğlendirici, zevk verici bir şekle sokarak anlatmasındadır. Baş­ka bir kuram, sosyoloji gibi bilimlerin soyut bir şekilde anlat­tığını edebiyat somut bir şekilde verir diyor ve önemi içerikte buluyordu.

Biçimciler sanatın özünü yapıda aradıklarına göre anlamla ilgili şu sorulara cevap vermek durumundadırlar:
1. Sanat eserinin anlamı, dilsel bakımdan diğer tür yazı­ların anlamından nasıl ayrılır?
2. Bu anlamın bir değer taşıması (içeriğin derin, yüce, önemli olması) sanat eserinin değerlendirilmesinde nasıl bir rol oynayacaktır?
Birinci soruyla başlayalım. Bir biçimci olmayan LA. Richards da aynı soruna el atmış ve edebiyat eserindeki dil ile, topluca bilimsel diyebileceğimiz diğer eserlerin dili arasında kesin bir ayrım yapmıştı.

Edebiyat eserlerindeki anlam 'göstersel' (referential) değil duygusaldır. Göstersel gibi duran önermeler aslında sözde - önermelerdir ve okura bir şey bildirme görevleri yoktur; sadece duygu uyandırmaktır işleri. Oysa bilimsel (geniş anlamda) yazı duygu uyandırmak amacını taşimaz, bir şey bildirir. Richards' m bu ayrımı, edebiyat eserini okurun üzerinde yaptığı duygusal etkiye bağlıyor ve eserin yapısı üzerinde bir eleştiriye yolu ka­pıyordu. Richards'dan birçok bakımlardan etkilenen Amerikan biçimcileri, okurun psikolojisinden kurtularak eserin yapısına yönelmek istedikleri için, edebiyat eseriyle diğer tür yazıları kesinlikle ayıran özelliği yine dilde aramakla beraber, Richards* m yürüdüğü yolu terketmek zorunluğunu duymuşlardır. Onlar da, bilim ve felsefe gibi diğer tür yazılarda dilin göstersel anlam taşıdığını kabul ederler, fakat edebiyat eserindeki dilin yalnızca duygusal olduğunu kabul etmezler. Edebiyat eseri de aynı söz­cüklerle yazılır ve sözcüklerin göstersel anlamı vardır. Varsa, bir edebiyat eseri ister istemez ya insanlar hakkında, ya dış dünya hakkında, ya yazar hakkında bir şeyler söyleyecek, kısa­cası metnin dışındaki dünya ile bağlar kuracaktır. Bu bağların kurulması biçimcilerin anladığı anlamda bir estetik yaşantıyı bozar. Gene dönüp dolaşıp anlamsız hecelere dönmek iste­miyorsak, bu dilsel sorunu çözmemiz ve şu soruyu cevaplan­dırmamız gerek: Edebiyat eserinde de göstersel anlam bulun­duğuna göre, eserin diğer türlerde olduğu gibi dış dünyaya işaret etmediği nasıl düşünülebilir?

Cleanth Brooks ve Allen Tate gibi biçimciler bu sorun üzerinde uzun uzun durarak şu yolda bir cevap aramışlardır.

Şiirde tek tek sözcüklerin göstersel anlamı vardır ve dola­yısıyla atomik mahiyette göstersel anlamlar şiirde yer alır, ama atomik mahiyetteki bu göstersel anlamlar, eserin bağlamı için­de karşılıklı etkiler ve ilintilerle öylesine nitelendirilir, değişti­rilir ve yoğrulur ki artık eserin anlamı atomik anlamların top­lamına eşit olmaktan çıkar. Şiir öyle bir yapıdır ki, bunu mey­dana getiren öğelerin iç ilintileri, şiirin başka şekilde dile geti­rilemeyecek bir anlam kazanmasını sağlar. Bu demektir ki şiirin anlamı, bilimsel bir eserde olduğu gibi, göstersel bir önermeye indirgenemez. Bütünün kendine özgü anlamı ancak eserin kar­maşık yapısı ile dile getirilebilir.             
        
Diğer tür yazılarda göstersel anlamın açık olmasına çalı­şılır ve dış dünyaya işaret eden önermeler tek tek anlamı olan şeylerdir. İyi bir edebiyat eserinde ise bu dışa işaret edişe bağlam engel olur ve okur bağlam içinde tutularak dikkatinin bu, kendi kendine yeterli anlamlar dünyasının dışına kayma­sının önüne geçilir. Edebiyat eseri ile diğer türde yazılar ara­sındaki fark birinin anlamının duygusal öbürünün göstersel olmasında değil, birinin yansımalı diğerinin göstersel olmasın­dadır. Yansımaklık, gösterselliği ortadan kcldırır ve edebiyat eserine özgü, bağlamsal (contextual) bir .anlam yaratır. Gerçi bir edebiyat eserinin anlamını bazen kısaca özetler, «bu şiir çocukların ne kadar zalim olduğunu anlatıyor» gibi bir öner­meye indirgeriz, ve bu çeşit özetlemeler işe yarayabilir: ancak bunu yaparken bilmeliyiz ki bu önerme şiirden yapılmış bir so­yutlamadır. Eserin ne hakkında olduğuna dair bize genel bir fikir verir. Oysa bir çok kimseler sanırlar ki bu, eserin öz anla­mıdır, ana iskeletidir âdeta, ve üst tarafı buna giydirilmiş ay­rıntılardır. C Brooks bu görüşün ergeç insanı içerik-biçim iki­liğine iteceğine inanmaktadır. Ona sorarsanız özetleyici öner­meleri eserin anlamı saymak yanlıştır. Nitekim eserin tam ne dediğini daha iyi açıklamaya çalıştıkça ilk özetimizi daha aç­mak, uzatmak ve nitelendirmek gereğini duyarız. Nihayet fark- ederiz ki eserin anlamını eksiksiz olarak belirtmek istiyorsak gittikçe eserin kendisini tekrara yaklaşırız. Şimdi geçelim ikin­ci sorunun cevabına.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.