Reklam Alanı

Tanrı’nın Kurallarına Uyma Yükümlülüğü

Tanrı’nın Kurallarına Uyma Yükümlülüğü

Kutsal Emir Teorisi’ne göre eylemlerin ahlaki açıdan iyi olup olmadığını belirlemenin tek ölçütü ve tanımı gereği evrendeki iyiliğin en üstün ve tek kaynağı olan Tanrı’nın iradesine boyun eğmek tüm inanan insanlar için zorunludur. Çünkü O’nun emirleri her zaman ya kendi başına iyidir ya da daha üstün bir iyiye hizmet ediyordur. Bu görüşü savunan teologlara göre doğadaki her varlık gibi bizi de yaratan Tanrı’nın emirlerine uymak da ahlaklılığın vazgeçilmez parçasıdır. Bunun iki nedeni vardır: Birincisi en yüksek iyinin emirleri de iyiye hizmet eder. İkincisi de doğadaki tüm varlıkların O’nun yaratısı olmasıdır. Brody “eğer biz O’nun malıysak, O ne derse onu yapma zorunluluğumuz vardır ve bizi yaratan, bize sahip olan ve bu nedenle de kendisini takip etmek zorunda olduğumuz Tanrı bizden yapmamızı ya da sakınmamızı istediği için bazı eylemlerin doğru bazılarının da yanlış olduğu iddiasını” düşünebileceğimizi öne sürmektedir. Bu düşünceye göre Tanrı her şeyi meydana getiren yaratıcı, insanlar da dahil olmak üzere var olan diğer her şey ise O’nun ürünü ve böylece malıdır. Evrenin yaratıcısı olarak Tanrı, yarattığı varlıklara neyi yapmaları, neyi yapmamaları gerektiğini söyleme hakkına sahiptir. Sonuç olarak Tanrı yarattığı varlıkların nasıl ve kim tarafından kullanılacağına karar verme hakkına sahiptir. Eğer dünya’yı Tanrı yarattıysa, hangi çocuklarının hangi bölümünü kullanacağını söyleyebilir.



Günümüzde birçok düşünür, evrenin Tanrı tarafından yaratıldığı ve tüm varlıkların O’nun eseri oldukları kabul edilse de bunun, uymamız gereken tek kurallar bütününün Tanrı’nın emirleri olduğu ve tüm yükümlülüklerimizin onun tarafından belirlendiği anlamına gelmediğini düşünmektedir. Örneğin etikte doğalcılığı savunan Wielenberg’e göre, tüm ahlaki sorumluluklarımızın kaynağı Tanrı değildir. Yaratılan varlıklar olarak yaratıcı Tanrı’ya karşı bazı sorumluluklarımızın olduğu kabul edilse bile, kaynağını Tanrı’dan almayan başka sorumluluklarımız ve ödevlerimiz de vardır. Örneğin Wielenberg, toplumsal varlıklar olarak içinde bulunduğumuz toplumun ihtiyaçları tarafından belirlenen sorumluluklarımızın da, içsel değerlerden türeyen sorumluluklarımızın da olduğunu savunmaktadır. Tanrı’nın emirlerinin uymamız gereken tek kurallar bütünü olmadığı iddiasına karşı bazı teologlar bir karşı sav ortaya atmaktadırlar. Bu karşı sava göre, tanrısız bir dünyada bazı yükümlülüklerimizin olması mümkün olsa da, bu yükümlülükleri uygulamamız için hiçbir normatif neden olamaz. Tanrısız bir evrende bazı eylemler ahlaki olarak doğru ve bazıları yanlış olsa da, eğer yaşam mezarda sona erecekse, insanların bu kurallara uymalarını sağlayacak iyi bir sebep olamaz. Böylece Stalin olarak yaşamakla bir rahip olarak yaşamak arasında hiçbir fark kalmaz. Hayat kendi kişisel çıkarlarımızdan başka bir şekilde eylemde bulunarak tehlikeye atılmayacak kadar kısadır. W. Craig kişisel çıkarlarımızı, özellikle de kendi hayatımızı, başkalarının hayatlarını kurtarmak için neden feda etmemiz gerektiğini sormaktadır.


Tanrısız bir evrende hiçbir sorumluluğumuz ve ödevlerimizin olamayacağı, olsa bile bunları uygulamamızı sağlayacak normatif bir nedenin olamayacağı görüşü, ahlaklılığın kökeniyle yakından alakalıdır; çünkü tanrısız bir evrende ahlaklılığın olabileceğini düşünen evrimsel etik savunucuları ve seküler hümanistler ahlaklılığın kaynağını üstün bir varlıkta değil, duygu, tutku ve akılda bulmaktadırlar. Onlara göre bazı ahlaki davranışlarımızın temelinde biyolojik, psikolojik ve toplumsal nedenler yatarken, bazı davranışlarımız ise kişisel çıkar ve arzularımızdan arındırılmış ve akıl tarafından belirlenmiştir. Böylece tanrısız bir evrende kendimize, diğer insanlara ve doğaya karşı da yükümlülüklerimiz bulunmaktadır.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.