Reklam Alanı

Stefan Zweig'ın Eserlerindeki İntiharlar

Stefan Zweig'ın Eserlerindeki İntiharlar İle Kendi İntiharı Arasındaki İlişki

Birçok yazar, kafasındaki düşünceleri eserlerinde üstü kapalı bir biçimde konu edinir, bazıları ise hayatlarında büyük yer kaplayan düşünceleri alenen aktarır. Yazar, yazar olabilmesi için sahip olduğu düşünceleri aktarabilmelidir. İnsanları yazmaya iten kafasındaki şeylerdir, yaşamlarıdır, duygularıdır. Örneğin Virginia Woolf'un hayatı, eserleri ve intiharı incelendiğinde, hemen hemen tüm eserlerinde mutlaka bir kahramanının ölmesi gerektiğini düşündüğü meydana çıkmaktadır. Woolf'un hayatına bakıldığında, eserlerindeki ölümlerin aslında onun her zaman beynini meşgul eden intiharından kaynaklandığına şahit olunmaktadır.


Aynı şekilde Virginia Woolf gibi Stefan Zweig'ın da beynini yıllardır intihar düşüncesi
meşgul etmektedir. Bu durumu, daha önce de belirtildiği gibi 1931 yılında kaleme almış olduğu Değişim Rüzgarı adlı eserinde açıkça yazmıştır. Ne gariptir ki bu eseri yazma tarihi 1931 ve de intihar tarihi 1942 yıllarıdır. Aradan tam on bir yıl geçmiştir ve
Zweig'ın hayattayken asla yayımlanmasını istemediği bu eserde, açık bir şekilde kendi intiharını yazmıştır. Biz okuyucular olarak da, söz konusu eseri ve Zweig'ın hayatını incelediğimizde Zweig'ın hoşnut olmadığı yaşamında derin bir huzursuzluğa kapıldığı ve bir an önce hayatını sonlandırmak istediği görülmektedir.


Stefan Zweig da çoğu yazar gibi, kafasındaki ölüm düşüncesinden bir nebze uzaklaşmak için daha doğrusu söz konusu düşünceden kurtulmak için " (...) romanlarındaki edebi figürlerin çoğu intihar düşüncesiyle ya meşguldü ya da gerçekten kendi canlarına kıymışlardı "(Müller). Zweig'ın eserlerindeki öne çıkan intiharlar şöyledir: Ağaçlar Üzerindeki Yıldız adlı eserinde Garson Français kendini trenin altına atmıştı, çünkü deli gibi aşık olduğu kontes Ostrowska'ya bir türlü ulaşamıyordu; " Mürebbiye romanında küçük hanım ailenin yeğeni tarafından hamile bırakılması ve işini kaybetmesi hasebiyle intihar etmiştir " (Müller)


Bir Kadının Yaşamından 24 Saat adlı eserde, Monte Carlo kumarhanesinde varını yoğunu kaybeden genç, ölmeyi düşünmüştü, Merhamet adlı romanda kötürüm kız Edithvon Kekesfalva, kötürümlüğüne isyan edip, kendisini balkondan aşağıya bırakmıştı, Değişim Rüzgarı adlı eserinde Christine Hoflehner ve sevgilisi Ferdinand, yaşadıkları sefilliğe daha fazla katlanmamak adına, silahla intihar etmeyi planladılar;
" Firari. Cenevre Gölü'nden Bir Anekdot adlı hikayede bir Rus askeri, hasretiyle tutuştuğu memleketine geri dönmek istediği için göle atar kendini. Kimse yardım edemeyince de sulara gömülür. Amok romanında ise doktor kendini asarak intihar eder. Sevgilisinin ölümünden suçlu olmasını bir türlü kabullenemez " (Müller).


Kendileri ile Savaşanlar adlı eserinde büyük bir iştahla biyografisini yazdığı Heinrich
von Kleist'ın unutulmaz intiharı ile oldukça ilgilenen Zweig, eserlerinde genelde güçlüden ziyade zayıfa, yenenden ziyade yenilene alaka göstermekteydi. Bu yüzden de Goethe ve Schiller gibi güçlü çağdaşlarının asaletleri tarafından ezilen Kleist, Zweig'ın oldukça ilgisini çekmiştir. " Sonu trajik biten şairlere sınırsız bir hayranlık besliyordu ". Bu hayranlık onu o kadar çok etkilemişti ki, kendi sonunun da öyle olması için böyle bir yola baş koymuştu.


Leporella adlı eserinde; " Hizmetçi Crescentia Finkenhuber kendini öldürür, çünkü aşığı olduğu adam onu işten çıkarmak ister ". Yazarın kaleme aldığı Kendileriyle Savaşanlar eserinde incelemeye tabi tutulmuş olan Heinrich von Kleist'ın meşhur intihar olayını göklere çıkarması dikkatimizi çekmektedir: " Sana bir soru sorabilir miyim? dedi Feder... Uygunsuz bir soru... Şey, Kleist üzerine yazdığın denemede, onun ölümünden, Henriette Vogel ile birlikte intihar etmesinden bahsediş tarzın bir hayli... bir hayli ilginç... intiharını methediyormuş izlenimi veriyorsun... Almanya'nın en büyük şairiydi çünkü sonu sonların en güzeliydi diye ekliyorsun. Bu feci ölümü yüceltiyorsun ". Buradan da anlaşılacağı gibi, hiçbir edebi döneme layık görülmemiş, Goethe ve Schiller gibi divaların arasında sıkışıp kalmış gizli bir yazarın; ölüm arkadaşı ile olan sansasyonel intiharı, Zweig'ı derinden etkilemiş olacak ki, o da yanında ülke ülke götürdüğü sevgili Lotte'sini bir ölüm arkadaşı olarak atayıp, onunla birlikte hayatına son vermiştir. Buna ek olarak intiharı savunan ve gerçekleştiren Zweig'ın, hümanist yazar Montaigne'in " En gönüllü ölüm, ölümlerin en güzelidir." sözüne mantığının yattığı açıkça görülmektedir.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.