Reklam Alanı

Sonsuz Adalet, Kurtuluş, Ödül ve Ceza Düşüncesi

Sonsuz Adalet, Kurtuluş, Ödül ve Ceza Düşüncesi


Kurtuluş öğretisi, teist ahlak anlayışının merkezinde yer alır: Tanrı insanı günahlarından kurtaracak ve ona sonsuz mutluluğu bahşedecektir. Bu görüşü savunan teologlara göre, evreni yaratan Tanrı tarafından belirlenmiş kutsal bir plan vardır ve en yüksek ahlaki görevimiz Tanrı’yı ahlaklılığın tek kaynağı olarak görmek, onun kurallarına uymak ve böylece cennette sonsuz mutluluğa ve huzura ulaşmaktır. Bu kutsal plana göre bu dünya bir sınav yeridir. İnsanların iyilik ve kötülüklerle dolu dünyada Tanrı’ya olan inançlarını kanıtlayacakları ve kötülüklere aldanıp Tanrı’ya yüz çevirmemeleri gereken yerdir. Bu dünya bir araç, cennet ise tek amaçtır. Tüm insanların nihai amacı mutluluktur ve bu amaca ulaşabilecekleri tek yer cennettir. Cennet sadece insanların inançlarını kanıtladıkları yer değil, aynı zamanda bu dünyada hiç olmayan adaletin yerini bulduğu, ahlaklı davranışların ödüllendirildiği ve ahlaksız davranışların cezalandırıldığı yerdir.


Bu dünyada çekilen acılar, yaşanan haksızlıklar ve sefalet öteki dünya için bir hazırlıktır. Bu acılar karşısında inancını kaybetmeyen, kötülüklere boyun eğmeyen ve ahlaklı olmaktan vazgeçmeyen insanlar cennette hak ettikleri ödülü alacaklardır. Adaletsizliklere, açlıklara ve savaşlara yol açan insanlar da aynı şekilde paylarına düşen cezalarla yüzleşeceklerdir. Bu teistik iddiaya göre, Tanrı herkesi eylemlerinden sorumlu tutar. Kötülükler ve yanlışlar cezalandırılacaktır ve doğruluklar kanıtlanacaktır. Nihayetinde iyi kötüyü yenecektir ve ahlaki bir evrende yaşadığımızı sonunda göreceğiz.


Bu hayattaki birçok eşitsizliğe rağmen, sonunda Tanrı’nın adaletinin terazileri dengelenecektir. Ve böylelikle bu hayatta yaptığımız seçimlere sonsuz bir önem aşılanacaktır. Eğer Tanrı’nın sonsuz adaletinin yerini bulacağı bir öte dünya yoksa, eğer yaşam mezarda sona eriyorsa, der bu düşünürler, insanların çalmalarını, tecavüz etmelerini ya da öldürmelerini engelleyecek ölçüt de ortadan kalkmış demektir. Çünkü ne kadar dürüst, sadık, anlayışlı ya da hoş görülü olursanız olun, bu erdemlerinizin karşılığını hiçbir zaman alamayacaksınızdır. Diğer taraftan hangi kötülüğü işlerseniz işleyin, yaptıklarınız yanınıza hep kar kalacaktır ve hiçbir zaman yargılanmayacaksınızdır. Bu anlayışa göre sadece ve sadece sonsuz mutluluğun yaşanacağı ve kutsal adaletin gerçekleşeceği başka bir dünya varsa, ahlaklı olmanın bir anlamı olur. İnsanların neyi neden yaptıklarını bilen sonsuz bir yasa koyucu ve uygulayıcısı vardır ve ondan hiçbir şey saklanamaz. Ölümden sonra tüm insanlar kıyamet gününde onun tarafından yargılanacak, günahlar cezalandırılacak ve erdemler ödüllendirilecektir. Tüm insanların amacı onun kurallarına uymaktır çünkü uymazlarsa cezalandırılacaklardır. Uzun vadeli sonuçları düşünüldüğünde kişi, bu kurallara karşı gelmemesinin kendi çıkarına olduğu sonucuna ulaşabilir çünkü bu cezalar tabii ki geçici değil, kalıcıdır. Bu görüşten ahlakın temelinde ödüllendirilme arzusu ve cezalandırılma korkusu yattığı sonucu çıkarılabilir. Çünkü erdemli eylemlerde bulunmanın temelinde, günah işlemeyerek sonsuz mutluluğa erişmek yatar ve bunun da tek yolu Tanrı’nın kurallarına bağlı kalmaktır. İnsanın kurtuluşu O’nun gücünün gerçekliğini kabul edip etmemesine ve O’nun kurallarına uyup uymamasına bağlıdır.


Bu, tüm inançlı insanların bu şekilde davrandıkları anlamına gelmez, ama ödül ve ceza kavramları öte dünya kavramının temelinde yatmaktadır. Çünkü yukarıda da bahsedildiği gibi, bu dünyadaki her türlü adaletsizlikler, erdemler ve erdemsizlikler, ahrette karşılıklarını bulacaktır. Birçok teolog, öte dünya olmasaydı, bu dünyada dürüst ve yardımsever olmanın hiçbir anlamı olmayacağını söylemektedirler; çünkü insanlar ne yaparlarsa yapsınlar, nasıl yaşarlarsa yaşasınlar hayatlarının mezarda son bulacağını savunmaktadır. Bu nedenle cennet ve cehennem kavramları teistik ahlak anlayışında önemli bir yer tutarlar. Seküler hümanistlerin bu konudaki eleştirileri çok açıktır. Ödül arzusu ve ceza korkusu hiçbir erdemli eylemin temeli olamaz. Yardıma muhtaç bir insana cennete gitmek için yardım etmek ya da sadece cehenneme gitmemek için yalan söylememek bu davranışları erdemli ya da erdemsiz yapmaz. Seküler hümanizmin etik anlayışına göre de bazı ahlaki eylemlerin temelinde biyolojik, psikolojik ve toplumsal ihtiyaçlar yatmaktadır, fakat bunların yanında akıl tarafından belirlenen, kişisel arzu ve çıkarlardan arındırılmış ve kendisi için istenen ve peşinden koşulan ilkeler de vardır.


Yolda yürürken yaşlı bir kadın gördüğümüzde ona sadece egomuzu tatmin etmek için
ya da cennete gitmek için yardım etmeyiz. İnsanlar sadece kendi çıkarları doğrultusunda karşılık alabileceği insanlara dürüst olmaz. Bazen bir afetten zarar görmüş ve daha önceden hiç tanımadıkları insanlara maddi yardımda bulunabilmektedirler. Bunu da ne ünlü olmak için ne de sevap kazanmak için yaparlar. Onları böyle erdemli davranışları sergilemeye götüren şey sadece kendisi için istenen iyilerdir ve bunlar akıl tarafından belirlenirler.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.