Reklam Alanı

Özgür İrade ve Belirlenimcilik İkilemi



 
Özgür İrade ve Belirlenimcilik İkilemi

Evrimsel etik bölümünde sorulacak son soru ise insanların ahlaki davranışları da dahil olmak üzere tüm davranışlarının temelinde sadece duygu ve tutkuların yatıp yatmadığıdır. İnsanların tüm davranışları doğaları tarafından belirlenmiş midir yoksa duygularımız ve tutkularımız tarafından belirlenmemiş bazı davranışlarımız var mıdır? Tahmin edilebileceği gibi bu görüş bizi belirlenmişlik ve özgür irade arasındaki paradoksa götürmektedir. Eğer etik davranışlarımızın kökleri, kültürel evrim tarafından şekillenmiş olmalarına rağmen, genler ve doğal seçilim tarafından belirlenmiş içgüdü ve duygularda yatıyorsa, Aristoteles ve Kant gibi önde gelen ahlak filozoflarının önemle vurguladığı, tüm içgüdü ve arzulardan arınmış özgür iradeden nasıl bahsedebiliriz?


Wilson’a göre, insan türünün sinir sistemi çok karmaşık olmasına ve insan davranışlarını belirleyen etmenlerin çok fazla sayıda olmasına rağmen, insan davranışlarını önceden tahmin etmek teorik olarak imkansız değildir. Burada özellikle teorik olarak kelimesine özellikle vurgu yapılmaktadır çünkü insan davranışını belirleyen tüm koşullar bilindiği takdirde davranışın önceden tahmin edilebilmesi teorik olarak mümkünse de, etkide bulunan binlerce değişken ve bu değişkenlerde meydana gelebilecek en ufak bir belirsizliğin davranışı nasıl etkileyeceği düşünüldüğünde, böyle bir tahminin pratikte imkansız olduğu söylenebilir. Özgür irade denilen şeyin bir yanılsama ya da kendini kandırma olabileceğini savunan Wilson özgür iradenin fiziksel temelinin beyindeki şemalarda olabileceğini öne sürmektedir:

‘’Bir organizma, davranışlarında bir geri besleme döngüsü tarafından yönlendiriliyor olabilir: duyu organlarından beyindeki şemalara ve oradan da tekrar duyu organlarına giden ve doğru eylemin yerine getirildiği konusunda bu şemaların kendilerini tatmin edinceye kadar devam eden mesaj zinciri. Zihin, karar verme merkezlerini kontrol altına almak için birbirleriyle yarışmaya programlanmış, beyin kökü ve orta beyin aracılığıyla zihnin bilinçli bölümlerine iletilen göreli olarak vücudun fizyolojik ihtiyaçlarının aciliyetine karşılık bireysel olarak artan ya da azalan bu şemaların bir cumhuriyeti olabilir. İstenç de, ‘küçük adam’a ya da başka bir dışsal eyleyiciye ihtiyacı olmayan bu yarışın sonucu olabilir.’’

Bu alıntıdan da açıkça anlaşılabileceği üzere, Wilson insan zihninde özgür irade kavramının oluşmasına tamamen sinirbilimsel bir açıklama getirmektedir. Ona göre özgür irade beynin işleyişi sırasında elde edilen bir kavramdır. Daha önce de bahsedildiği gibi, özgürlük Wilson’a göre yanılsamadır. Peki insan eylemlerinin belirlenmiş mi yoksa doğa nedenselliğinden bağımsız olarak insana özgü bir kaynağı mı olduğu hakkında Shermer ne düşünmektedir? Bir bilim adamı olarak doğa olaylarında nedensellik zinciri bulunduğunu ve bu nedenle doğanın belirlenmiş olduğunu kabul eden Shermer, insan özgürlüğü konusunda ne düşünmektedir? Belirlenmiş bir doğada özgürlüğün var olup olamayacağı felsefe tarihi boyunca hep gündemde olmuş fakat kesin olarak ikna edici bir yanıt henüz bulunamamıştır. Shermer ilk olarak işe özgür irade ile Tanrı’nın her şeyi bilmesi ve her şeye gücü yetmesi düşüncelerinin mantıklı ve tutarlı bir şekilde bağdaştırılamayacağını göstererek başlar. Ona göre iki seçim vardır: (i) Ya insanlar özgür iradeye sahiptir ve Tanrı her şeyi bilemez ya da her şeye gücü yetmez, (ii) ya da Tanrı her şeyi bilir ve her şeye gücü yeter ve bu nedenle insanlar özgür iradeye sahip değillerdir. Bu iki seçenekten ilki teologlar tarafından asla savunulamaz çünkü Tanrı’nın bazı şeyleri bilememesi ya da bazı şeylere gücü yetememesi, Tanrı’nın sonsuz değil sınırlı yeteneklere sahip olduğu anlamına gelir, ki bu da Tanrı kavramının özüne aykırıdır. İkinci seçenek kabul edildiğinde de, insan özgürlüğünden vazgeçmek durumunda kalırız çünkü eğer Tanrı geçmişi, bugünü ve geleceği en ince ayrıntısına kadar biliyorsa bu demektir ki, insanların yapacağı tüm eylemler ta zamanın başlangıcında belirlenmiştir ve bu nedenle kimse ahlaki eylemlerinden sorumlu tutulamaz. Özgürlük ile sinir sistemi ya da genetik arasında kurulmaya çalışılan ilişkiye dayanan başka açıklamaları da inceleyen Shermer’in genel olarak vardığı sonuç, birbirleriyle uyuşmayan terimler olmaları bakımından, özgür iradenin belirlenimcilikten tutarlı ve mantıklı bir şekilde türetilemeyeceğidir. Geriye kalan tek açıklama – ki Shermer da bunu savunmaktadır – “cehaletten, yaşamlarımızdaki tüm belirleyici nedenlerin bilinmemesinden kaynaklanan bir özgür iradedir; fiilen özgür olmamızın nedeni, seçim yaparken tüm nedensel değişkenleri bilemememizdir”  Shermer da Edward Wilson gibi, insan davranışının da teorik olarak belirlenebilir olduğunu ama tüm nedenlerin aralarındaki sayısız etkileşimin bilinemeyeceğinden ya da öngörülemeyeceğinden ötürü pratik olarak insanın  özgür olduğunu savunmaktadır.


İnsan davranışının belirleyicileri olarak incelemeyi seçtiğimiz hiçbir neden ya da nedenler kümesi eksiksiz olamayacağından, insan özgürlüğü açısından bunlar belirleyici değil, koşullandırıcı nedenler olarak görülebilir. Yani, düşünce ve davranışlarımız çok sayıda – genetik, çevresel ve tarihsel – neden tarafından şekillendirilmektedir. Her bireysel gen kümesi (tek yumurta ikizleri haricinde) eşsiz, her çevresel ortam benzersiz ve bireysel yaşamlarımızda izlediğimiz her tarihsel yol kendine özgüdür. Her birimiz eşsiz ve türümüzün diğer altı milyar üyesinden farklıyız. Ve bu şartlar öylesine karmaşık ve iç içe geçmiş ki, kimsenin kendisi ya da başkalarıyla ilgili tüm nedensel değişkenleri bilmesi mümkün değil. İnsan özgürlüğünün kaynağı, nedenler konusundaki bu cehalettir.


Shermer’a göre insanların davranışlarını etkileyen çok sayıda nedenler ve bu nedenlerinbirbiriyle olan etkileşimleri, insan davranışlarının önceden belirlenebilmesini pratik açıdan imkansız hale getirmektedir. Bir insanın herhangi bir davranışının temelinde biyolojik, psikolojik, kültürel ya da çevresel birçok etken yatabilir ve bunların hepsini bilmek ve böylece davranışı önceden tahmin edebilmek teorik açıdan mümkün olsa da – yani nedensel olarak belirlenmiş olsa da – pratik açıdan imkansızdır. Bunu insan aklıyla değil, en gelişmiş bilgisayar teknolojisiyle bile başarmak neredeyse olanaksızdır. Bu nedenle insan davranışları söz konusu olduğunda, nedensellik ağı her zaman boşluklarla dolu olacaktır ve bu boşluklardan oluşan bilgisizlik insanın kendisini özgür hissetmesine yol açmaktadır. Ama Shermer’a göre tarihi sadece tamamen gerekliliklerde oluşturmaz. Hem rastlantısallıklar hem de gereklilikler işin içindedir. Tarihsel bir zincirin başında bireysel unsurların eylemleri kaotik ve öngörülemezdir ama zincir geliştikçe bu kaotik sistem, önceki şartları sınırlayarak belirli bir eylem yolunu zorunlu kılan bir olaylar konjonktürünün etkisiyle kendini örgütleyerek düzenli bir sisteme dönüşür. Shermer buna rastlantısal-gereklilik adını vermektedir. Böylece tarihsel nedensellik ve insan özgürlüğü sorununa pratik ve uzlaştırıcı bir çözüm sunmaktadır. Herhangi bir tarihsel sürecin başındaki olaylar rastlantısal olmakla beraber, olaylar geliştikçe belirli bir yolu zorunlu hale getiren konjonktürlerin etkisiyle sistemleşir ve belirlenebilir hale gelirler. Bu fikri desteklemek için verdiği örnekte, insan davranışlarının da tıpkı atomlarda olduğu gibi rastlantısallıkların ve gerekliliklerin ortaklaşa bir ürünü olduğunu göstermektedir:


Uzamda hareket eden atomlar, çevrede hareket eden insanlar gibi nedenlidir, ama çarpışmaları (atomlarda) ve karşılaşmaları (insanlarda) bir rastlantısallıklar ve gereklilikler bileşimiyle gerçekleşir. Rastlantısallık çarpışmalara ve karşılaşmalara yol açar; gereklilikse hızı ve yönü belirler. Olaylar rastlantısal nedenlerin sonucu olarak gerçekleşebilir (planlanmamış olaylar konjonktürü), ama nedensiz olma anlamında kazayla değil. Bir ya da daha fazla nedenin faaliyetine bağlı bir etki kazayla oluşmuş gibi görünebilir, ama aslında önceki şartları sınırlayarak belirli bir eylem yolunu zorunlu kılan bir olaylar konjonktürünün sonucudur.



Çok net bir şekilde ifade edildiği gibi ne Wilson ne de Shermer insanların özgür olduğunu kabul etmektedirler. İnsanların kendilerini özgür hissetmelerinin sebebi davranışlarını etkileyen tüm nedenleri bilememelerinden kaynaklanmaktadır. Bu düşünürlere göre doğadaki her şey gibi, insanların tüm davranışlarının da nedenleri vardır ve doğadaki zorunluluk, insan eylemlerinde de geçerlidir. Onlara göre bu zorunluluk tamamen teorik bir zorunluluktur; çünkü tüm nedenlerin asla tam olarak bilinemeyeceğinden ötürü pratikte insanların davranışları önceden tahmin edilemez. Ama buradaki sorun insan davranışlarının önceden tahmin edilebilip edilemeyeceği değildir. Hiçbir insan bir diğeriyle tamamen aynı değildir ve insanların benzer durumlara tamamen aynı tepkileri vermeleri beklenemez; çünkü her insanın davranışını etkileyen nedenler birbirinden farklıdır. Buradaki asıl problem insanların tüm davranışlarının biyolojik, kültürel ve toplumsal nedenleri olduğu düşüncesindedir.


Özgürlük konusunda teologlara yöneltilen eleştirilerin aynısı burada da geçerlidir. İster üstün bir varlık tarafından olsun, ister doğa yasaları tarafından olsun, eğer insanların tüm davranışları önceden belirlenmişse, insanların eylemleri hiçbir zaman erdemli ya da erdemsiz olarak değerlendirilemez; çünkü onlar her nasıl davranmışlarsa, kendi akıllarıyla verdikleri kararlar doğrultusunda değil, tamamen tanrının emirleri ya da doğadaki zorunluluk doğrultusunda hareket etmişlerdir. Bu nedenle de hiçbir eylemlerinden sorumlu tutulamazlar. Ahlaklılıktan bahsedebilmek için özgürlüğün olduğunu kabul etmek ya da göstermek zorundayız. Doğa nedenselliğinden vazgeçemiyorsak, ahlaklılıktan vazgeçmek zorundayız ya da tam tersine ahlaklılıktan vazgeçemiyorsak insanların bazı davranışlarının doğa nedenselliğinden bağımsız olduğunu kabul etmeliyiz, yani özgürlüğü kabul etmeliyiz. Shermer ve Wilson insan ahlaklılığını tanrıdan kurtarmışlardır, fakat onu bu sefer de doğa ananın ellerine bırakmışlardır.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.