Reklam Alanı

Nazım Hikmet’in Yazarlığı

Nazım Hikmet RAN Moskova’dan Türkiye’ye döndükten sonra Resimli Ay adlı dergide düzeltmen olarak çalışmaya başladı. Nazım Hikmet RAN’ı 1928 yılında Resimli Ay’a getiren, o dönemin ünlü yazarlarından olan Vala Nurettin yanındaki bu uzun boylu, sarı kıvırcık saçlı, mavi gözlü genci şöyle tanıştırdı;

“İşte ” dedi. Şair Nazım Hikmet.''

Nazım Hikmet’in yapıtları gözden geçirildiğinde onun şiir dışında öykü ve romana kafa yorduğu dikkati çekmekte. “Edebiyatta modern realizm, şuurlu olarak edebiyat sahasının diyalektik materyalizmin tatbilddir. ’’(Yağcı, 2003, 67) diyen Nazım Hikmet bu sözüyle içinde yaşadığı yazı dünyasında, kendine özgü yorumlamalar ve açılımlarla Marksist sanat felsefesinin örneklerini verdiği bu türdeki ürünleriyle de kendi yapısını kurmuş bir yazardır. Ona göre, gerçeği yansıtma ve yorumlama yöntemi diyalektik materyalizmdir. Hem şiirleriyle hem de yazınsal ürünleriyle Türk edebiyatımızın öncüsü ve ustası olmuştur. Şiirleriyle şairleri olduğu kadar; oyunlarıyla tiyatro yazarlarını ve öyküleriyle de romancıları ve öykücüleri etkilediği kesin olan Nazım Hikmet’in romanları ve öyküleri üzerinde yeterince durulmamıştır. Bu durumu Yağcı şu şekilde değerlendirmektedir:

“Bu yaklaşım Nazım Hikmet 7 yıllardır kabullenemeyen, onu yıllar boyunca ‘vatan haini' belleyip yok sayan ona yasaklar uygulayıp düşmanlıklarını hala sürdüren kimi bağnazların yaklaşımı olsaydı vız gelirdi; yılların yasaklamasının ve yok saymasının Nazım Hikmet 'e vız geldiği gibi. Ancak, onun düşüncelerine yakın duran onun şiirlerine sevgiyle yaklaşan, onu geleceğe taşımada görevler üstlenen lami dost çevrelerin onun romanlarına sevgisizce yaklaşmış olması talihsizliktir; ve bu yadsımanın ve yok saymanın en acı yönüdür.
Nazım Hikmet’in Oyun Yazarlığı
Nazım Hikmet öteden beri tiyatroya ilgi duymuş, tiyatro sanatı hakkında bilgi edinmiştir. Hikmet 1962’de kaleme aldığı “Oyunlarım Üstüne” başlıklı yazısında, İstanbul’da kendi sünnet düğününde Karagöz seyrettiğini, aklında yalnızca figürleri oynatan değneklerin uzayıp kısalan gölgeleri kaldığını anlatır. Meddah’tan aklında kalanlar ise Meddahın sesidir; “sizi memnun etmek sizi güldürmek için çabalayan sesleri” sekiz yaşından altmışına kadar duyulmuştur”. Aynı yazısında anlatmaya devam etmiştir.
“Ankara'da ahırdan bozma salaş bir tiyatroda , gaz lambalarının ışığı altında ve ikide bir soğuktan avuçlarına hohlayarak Otelle Kamil'i seyrettiğini anlatır: “Slıakespeare hayranlığımı Abdullah Cevdet’in kötü, çok kötü çevirmelerine borçluyum, ama Slıakespeare'i bana Vagıwıı Papazyan'ın çırağı Otello Kamil anlattı. ” 
Nazım Hikmet yirmili yaşlarında genç bir şair ve bir tiyatro tutkunu olarak Sovyetler’e gittiğinde Moskova’da Stanislavsky’nin, Vahtangov’un, Tairov’un, Meyerhold’un, sahneledikleri oyunları görmüş, Mayakovski ile Meyerhold ile tanışmış; onların oyun ve sanat fikirlerinden etkilenmiştir.

Sanatının konusu genel itibarıyla toplumsal sorumluluktan olan Hikmet’in tiyatro temaları da günlük yaşamdan, kutsal kitaplardan, masallardan, söylencelerden ibarettir.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.