Reklam Alanı

Merhamet Adlı Eserin Özeti

Stefan Zweig'in Merhamet Adlı Eserinin Özeti

Küçük bir kasabanın, bir süvari alayına yüzbaşı olarak atanan yirmi beş yaşındaki, pek de soylu olmayan, kıt kanaat geçinen memur ailesinin ortanca çocuğu olan Anton von Hofmiller, görevine yeni başlamıştı. Kasabaya yeni geldiğinden dolayı da çevreyi yeni yeni tanımaktaydı. Garnizondaki arkadaşlarıyla her gece olduğu gibi muhabbet ediyor ve onlarla kağıt oynuyordu. Arkadaşlarından, tesadüfen, tanrılaştırılmış, esrarengiz, yörenin en zengin adamı hakkında bilgi sahibi olmuştu.


Bu zengin adam Viyana’da birçok eve sahip, haraları, şatoları, bıçkıhanesi ve şeker fabrikası olan yaşlı Bay Lajes von Kekesfalva idi. Zamanla Bay Kekesfalva, garnizona yeni atanan genç yüzbaşıyı evine akşam yemeğine davet etti. Yüzbaşı da bu nazik daveti, sevinerek kabul etti. Genç teğmen, Kekesfalva’ların konağına gittiğinde, hayatı boyunca daha önce hiç görmediği bir ortamla karşılaşmıştı. Masadaki pahalı ve lezzetli yemekler, yemeklerden sonra sunulan renkli içkiler, meyveler, tatlılar, ışıklar, kahkahalar, eğlenceler, insanların çakırkeyif bir halde dans etmeleri ve sanki çok önemli bir insanmış gibi ona sunulan hizmet bir gecede genç teğmenin başını fena halde döndürmüştü. İlk defa birçok güzel bayanla mutlu bir şekilde dans etmişti. Ama narin, güzel bir hanımefendiyi dansa kaldırmayı unutmuştu, bu narin bayan Kekesfalva’nın kızı Edith von Kekesfalva idi. Masada oturan narin bayanın yanına gitti ve onu dansa davet etti. Ancak genç teğmen hiçbir şeyden habersiz bir şekilde hayatının potunu kırmıştı. Edith von Kekesfalva birden şiddetli bir şekilde hıçkırıklara boğuldu, tüm misafirlerin önünde titreyerek krize girdi. Genç teğmen bu durumdan bir şey anlamamıştı. Ama çok geçmeden narin kızın kötürüm olduğunu ve onu ne kadar üzdüğünü anlamıştı. İçinde derin bir üzüntü ve acıma duygusuyla oradan kaçar gibi uzaklaştı.


Günler geçti ve genç teğmen Hofmiller, narin kötürüm kızı üzdüğü için, içindeki huzursuzluk daha da arttı. Bir demet çiçek aldı ve özür dilemek için Kekesfalva’lara gitti. Edith von Kekesfalva bu duruma çok sevindi ve aralarında muazzam bir etkileşim oluştu. İki hafta boyunca her gün genç teğmen, Kekesfalva’ların konağına gidiyor, orada kötürüm kızla muhabbet ediyordu. Her oraya gittiğinde de genç teğmene birbirinden değerli armağanlar sunuyorlardı. Genç teğmen Hofmiller’in oraya her gün gitmesinin tek nedeni kötürüm kıza acıması ve onu biraz olsun mutlu etmek istemesi idi, ancak genç teğmene verilen armağanlar yüzünden, teğmenin asker arkadaşları tarafından, niyetinin yanlış anlaşıldığının farkına varan genç teğmen, her gün düzenli gittiği konağa artık gitmeme kararı verdi. Birkaç gün gitmeyince, Edith üzülmeye başladı ve sitemini bildirdi, sonra Hofmiller’in oraya her gün gelmesinin sebebinin sadece acıma duygusu olduğunu fark edince deliye döndü. Çünkü Edith von Kekesfalva, genç teğmen Hofmiller’e derin duygular beslemekteydi. Bunun farkına varan genç teğmen, kızın kötürüm olduğundan dolayı, onunla evlenilemeyeceğini düşünerek ondan uzaklaşmayı amaçlarken, bir yandan da kötürüm olduğu için ona acıyarak her zaman ona destek çıkmak istemekteydi.


Lajes von Kekesfalva’nın, genç teğmenden bir ricası vardı. Bu rica, Edith’in vefalı
doktoru olan Dr. Condor ile genç teğmenin, Edith hakkında konuşması idi. Genç teğmen, Dr. Condor ile Edith hakkında konuştu, zavallı kötürüm kızcağızın durumunun pek de olumlu olmadığını söyleyen Dr. Condor, küçük bir umut olan yeni bir tedaviden bahsetti. Ama bu yeni tedaviye rağmen, Edith’in olumlu bir gelişme göstermesi pek düşük bir ihtimaldi.


Lajes von Kekesfalva, genç teğmen ile Dr. Condor’un konuşmasını, genç teğmene vicdani bir baskı yaparak sorduğunda, genç teğmen de onun yaşlı, hasta olmasına acıyarak, Edith’in durumu ile olumlu bir gelişme olduğunu kısa zamanda kızının yürüyebileceğini söyledi. Kısacası, genç teğmen merhametinden dolayı sonu olmayan bir yalan söylemişti. Bu yalan üzerine Edith ve ailesi o kadar çok umutlanmıştı ki, genç teğmen Anton von Hofmiller, bu abartı durumdan sıkıldı ve merhametinden dolayı söylediği yalan üzerine de inanılmaz bir şekilde pişmanlık duydu. Edith’in ona olan aşkı onu ciddi manada korkutuyordu ve garnizondaki arkadaşlarının, kızın kötürüm olduğundan onunla alay etmelerinden büyük ölçüde çekiniyordu. Genç teğmenin hayatı, kötürüm kıza gösterdiği yakın ilgi ve ona söylediği umut dolu sözler yüzünden bozuldu ve merhametinden pişmanlık duyarak derin bir vicdan azabına boğuldu.


Hayatında aniden her şey sarpa saran teğmen Hofmiller, bir ara kendini öldürmeyi düşündü, ama yine, bu olay sonucunda, Edith’in kendisine bir şey yapmasından korkarak, ona iyi davranmaya çalışıp ve onu seviyormuş gibi ona yakın olmaya karar
verdi. Edith von Kekesfalva, teğmen Hofmiller’in, onun yanında bulunma sebebinin, ona olan sevgisinden değil de, ona duyduğu acıma duygusundan olduğunu anladığında, terastan kendini atıp intihar etti.


Edith’in ölümünden sonra da, yaşlı babası Lajes von Kekesfalva’nın da kalbi bu duruma daha fazla dayanamadı ve yaşlı adamın sonu oldu. Anton von Hofmiller’i aşkıyla rahatsız edebilecek ne kötürüm bir kız, ne de ona vicdani baskı uygulayabilecek yaşlı babası yoktur artık. Bu durum üzerine, genç teğmenin rahat bir nefes alması hiçbir zaman söz konusu olamadı. Ağır bir yük gibi taşıdığı vicdan azabı, savaşa gidip, ölmeye çalışsa ve askerlikteki en zor görevlerle meşgul olsa da bir türlü hafiflemedi, çünkü bir insan, vicdanı her hatırladığında, suçunu asla unutmayacaktır.



Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.