Reklam Alanı

Kötülük Problemi


Kötülük Problemi

Gerçekten de evrenin bir tasarımı andıracak kadar mükemmel bir şekilde işlediği düşünülebilir ama bu mükemmelliğin sonsuz bir varlık tarafından yaratılan kusursuz bir mükemmellik olduğunu söylemek birçok düşünür için gerçeği yansıtmaktadır, çünkü insanlar tarafından düşünüldüğünde doğanın işleyişinde kötülük problemi olarak özetlenebilecek birçok eksik yan da bulunmaktadır. Burada özellikle insanlar tarafından düşünüldüğünde ifadesinde vurgu bulunmalıdır çünkü doğanın mükemmel ve adaletli olma ya da kötü olma gibi ahlaki misyonları yoktur, bizler sadece içinde yaşadığımız doğaya bakarak, onun olabilecek en mükemmel doğa tasarısı olmadığı sonucunu çıkarabiliriz. Başka bir deyişle doğa ahlaktan nasibini almamıştır. Kötülük problemi olarak kavramsallaştırılan iddiaya göre, dünyada sürekli karşılaştığımız zorunlu olmayan ve açıklanamaz kötülük tanrının sonsuz gücü ve iyiliğiyle bağdaştırılamaz.


Tüm canlılar arasında sürüp giden savaşlar, açlıklar, yokluklar, baskılar, adaletsizlikler, şiddet, insan hastalıkları, zihin karışıklıkları, çaresizlikler, umutsuzluklar ve daha birçok  kötülüklerle dolu bu dünyanın olabilecek dünyaların en mükemmeli olduğunun iddia edilemeyeceğini düşünen Demea ve Philo, Cleanthes’e Epiküros’un hala yanıtlanamamış eski sorusunu yöneltir: “[Tanrı] kötülüğü önlemek istiyor da gücü mü yetmiyor? O halde erksizdir. Gücü yetiyor da, istemiyor mu? O halde kötücüldür. Hem gücü yetiyor hem canı istiyor mu? O halde kötülük nerden geliyor?”


Doğada karşılaştığımız zorunlu olmayan ve açıklanamaz kötülüklerin belki de en çarpıcı örneklerinden biri de Victoria dönemi düşünürleri arasında oldukça yaygın bir kötü şöhrete sahip olan ichneumon arılarıdır. Dawkins’in anlattığına göre bu arılar kurbanlarını öldürmeyip felce uğratmakta ve daha sonra iç organlarını kemirmesi için kurbanlarının içine lavralar bırakmaktadır. Kurbanlar – genellikle tırtıllar – içlerinde büyüyen arı lavralarına taze et sağlamak için canlı tutulmalıdırlar. Lavralar da tırtılları son ana kadar hayatta tutacak kalp ve sinir organlarını sona bırakarak iç organlarını akıllıca bir sırayla yerler. Darwin de nasıl bir iyiliksever tasarımcının böyle bir şeyi akıl etmiş olabileceğini merak ederek “lütufkar ve her şeye gücü yeten bir Tanrı’nın, ichneumon arılarını açıkça, canlı tırtılların bedenlerini içerden yemek üzere tasarlayarak yaratmış olduğuna kendimi bir türlü ikna edemiyorum” demektedir.


Hume doğada zorunlu olmayan ve açıklanamayan birçok kötülüğün olmasının tanrının var olmadığı anlamına geldiğini değil; bu dünyada yarattıklarından yola çıkarak onun sonsuz iyi olduğu sonucuna varacak konumda olmadığımızı savunmaktadır. Doğada sürekli olarak gözlemlediğimiz zorunlu olmayan ve açıklanamaz kötülüğün olması tanrının var olmadığını kanıtlamasa da, teist düşünürleri cevaplanması gereken büyük ve önemli bir problemle yüzleştirmektedir. Çünkü insan kavrayışının sınırları bakımından dünyadaki kötülükleri gerekçelendirmek ve tanrının mükemmelliği ve sonsuz iyiliğiyle açıklamak imkansızdır. Tabii bu noktada şunu belirtmekte de yarar vardır ki kötülük ile kastedilen insan kavrayışı açısından zorunlu olmayan açıklanamaz kötülüktür. Bu iddiaya karşı koyabilmek için teist düşünürlerin yapması gereken şey dünyada var olan tüm kötülüklerin zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu göstermektir, genellikle de bu yol seçilmiştir. Doğada karşılaştığımız kötülük sadece bizim bireysel, dar ve insancıl bakış açımıza göre kötülüktür; ama tanrısal perspektiften bakıldığında ise bu kötülükler, dünyanın mükemmel olması için zorunlu olan kötülüklerdir ve bu kötülük ve hastalıkların ortadan kaldırılması dünyadaki iyilik miktarını azaltacaktır. Bu nedenle insanlar, bu dünyanın sonsuz karmaşıklığını anlayabilecek ve hangi kötülüklerin zorunlu, hangilerinin zorunsuz olduğunu söyleyebilecek konumda değildir. Ama burada bir kez daha Hume’un amacının altını çizmekte yarar vardır. Hume’un amacı, dünyadaki kötülüklerden yola çıkarak tanrının olmadığı sonucuna ulaşmak ya da hangi kötülüklerin zorunlu hangilerinin zorunsuz olduğunu belirlemek değildir. Onun amacı, insanların kavrama yetilerinin izin verdiği ölçüde doğada karşılaştıkları gözlem ve deneylerin tanrının sonsuz iyiliğini – çürütmese de – desteklemediğini göstermektir.


Söyleşiler’de Philo açıkça dile getirmektedir ki: [Tanrısal varlığın iyiliği] önceden kanıtlanmış olmadığına ve olgulardan çıkarsamak gerektiğine göre, evrende bunca kötülük varken ve – insan anlayışının böyle bir konuda yargıya varabileceği kadarıyla – bu kötülüklerin öylesine kolayca çaresi bulunabilecekken, bu gibi bir çıkarım temellendirilemez.


Hume’un karşı çıktığı nokta, zorunlu ya da zorunsuz, birçok kötülüklerle dolu dünyanın sonsuz derecede iyi ve mükemmel bir tanrı tarafından yaratılabilecek en mükemmel tasarım olduğu iddiasıdır ve bu iddiayı çürütmek için, Philo aracılığıyla, dünyada var olan ve hiçbiri insan aklına zorunlu ya da kaçınılmaz görünmeyen birkaç örnek sunmaktadır:  örneğin tüm hayvanların sürekli olarak bir haz duyma durumunda olabilmeleri, tüm kötülüklerin tanrı tarafından tek tek istemelerle yok edilebilmesi, tüm canlılara hayatta kalmaları ve mutluluğu elde edebilmeleri için daha fazla özellik verilmesi ve doğadaki aşırılıkların ve yıkıcı etkilerinin önlenmesi gibi.


Hume’a göre bu değişiklikler dünyadaki mutluluğu azaltmayacak ve dünyayı daha mükemmel bir tasarım haline getirebilecek değişikliklerdir. Hume’un bu noktada çıkardığı sonuç şudur, eğer doğada birçok kötülük varsa ve dünya olabilecek en mükemmel tasarım değilse, tanrı sonsuz derecede iyi değil, doğanın tüm niteliklerine olduğu gibi iyilik ve kötülüğe karşı da kayıtsızdır. “Varılacak gerçek sonuç şudur ki, bütün şeylerin ilk kaynağı … nasıl soğuktan çok sıcağa yahut yaşlıktan çok kuruluğa ya da ağırlıktan çok hafifliğe önem vermiyorsa, kötülükten çok iyiliğe önem verdiği de yoktur”. Ona göre doğa ve tanrı iyilik ve kötülük konusunda kördür ve ahlaktan tamamen bağımsızdır. Hume’un vardığı bu sonuç, Dawkins gibi birçok evrim biyoloğunun vardığı sonuçla aynıdır. Dawkins’e göre de doğanın ahlaki yükümlülükleri yoktur çünkü doğanın işleyişinde iyi ve kötü, adil ve adaletsiz, anlamlı ve anlamsız diye bir şey yoktur. Doğa ne merhametlidir, ne de acımasız. Ne acı çekmenin karşısındadır ne de yanında. Doğa, DNA’nın hayatta kalımını etkilemediği sürece acı çekilmesi veya çekilmemesiyle ilgilenmez…. Bizim varsayımsal olarak iyiliksever tasarımcımızdan farklı olarak seçilim, hayatta kalım ve üremeyi etkilemediği sürece çekilen acının yoğunluğuna karşı kayıtsızdır.



Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.