Reklam Alanı

Hümanizmin Entellektüelleşme İle Olan İlgisi



Hümanizmin Entellektüelleşme İle Olan İlgisi


Hümanizm anlayışı, aslında bir entelektüelleşme ve aklın kullanılması için gösterilen çabadır. Bunun doğruluğunu destekler nitelikte olan, Antik Yunan'daki sofistlerin düşünceleri, sofistlerle aynı görüşü savunan Sokrates, Aufklærung (Aydınlanma Çağı) daki hümanist anlayışın önemli noktaları, bu anlayışa ön ayak olan Desiderius Erasmus, Michel de Montaigne ve hümanist yazar Stefan Zweig'ın düşünceleri örnek gösterilebilir. Örneğin sofistler, bilgelik gösteren, pratik bilgiye sahip, entelektüel, ustalık, beceri, yetkinlik gösteren, yenilikçi bireyler olarak bilinirler. İnsana dönük yapıları, insani problemlerle ilgilenmeleri, insanın medenileştirilmesine ve eğitimine önem vermeleri, mantığını kullanan bu insanların amaçlarının " insan" olduğunu göstermektedir.


Sofistlerin amaçlarıyla Sokrates'in amaçları birbirlerine o kadar benziyordu ki, sonuncusunu, kendisinin büyük öncülerinden ayırmak bir ölçüde haksızlık olur. Sofistler insanı ıslah etmek ve eğitmek, insani yetkinliği (erdemi) belirleyip geliştirmek, insanlara yaşama sanatını öğretmek veya kazandırmak istiyorlardı; Sokrates'in istediği ise kesinlikle bundan daha fazla bir şey değildi.


İnsan odaklı olan hümanizm anlayışının akla verdiği önem, Ortaçağ'ın karanlığına yakılmış bir mum olan Aydınlanma Dönemi'nde açıkça görülmektedir. Almanya'da 1650- 1800 yılları arasında hüküm süren akımın, hümanizmi merkezine oturtmuş biçimdeki bir piramitte aklın hümanizm açısından önemi şöyledir:


Bu piramit bizlere, Ortaçağ'dan kurtulmaya çalışıp, aklın kullanılmasıyla Aydınlanma
Çağı'na geçilmek istendiğinin kanıtını göstermektedir. Aydınlanma Çağı, akıl ve düşünce ile eş düşünüldüğünden, merkezine hümanizmi oturtmuş olan bu piramitin, en önem taşıyan yeri olan zirvesine aklı koymuştur. Böylece, hümanizm ve aklın ayrılmaz bir çift olduğu ortaya çıkmaktadır.


Aydınlanma, adı üstünde insanlığın aydınlanması, Kant'ın dediği gibi, aklın kullanılmasına cesaret edilmesidir. Bu piramitin de gösterdiği gibi, aklın merkezi insancıllık, insancıllığın merkezi de akılcılıktır. Yine aynı şekilde, daha önce de bu çalışmada belirtildiği gibi Hümanizm denilince ilk akla gelenlerden Desiderius Erasmus Hümanizm  ve Michel de Montaigne'nin de akla büyük ölçüde önem verdiği görülmektedir.


Erasmus'un entelektüel görüşünü Stefan Zweig şöyle tespit etmiştir: " Erasmus ve yandaşları, insanoğlunun içindeki insancı yanın ancak eğitim ve kitaplar aracılığıyla güçlendirilebileceğini düşünürler, çünkü onlara göre yalnızca eğitilmemiş, kendisine bir şey öğretilmemiş olan insan, kendisini körü körüne tutkularına kaptırır ".


Michel de Montaigne de, tıpkı Erasmus gibi okumaya, eğitime ve insanın kendisini geliştirmesine, toplumda entelektüel bir yere sahip olmaya büyük önem verenlerdendir. Kendisini okumanın büyüsüne kaptıranlardandır. Bu anlayışta akla ve gelişime bu kadar önem verilmesinin sebebi, hümanistlerin, günümüzde olduğu gibi, daha o zamanlarda dünyayı yönetecek olan şeyin akıl olduğunu düşünmeleridir.

Hümanizmin Özgürlükle Olan Bağı

Hümanizm anlayışı, aynı zamanda insanın özgürlüğüne de büyük önem vermektedir. ‘’Kendisi için özgür düşünen, yeryüzündeki bütün özgürlükleri de onurlandırmış olur"
( Zweig).  Hümanizm anlayışını benimsemiş insanlar, ilk başta kendilerini özgür bırakmalıdırlar. Kendilerini özgür düşünmeye sevk eden insanlar, işte o zaman objektif düşünebilmekte ve insancıllık görüşünü aktif hale getirmektedirler. Unutulmamalıdır ki: " Özgürlük ortamında düşünülmüş olan, hiçbir zaman bir başkasının özgürlüğünü sınırlayamaz ".


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.