Reklam Alanı

Hümanizmin, Dil ve Söz Söyleme Sanatı İle Olan Yakın İlişkisi

Hümanizmin, Dil ve Söz Söyleme Sanatı İle Olan Yakın İlişkisi


Dil, insanlar arasında iletişimi sağlamaktadır ve insanın kendisini ifade edebilmesi ancak dil ile mümkün olmaktadır. Hümanizm de insan merkezli olduğundan, insanın düşüncelerini ifade edebilmesine büyük önem vermektedir. 15. yy'da hümanizmin kan kaybetmesine neden olan durum da zaten hümanizm anlayışının sadece yüksek akademik dilde kalıp, halka hitap etmemesidir. Bu yüzden hümanizmin en büyük sorunu aslında dil problemidir.


" Hümanistler için dil bilimsel olarak saf olan model, klasik Latince ve Yunancaydı " Fakat o yıllarda, Latince ve Yunanca'yı sadece elit tabaka konuşabiliyordu. Hümanistlerin, insanların ifade şekline önem vermelerini, İspanyol hümanist Juan Luis Vives: " Konuş ki seni görebileyim! " sözüyle vurgulamaktadır. Bu sözün insanlık ile olan bağlantısı, insanın düşüncelerini dile getirebilme yeteneği ve tarzı yoluyla, kendi kişiliğini ortaya koyma durumudur. Tony Davies'in Hümanizm adlı araştırmasındaki, İslami Hümanizm kısmında; insan değerinin arttırılması ve hümanizm ile retoriğin arasındaki ilişkiyi açıklar nitelikte Abdullah İbn El- Mukaffa'nın görüşleri sunulmaktadır: " Hümanistliğin esas kısmı, öğrenme vasıtasıyla elde edilir’’. Bunun yanı sıra El- Hasan Ben Jahl da okuyucularına şunu ısrarla tavsiye etmektedir:


" Retorikli konuşmayı öğrenin; insanı diğer hayvanlardan üstün kılan şey, konuşma yetisidir ve ne kadar retorikli konuşursanız insanlığınızın değeri o kadar artar ".


Kısacası ilk hümanizm, yani Roma hümanizmi ve o zamandan günümüze dek gelen tüm hümanizm biçimleri, gerek akla yakınlığıyla, gerek insanı özgür kılmasıyla, gerek de insanın kendisini ifade edebilmesini sağlayan retorikle bağlantılı olarak, insanın en
genel özünü tartışmasız olarak kabullenmektedirler. Hümanizm, bütün insanları eşit gördüğünden toplumda oluşmuş tabakalaşmalara sıcak bakmamaktadır. Sınıf farklılıklarına önem vermediği için de hiyerarşiyi onaylamamaktadır. Hümanist insanların da en önemli özelliklerinden bir tanesi de insanlar arasındaki farklılıklara açık olmalarıdır. Hümanist yazar Michel de Montaigne'in davranışları söz konusu farklılıklara açık olma durumunu destekler niteliktedir:


" Başlıca sevinç kaynağı insanları görmek, her yerde farklı insanlarla ve farklı adetlerle karşılaşmaktır. Gittiği her yerde, her sınıftan insanları arar. Hepsinden hobisinin ne olduğunu öğrenmeye çalışır. Aradığı insan olduğundan, sınıf farklarına önem vermez… ".


Zweig'ın da son cümlede uygulamış olduğu, Montaigne'in aradığı şeyin sadece tarafsız bir insan olduğu durumu, hümanizmin odak noktasını oluşturmaktadır. Tarafsız bir insan aynı zamanda özgür düşüncelere sahip bir insandır. Erasmus'un, insanın bağımsızlığı hakkındaki görüşleri şöyledir:


" …bir hümanist hiçbir partiye bağlanmamalıdır, çünkü bir partiden olan her insanın görevi yanlı görmek, yanlı duymak ve yanlı düşünmektir. Bir hümanist, düşünme ve eylem özgürlüğünü her durumda korumalıdır, …Erasmus Anlayışı doğrultusunda düşünmek, bağımsız düşünmek demektir… ".


Sonuç olarak, özü barış ve birlik olan, insanı geliştirip iyi bir şekilde yaşamasını amaçlayan hümanizm akımı, 15. yy'daki önemli düşünürler tarafından ortaya atılmış ve hiç bir zaman entelektüel olmayan halkın seviyesine inmeyi başaramamıştır. O dönemde halka hitap etmeyi başarabilen Martin Luther ortaya çıkıp, Erasmus'un planlarını altüst ederek hem Erasmus'un nefretini kazanmış, hem de o dönem hümanizminin de duraklamasına neden olmuştur. Bu duruma kanıt olarak da Zweig'ın Rotterdamlı Erasmus adlı denemesinde kaleme aldığı şu sözler gösterilebilir:


" Luther, yani bu bağnaz eylem insanı olan ulusal bir halk hareketinin önüne geçilmez vurucu gücüyle hümanistlerin uluslar üstü idealist düşlerinin üstüne çöker. Ve hümanizm, dünyayı birleştirmeye yönelik çabalarına daha tam anlamıyla başlayamadan, Reform hareketi Avrupa'da düşünce düzeyindeki son birliği Evrensel Kilise'yi bir balyoz darbesiyle ikiye ayırıverir ".


Günümüzde son haliyle hümanizm, küreselleşen dünyada, insanlığa dikkat çekmek  isteyen ve her insanın aslında eşit olduğunu vurgulayan bir anlayış haline gelmiştir. Hatta bilimsel bilginin yuvası olarak kabul edilen üniversitelerde; öğrencilerin farklı ülkelerdeki üniversite öğrencileri ile değiştirilmesini ve farklı kültürlerden insanların tanınmasını sağlayarak, her insanın aslında özünde aynı olduğunu vurgulamak isteyen Erasmus adında bir değişim programı bulunmaktadır. Adını, hümanizmin babası olarak saydığımız, tüm insanların eşit olduğunu savunan Desiderius Erasmus'tan alan bu program, gerçekten de hümanizm anlayışına büyük ölçüde hizmet etmektedir.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.