Reklam Alanı

Hiyerarşi Kavramı ve Sosyal Yaşamdaki Yeri

Hiyerarşi Kavramı ve Sosyal Yaşamdaki Yeri

Hiyerarşi, genel manası  itibariyle birden fazla insanın oluşturduğu topluluklarda, gerek düzeni oluşturmak, gerek eylem farklılıklarını ve kişiye ait meziyetleri ayırmak adına, ilkel ya da uygar toplumlarda ve kuruluşlarda yer alan kişilerin alt- üst ilişkileri, görev ve yetkilerine göre sınıflandıran bir sistemdir. Daha yalın bir ifade ile hiyerarşi bir sınıflandırma, bir tabakalaşmadır.

 Hiyerarşinin Tarihi

Hiyerarşinin tarihi, insanlık tarihi kadar eskidir, çünkü ne zaman insanlar topluluk
biçiminde yaşamaya karar vermişler, işte o zaman ihtiyaçların giderilmesindeki işlerin
yürütülmesi için hiyerarşi denilen bir sistem oluşturmuşlardır. Topluluktaki insanları
birbirinden ayırmaya gereksinim duymuşlar ve bu ayrımı; zenginlik, ırk, yönetim,
meslek, ekonomik ölçüt gibi belirleyicilerle yapmışlardır. Sosyal sınıflar kitabında
geçen "… bir toplumda sosyal sınıfların birbirinden ayrılmasında kullanılacak olan
ölçüt, zenginliktir "  sözü, bu durumu destekler özelliktedir.


Toplumları ayırmada kullanılan bir başka ölçüt ise sanayileşmedir. Sanayileşme ölçütü çerçevesinde toplumlar birinci, ikinci ve üçüncü dünya toplumları olarak
Ayrılmaktadırlar. Bu da ekonomi ölçütüyle, üretim ile dolaylı yoldan ilişkili bir ölçüttür. Toplumlar, sosyal hiyerarşiye göre üç sınıftan oluşmaktadır.  Bunlar; soyluların, zenginlerin oluşturdukları üst tabaka; memurların oluşturdukları orta tabaka ve işçilerin, köylülerin oluşturdukları alt tabakadır. Soylular, sosyal hiyerarşide en yüksek statüye sahiptirler. Platon da Devlet  adlı eserinde  toplumu, yöneticiler, koruyucular ve çalışanlar olarak üç katmana ayırmıştır. Karl Max da, sınıf ayrımını; kapitalist toplumlardaki sınıfların ayrılmasına neden olan üretimin içinde rol alan, çalışan ve çalıştıranlar üzerinde incelemektedir.

Sınıf ayrımının temeli, üretim araçlarının özel mülkiyetine dayanır: Marxist sınıf anlayışının kilit noktası buradadır. Üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanlar bir sınıf meydana getirirler (köle toplumunda bile sahipleri, feodal toplumda toprak sahipleri, kapitalist toplumda fabrika ve işletme sahipleri). Üretim araçlarına sahip olmayanlar da ayrı bir sınıf oluştururlar. Kapitalist toplumlarda geçimini sağlamak için emeğini satmak zorunda olan sınıfın ismi proletaryadır.


Zweig'ın Değişim Rüzgarı isimli yapıtında, Avusturya'nın küçük bir köyünde, basit bir
postanede on yıl boyunca karın tokluğuna çalışan ve geçimini sağlamak için emeğini
satmak zorunda olan Christine Hoflehner, proletarya sınıfına mensuptur. Yine aynı
eserdeki Amerika'da yaşamlarını yüksek standartlarda sürdüren Klara ve Antony van
Boolen çifti de burjuva sınıfına mensupturlar. " Kapitalist toplumda iki ana sınıf
burjuvazi ile proletaryadır " 1900'lü yıllarda kaleme alınan söz konusu eserde kapitalist anlayışın izlerini görmek mümkündür. Baştan sona sosyal hiyerarşiye güzel bir örnek olan söz konusu Değişim Rüzgarı adlı eserde, toplumdaki  sınıf farklılığı, açık bir şekilde okuyucuya aktarılmıştır. " Kapitalist toplumda hakim sınıf burjuvazidir. Burjuvazi, üretim araçlarının sahibi olarak her şeyden önce ekonomik bakımdan topluma hakimdir: başka ifadeyle, ekonomik iktidarı elinde bulundurur. Ama  ekonomik üstünlük aynı zamanda politik üstünlüğü de sağlar " Tıpkı Merhamet adlı eserde olduğu gibi, yörenin en zengini, fabrikaları, köşkleri olan Lajes von Kekesfalva ve ailesi, civar tarafından hem saygı görmekte, hem de yönetimde söz sahibi olmaktadır. Çünkü statüsü halktan daha yüksektir. " Statü, kişinin toplumda saygı, itibar ve prestij bakımından sağladığı yeri ifade eder "  tanımından yola çıkarak sosyal hiyerarşideki üst tabakaya mensup kişilerin, statüleri yüksek kişiler olduğu söylenebilir.


" Weber'e göre, modern endüstrileşmiş toplumlarda sosyal sınıf örnekleri şunlardır:

a. Genel olarak işçi sınıfı,
b. Küçük burjuvazi, alt orta sınıflar,
c. Bağımsız mülkleri olmayan aydınlar ve sosyal konumları temelce teknik yetişmeye dayanan kişiler,
d. Mülk ve eğitim yoluyla ayrıcalıklı bir konum elde eden sınıflar.


Weber'in yapmış olduğu sosyal sınıf ayrımları kısaca üst sınıf, orta sınıf ve alt sınıftan
ibarettir. Bu ayrımlardan yola çıkarak, Weber'in sadece ekonomik bakımdan bir ayrım
yapmadığını aynı zamanda da insanların okudukları okullar ve yaşadığı yerlerle alakalı bir ayrım yaptığı söylenebilir. Weber'in ayrımı; sosyal tabakalaşmanın yalnız ekonomik kritere ( mülkiyet esasına) dayanmadığını, bunda başka faktörlerin de etkili olduğunu belirtmesi bakımından önem taşır. Weber'in görüş açısından yapılan tahlillerin, özellikle gelişmiş sanayi toplumlarının karmaşık sosyal yapılarının  açıklanmasında yararlı oldukları söylenebilir. Yine bu açıdan hareketle, sosyal sınıfların yaşama tarzı ve saygınlık esaslarına göre kategorilere ayrılması yoluna gidilmiştir. Bir fabrika işçisi ile bir büro işçisi arasında ( her ikisinin de emeklerini satarak geçimlerini sağladıkları ve kazançları arasında da çoğu zaman önemli bir fark bulunmadığı göz önünde tutulacak olursa) ekonomik ölçüye göre sınıf farkı olmamak gerekirken, büro işçisinin sosyal saygınlık yönünden toplumda daha üstün bir yer işgal etmesi ve genellikle kendisini "orta sınıf" a dahil sayması, bu gerçeğin tipik örneklerinden birini oluşturur.


Toplumda bir de üstlenen roller ve statüler dolayısıyla, genel anlamda katman ve
katmanlaşma ve daha subjektif olarak da katmanlaşmanın tipleri olarak kast, zümre ve sınıflar bulunmaktadır.


Katmanlaşma


Katmanlaşma, bir topluluğun katmanlara ayrılma olgusunun genel terimi olarak ya da bir başka deyimle, bir topluluğun işbölümü gereği benzer veya aynı rolleri (konumları) ve bunlara bağlı statüleri paylaşan bireylerin oluşturduğu hiyerarşik gruplara bölünmesi olarak tanımlanabilir. Katmanlaşma, insan topluluklarında, işbölümüne bağlı olarak, farklı görevlerde bulunan insanları ayıran sistemdir. İnsan topluluklarında, örgütlenme başlar başlamaz, katmanlaşma görülmektedir. İnsan örgütleri belirli amaçlara sahiptir. Örgütlerin üyesi olan her bireyin ayrı bir rolü vardır.


Hiyerarşi ilkesi: Örgütlere üyelik bir çeşit sosyal yapıyı ve statü farklılığını da beraberinde getirir. Rollerin değişebildiği iki üyeli durumlarda bile her zaman bir yöneten bir de yönetilen olacaktır. İkinci olarak katmanlaşma, topluluk içi ve topluluklar arası işbölümünde ortaya çıkar. Katmanlaşma en ilkel toplumdan, en gelişmiş topluma kadar tüm toplumlarda var olan bir sistemdir, bu sistemin olmadığı bir topluluk aramak yersizdir. Örneğin, günümüzün ilkel topluluklarına örnek gösterilebilen, Afrika'daki bazı kabilelerde, yaşamlarını sürdürebilmeleri için, yörede bulunan yüksek ağaçların zirvelerinde toplanan bal kovanlarını cesur bir şekilde alıp, kabile insanlarına sunan insanlar, büyük bir saygı gösterisiyle karşılanıp, kabile reisi ünvanını almaktadırlar. Bu bir katmanlaşma örneğidir çünkü, bu olay topluluk içi iş bölümünü kapsamaktadır.


Kast Sistemi


Kast, ekseriya Hint toplumunda uygulanan bir sistem olmakla beraber, uygulamaya göre oluşturulmuş olan sınıfların arasındaki herhangi en ufak bir iletişim ve alışverişin
katiyen yasak olduğu oldukça katı bir sistemdir. Kastlar Hint toplum modelinin bir yapılanmasıdır. Toplumsal tabakalaşmanın çok katı olduğu, toplumsal hareketliliğin hemen hemen hiç olmadığı bir toplumsal yapıyı oluşturmaktadır. Kast sisteminin genel özelliği ekonomik farklılaşma ile bağlantılı oluşudur. Kastlar ve kastlar arası
ilişkiler katı ve kesin sınırlarla birbirinden ayrılmış olup, bu sınırlar dinsel dogma, gelenekler, görenekler, siyasal güçler ve yasalarla her türden yaptırımlarla güvence altına alınmıştır. Kastlar arası ilişkiler de aynı biçimde kısıtlanmıştır.


Kastlar dini inançlarla doğrudan ilişkilidir. Hindu dininde " kir" kaçınılacak şeylerin başındadır. Bazı işlerle bu işleri yapan kişiler " kirli" olarak görülmektedir. Kirlenmemek için bu işleri yapanlarla temas edilmemesi gerekmektedir. Kastların her biri geleneksel olarak bir meslek adıyla anılmaktadır. Kast üyeleri kendi geleneksel mesleklerini doğal ve kendi yaradılışlarına uygun sayarlar. Başka bir mesleğe özenmek alçaltıcı kabul edilir. Hindistan'ın kast sisteminde dört ana kast vardır. Bunlar, Brahmanlar (din adamları), Kşatriyalar (savaşçılar), Vaisyalar ( tüccar ve
esnaflar), Sudralar (köylüler) 'dir. Kast sistemi, sosyal sınıflaşmanın aksine oldukça bireyseldir. Genlerle taşındığı varsayılır ve nasıl bir ortama doğruldu ise o ortamdan, daha doğrusu ailesinin mensubu olduğu tabakadan çıkması mümkün değildir. " Kasta üyelik doğumla kazanılan bir özelliktir " ifadesi bu durumu destekler özelliktedir.


Kısacası bir insan, hangi tabakaya ait ise, çocukları ve torunları da mensubu olduğu tabakada ömrünü tamamlamak zorundadırlar. Kısacası sahip olunan yetenekler doğrultusunda, kazanılan başarıların, alınan eğitimlerin, sosyal yaşamda sergilenen davranışların, sınıf atlamak için hiç bir etkisi bulunmamaktadır. Her birey kastının kaidelerine ( aynı kasttan biriyle evlenmek, aşağı kastlarla ilişkide bulunmaktan kaçınmak gibi) uymak zorundadır. Eğer kuralları çiğnerse fiziksel cezalar, soyutlanma hatta kendi kastından atılma durumuyla karşılaşabilir.


Kastlaşmanın, sınıflaşmadan farkı, kast sisteminde, etnik köken, geldiği aile, genler gibi fiziksel durumlar önem arz ederken, sınıflaşmada ise, sahip olunan yetenekler, elde edilen başarılar ve sosyal yaşamda sergilenen davranışlar, sınıflara ayrılmada büyük rol oynamaktadır.


Zümreler


Kastlaşma ve sınıflaşmaya nazaran daha yumuşak olan ve toplum içerisinde insanların iş bölümlerine göre ayrıldığı bir sistem olan zümreleşme, 11. Yüzyılda görülen hiyerarşik bir sistemdir.


Feodal zümreler Ortaçağ Avrupası'nda görülen bir yapılanmadır. Kast ve kölelik sisteminden biraz daha açık bir sistemdir. Çünkü çok seyrek ve zor olsa da bireylerin toplumsal statülerini değiştirebilme olanağı vardır. Feodal zümrelerin üç önemli karakteristiği vardır. Bunlar:

1. Hukuken tanımlanmışlardır.
2. Zümreler geniş bir işbölümünü temsil etmektedir ve belirli işlevleri
vardır. Örneğin herkes için dua etmek din adamlarına, herkesi korumak soylulara ait işlerdir.
3. Feodal zümreler siyasal gruplar durumundadırlar. Serfler bir zümre sayılmamaktadır ".


Buna ek olarak; Zümrelerde halk üçe ayrılmaktadır:


1. Özgür Köylüler: Askerlik yapan, vergi veren bu köylüler daha önce toprağı olan
ancak kendi isteğiyle bir beyin himayesine sığınmış köylülerdir. Tanrı'nın elçileri (Rahipler) : ( Kiliseye bağlı olan kişiler)
Soylular : ( halkı koruma, savunma, yargılama hakkına sahip kişiler)
Halk (tarım ile meşgul olan köylüler) : (başlıca sorumlulukları rahiplere ve soylulara hizmet etmek olan kişiler)


2. Yarı özgür köylüler: Toprağa bağlı ve toprakla birlikte sahip değiştiren köylülerdir.
3. Serfler: Feodal beyin mülkiyetinde olan köylülerdir.


Sınıf

Sınıf sistemi makinalaşmanın, teknolojinin önem kazandığı, geleneklerin, dinin eski
önemini yitirdiği sanayi toplumunun tabakalaşma biçimidir . Bu ayrım çeşidi, her ne kadar saygınlık ve iktidara bağlı olsa da büyük oranda şahsın ekonomik durumu ağırlıklıdır. Kısacası genel manada toplumlarda üç çeşit sınıf bulunmaktadır. Bunlar; üst, orta ve alt sınıftır. Üst sınıfı oluşturanlar, birkaç kuşak zengin olup, hatırı sayılır kişiler iken, orta sınıf da; avukat, doktor, mühendis gibi yüksek maaşlı, saygın mesleklere sahip kişilerdir. Son olarak da alt sınıfı tabiki de geçimini sağlayabilmek için emeğini satmak zorunda olan sanayi işçileri, düşük memurlar, köylüler ve de işsizler oluşturmaktadır.  Toplumsal sınıflar arasında başlıca üç yönden ayrılık olabilir.

1. Yaşam Şansları: Bir toplumda belirli sınıfların üyeleri diğerlerine göre daha az veya daha daha çok hayat şansına sahiptirler. Örneğin köyde doğan bir bebeğe oranla daha azdır. Hayatın sağladığı olanak ve zevkler belirli sınıflar için daha fazladır.


2. Yaşam Biçimi ve Gelir Farkı: Her toplumsal sınıfın kendine özgü bir yaşam biçimi vardır. Her sınıfın davranışları, zevkleri, konut tipleri, giyim kuşamları, aile yaşamı, gelenek ve görenekleri diğerlerinden farklıdır. Yaşama biçimi gelirle de ilgilidir. Belirli bir gelir düzeyine sahip olanlar genellikle belirli yaşam biçimlerini benimserler. Eğitim düzeyi de yaşam biçimini etkileyen faktörlerden birisidir. Sanayileşmiş ülkelerde yaşam standardının yükselmesine ve uygulanan toplumsal politikalara bağlı olarak sınıflar arası yaşam şeklii farklılığı giderek azalmaktadır.


3. Sınıf Bilinci ve Psikolojik Davranışlar: Her toplumsal sınıfın kendine özgü gelenek, görenek ve düşünce biçimleri vardır. Bir sınıfın üyesi olma belirli bir biçimde düşünme, belirli sorunlar karşısında belirli biçimlerde tepkide bulunmayı gerektirir. Sınıf bilinci başka sınıflara göre farklılık, kendi sınıfına göre de benzerlik bilincidir. Sınıf bilinci bir sınıfa üye olanları başkalarından ayrı ve farklı oldukları duygusu ile birleştirir ". Sınıf farklılıklarının bilincinde olan kişiler, kendi mensubu olan sınıfın haricinde diğer sınıfların farklı yaşam tarzları olduğunun gayet farkındadırlar. Zweig'ın Dünün Dünyası adlı eserinde üst tabakada büyütülmüş bir çocuk olan Stefan Zweig'ın terbiyesinde, ailenin sahip olduğu tutum buna en güzel örnektir:


" Hizmetçiler ve aptal anneler üç ya da dört yaşındaki çocuklarını yaramazlık yapmaktan vazgeçmezlerse "polis amcayı" çağıracaklarını söyleyerek korkuturlardı. Bizler lisedeyken, herhangi önemsiz bir dersten zayıf aldığımızda okuldan alınıp bir yere çırak verilmekle korkutulurduk- burjuva ailelerinde en büyük tehdit şuydu: emekçi sınıfa iniş- " (Zweig, 2011: 58).


Sonuç olarak hiyerarşi, insan topluluklarında, gerek saygınlık gerek ekonomik durum göz önünde bulundurularak, insan sayısının çok olduğu yerlerde, insanlar tarafından kasıtlı bir şekilde, farklı yaşam tarzlarına sahip olan sınıfların oluşmasıdır. Hiyerarşinin ilk çıkış sebebi, tabi ki de, toplumda insan sayısının fazlalaşmasıyla, yönetimin ve ileriki yıllardaki üretimin daha da zorlaşması sonucu, insanları iş bölümü yapmalarına sevk eden bir sisteme ihtiyaç duymalarıdır. Hiyerarşi, evrensel bir konu olmakla birlikte, tüm dünyadaki insan topluluklarında görülmektedir. Kısmen düzeni sağlar iken, kısmen de bazı toplulukların insanlığından çıkmasına neden olmaktadır.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.