Reklam Alanı

Hayatın Anlamı Nedir?

Her insanın en yüksek amacının mutluluk olduğu son derece açıktır. Ama bu mutluluğun nasıl elde edilebileceği ve bu mutluluğa giden yolda nelerin değerli ve nelerin değersiz olduğu her insana göre değişmektedir. Tüm insanların değerli ya da değersiz, önemli ya da önemsiz bulduğu şeyler o kadar farklıdır ki bunlar arasında ortak bir nokta bulmak çok zordur. Kimi insanlar hazlarını tatmin etmeye dayalı bir yaşam biçimini değerli bulurken, kimi insanlar entelektüel birikime dayalı bir yaşam biçimini benimserler. Bazıları futbol maçı izlemekten büyük keyif alırken, bazıları da taş plak toplamayı sevebilirler ve bunlara değer verebilirler. Acaba bu değerler çokluğu içinde bir öncelik-sonralık sıralaması, bir hiyerarşi var mıdır? Kimi değerler amaç, kimileri araç mıdır?



Kurtz’e göre “ilgi alanlarını, zevkleri ve tercihleri değerlendirmede hiçbir kriter olmadığını iddia etmek bizi, değerler olmadığı için tüm değerlerin eşit olduğu, hiçbir ayrımın yapılamadığı ve nitelikte ve soylulukta hiçbir farklılığın olmadığı nihilizme götürür”  Tüm değerlerin eşit olduğu yerde artık hiçbir değerden söz edilemez. Değerlendirme ölçütü ya da rehberi olarak kullanabileceğimiz bazı normlar olmalıdır. Eğer böyle bir ölçüt olmazsa erdemlerle erdemsizlikler arasında hiçbir fark kalmaz. Bazı değerler diğerlerinden daha önceliklidir; bazı çıkarlar inanın değerini düşürürken bazıları yükseltir; bazı yaşam tarzları sıradan ve kabadır, bazıları da hayranlık uyandıran niteliklere sahiptir; bazı eylemler geçicidir, bazıları daha önemlidir.



Böyle düşünüldüğünde değerler arasında bir hiyerarşi olduğu neticesine varılabilir. Peki hangi yaşam biçimi ve buna bağlı değerler en yüksektedir? Zevkler ve değerler arasında bir sıralama yapan Mill’in öne sürdüğü gibi, entelektüel, estetik ve ahlaki değerler ve zevkler üstün, fiziksel ve biyolojik zevkler ve buna bağlı değerler alçak ve gelişmemiş midir? Kurtz’ün bu soruya karşı tavrı, bu iki ucu dengelemeye yöneliktir. Ona göre entelektüel, estetik ve ahlaki değerler her zaman fiziksel zevklerden üstün değildir. Bu değerler arasındaki üstünlük/alçaklık sıralaması yere, zamana ve koşullara göre değişebilir. Kişi belirli koşullarda sevgilisiyle birlikte olmayı sanat müzesi gezisine, parkta koşu yapmayı kitap okumaya ya da futbol maçı izlemeyi üniversitede ders dinlemeye tercih edebilir. İnsanın entelektüel, estetik ve ahlaki yanının her zaman onun biyolojik, fizyolojik ve psikolojik yanından üstün olduğunu iddia etmek pek de doğru gözükmemektedir. Felsefe tarihinin bize gösterdiği gibi birçok filozof insanın akılsal yanını, onun psikolojik ve biyolojik yanından üstün görmüştür ve akıl ve içgüdüler karşıt kavramlar olarak ortaya konmuştur. Ama böylelikle insanın hep bir yanı – aslında en doğal yanı – sakat bırakılmıştır. Kurtz, en yüksek yaşam biçimi olarak bize ya birini ya da diğerini tercih etmemiz gereken bir yaşam biçimini değil, her ikisini de ortada dengelemeye çalışan bir yaşam biçimini sunmaktadır. O bu yaşam biçimini coşkulu yaşam olarak adlandırmaktadır. Bu coşkulu yaşam biçiminde kişi hem temel biyolojik ve sosyal faktörlerden çıkan ihtiyaç ve arzularını tatmin edecek hem de toplumsal çevreye uymaya çalışacaktır.


İnsanlar mutluluğun ne olduğu konusunda anlaşmazlık yaşasalar da Kurtz, tatmin ve memnun edici deneyimlerin, insanın kendisini gerçekleştirmesinin, her insanın eşit değer ve onura sahip olduğu inancının, farklılıklara karşı hoşgörünün, insanların ahlaki olarak özgür oldukları inancının ve insan aklının iyi bir hayatın temel taşları olduğu konusunda çoğu hümanist düşünürün hem fikir olduğunu düşünmektedir. Mutluluk arayışı, ahlaki özgürlük, hoşgörü, ahlaki sorumluluk ve rasyonel ahlaki sorgulama gibi değerleri vurgulayan hümanist idealler hem dindar hem de dinsiz insanlar tarafından paylaşılır. Ona göre insan yaşamı pasif değil, aktif bir işlemdir. Yaşamın anlamı ölüm sonrasında gizlenmiş bir krallıkta değil, yaşamın içinde – şimdi ve burada – keşfedilecektir. Kurtz’ün öne sürdüğü seküler hümanist etik anlayışında kişi tamamen kendi hayatından sorumludur.


Avcı-toplayıcı ve göçebe yaşamı bırakıp tarım ve kırsal topluma geçen, endüstri ve teknolojiyi keşfeden, kent toplumunu ve dünya topluluğunu inşa eden, dünyanın sınırlarını geçip güneş sistemini ve ötesini araştıran bir tür olarak insanlar sadece ne olduklarından değil, ne olacaklarından da sorumludurlar. İnsan yaşamı kendinden bağımsız bir anlama sahip değildir ve ona anlam ya da önem veren kozmik bir güç ya da yüce bir varlık yoktur. İnsanlık için nihai bir kader bulunduğu inancı sadece bir yanılsamadır. Hayatın anlamı, insanların ona verdiği anlamdan ibarettir. Birey için mutluluk, başarı duygusunu ve kendi varlığının tamlığına ulaşmış olma duygusunu içerir. Kişinin yaşamı sanat eseri gibidir, kısmen kendi yaratısıdır. Burada heykel de heykeltıraş da kendisidir. Sonuçta olan şey, yıllar ve on yıllar boyunca yaptığımız tercih ve eylemlere bağlıdır. Herkes bir şaheser meydana getiremeyebilir, bahse değer bir kariyer oluşturamayabilir ya da örnek bir yaşam süremeyebilir. Birçok insan başarısız olmuştur, yaşamları harcanmıştır, korkuya ve korkaklığa yenilmişlerdir ve acı yıllarıyla boğulmuşlardır. Herkes bunu gerçekleştiremese de insan yaşamı, umutları ve hayalleri, en yüksek değerleri gerçekleştirme yeridir.


Hayatta karşılaşılan güçlüklere boyun eğerek yenilgiyi kabul etmek değil, hedeflerimizi gerçekleştirebileceğimiz, yeteneklerimizi arttırabileceğimiz yeni bir dünya yaratma kararlılığımızdır bize mutluluğu getiren. Bu bağlamda seküler hümanizmin etik anlayışı ile varoluşçuluğun etik anlayışı birçok noktada kesişir gibi görünmektedir. Sartre’ın insanın omzuna yüklediği seçme özgürlüğü, bu özgürlüğün
aslında bir zorunluluk olması, kişinin kendi hayatından sorumlu olması ve kendini yaratması, daha önce belirlenmiş bir özünün olmaması, insan yaşamının kişinin aldığı kararların ve yaptığı tercihlerin bir toplamı olması aynı zamanda seküler hümanizmin etik anlayışının temel kavramlarındandır.



Teologların tanrısız bir ahlakın bencilliğe ya da nihilizme varacağı görüşünü ve tanrı kavramı olmaksızın hiçbir tatmin edici ahlaklılık düşüncesinin oluşturulamayacağı görüşünü çürüten Nielsen de Kurtz gibi, tanrısız bir hayatın anlamsız olacağı ve hiçbir
şekilde mutluluğun elde edilemeyeceği görüşlerine de karşı çıkmaktadır. Burada Nielsen’in görüşlerine geçmeden önce Wielenberg’in yaptığı önemli bir ayrımı vurgulamak yararlı olacaktır. Wielenberg, teologların tanrısız bir hayatın anlamsız olacağını söylediklerinde, anlamsız derken neyi kastettiklerinin önemli olduğunu düşünmektedir. Bir yoruma göre – ki Wielenberg buna doğaüstü anlam adını vermiştir – hayatın anlamlı olabilmesi için hayatın doğaüstü bir varlık tarafından verilmiş bir anlama sahip olması gerekir. İkinci bir yoruma göre, evrene iyilik getirecek tarzda bir hayat anlamlı olabilir. Bu ise dışsal anlam olarak adlandırılmıştır. Başka bir yoruma göre de hayat, eğer onu yaşayan insan için iyiyse ve peşinde koşmaya değer bulduğu eylemleri kapsıyorsa, anlamlıdır. Bu da içsel anlam olarak adlandırılmıştır. Bu ayrım ışığında bakılacak olursa, tanrısız bir evrenin doğaüstü bir anlamı olmayacağı açıktır. Ama bu, insan hayatının dışsal ya da içsel bir anlamı olamayacağı sonucunu doğurmaz. Tanrısız bir dünyada da elbette, evrene iyilik getirecek bir şekilde yaşanabilir ya da kişi yaşamaya değer bir hayatı sürdürebilir.




Nielsen’in de hayatın anlamından anladığı şey, hayatın içsel anlamıdır. Neilsen’e göre eğer insan hayatında ihtiyaçlarının kalıcı tatmin kaynaklarını bulmuşsa ve peşinde koşmaya değer belirli amaçlar bulabilmişse ve bunların en azından bazılarını elde edebilmişse, o insanın mutlu bir yaşam sürdüğü söylenebilir. Bazı acılar ya da kaygılar çekmiş olabilir ama büyük bir kısmında acılardan, yabancılaşmadan ve umutsuzluktan arınmış ve sevdiği ve değerli bulduğu bir hayata sahip olduğu söylenebilir. Tüm insanların istediği ya da ihtiyaç duyduğu mutluluğun kalıcı kaynağı, Nielsen’e göre, acı ve sefaletten uzak, kendimizi eğlendirebileceğimiz ve temel zevklerden adil bir pay alabileceğimiz, kendimizi güvende hissedebileceğimiz ve iç huzuru bulabileceğimiz, fiziksel ve duygusal rahatsızlıklar tarafından sürekli tehdit edilmediğimiz, sevgi ve dostluk bulabileceğimiz, bizi bıkkınlıktan, angaryadan ve beyhudelikten kurtaracak yaratıcı ve anlamlı bir mesleğe sahip olabileceğimiz, yeteneklerimizi geliştirebileceğimiz, dünyadaki sefaleti azaltabileceğimiz, kendimizin bilincine  ve öz-kimliğimize varabileceğimiz bir hayata sahip olmaktır. Bunlar hayatta her şey olmayabilir ama yine de mutlu bir hayat tablosunda çok önemlidirler ve bunlar olmasaydı hayatlarımız yoksul ve sefil olurdu.


Mutlu bir hayatın içinde sayılabilecek bu özellikler sadece her insan tarafından arzulanacak değil, aynı zamanda da Tanrıdan yoksun, tamamen seküler bir dünyada elde edilebilecek özelliklerdir. Kendimiz için koyduğumuz bu hedefler ve oluşturduğumuz bu niyetler hayatlarımıza anlam ve mutluluk katmak için yeterlidir. Bunları elde etmek için ne sonsuz bir varlığa ne de başka bir dünyaya ihtiyacımız vardır. Mutluluk ve acının adil bir şekilde dağıtılması ahlaklılık için esastır ama ahlaklılığın tek yüzü de değildir. Bir taraftan her insan kendi mutluluğu doğrultusunda kendi çıkar ve ihtiyaçlarını karşılama eğiliminde olsa da, diğer taraftan başka bir amaca hizmet etmeyen, kendisi için arzulanan amaçların da – öz-kimliğinin, ben-bilincinin ve özerkliğinin – peşinde koşmalıdır. Bu noktada özellikle vurgulanması gereken bir nokta daha vardır. Hayatın içsel bir anlamı olduğunu söylemek, yani insanların yaşamaya değer bir hayat sürmeleri ve peşinde koşmaya değer hedefler ve değerlere sahip olmaları demek, her türlü hayatın eşit derecede değerli  olduğunu söylemek değildir ve Nielsen de böyle düşünmemektedir. Wielenberg’in verdiği örnek gibi bir piyanistin hayatı ve koprofojik (dışkıyla beslenilen) bir hayat arasında tercih yapmaya zorlandığında kimse kayıtsız kalamaz. Bu iki tür yaşam biçimi da eşit ölçüde yaşamaya değer değildir. Nielsen’e de göre, hayatın anlamı, tüm insanların çıkar ve ihtiyaçlarının ve her insanın arzuladığı kendinde değerlerin üzerine inşa edilmelidir.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.