Reklam Alanı

“Eski” ve “Yeni” Kavgası’nda Nazım Dışlayanlar

Nazım Hikmet’i dışlayanların eleştirel bakışlarının siyasal içerikli olduğu söylenebilir. Daha evvel de belirtildiği üzere Nazım’m siyasal kişiliği ile sanatsal özelliklerinin özdeşleşmesi bazı kesimlerin dikkatlerini bu noktada yoğunlaştırmıştır. Dışlayanlar bu nedenle eleştiri gerekçelerini Nazım Hikmet RAN’ın siyasal kişiliğine yöneltmişlerdir.

1920’lerin son yılları Türk Edebiyatı’nda hafızalardan silinmeyecek bir dönemdir. Bu dönem edebi alanda usta iki tarafın edebiyatın “eski” ve “yeni” tartışmasını gündeme taşımıştır. Tartışan taraflardan biri esasında bu alanda oldukça yeni idi. Yeni çığırın bu genç şairi Nazım HİKMET’in kafa tuttuğu taraf ise eski çığırın büyük şairleri; Mehmet Emin, Abdülhak Hamit, Yakup Kadri gibi isimlerdir. Nazım Hikmet’in edebi alanda isminin çok sık gündeme geldiği dönem O’nun Moskova’dan KUTV’deki eğitimini tamamlayıp ülkesine döndüğü döneme karşılık gelmiştir. Nazım Hikmet ile bu eski ustaların kavgası giderek şiddetlenir. Yakup Kadri Bey Milliyet Gazetesi’nde Nazım Hikmet’i ve O’nun sanatını yerden yere vuran açıklamalarda bulunmuştur.

“ ....Harb-i Umimi’de daha yirmisini bulmamış gençler, bu gençler elemek yerine saman karışık hamurla beslendiler ve irfan yerine BabIali’de giiniük matbuatın harp edebiyatından başka bir şey okumadılar. ”
İşte bu cümle zaten başlamış olan kavgayı daha da şiddetlendirdi. Kavganın görünen sebebi her ne kadar edebiyat adına gibi görünse de, üstü örtülü neden kıskançlıktır. Nazım Hikmet henüz daha yirmili yaşlarda genç bir şairdir. Bu kadar genç bir şairin böylesine güzel şiirler yazabilmesi ve edebiyatın başka büyük isimleri tarafından da desteklenmesi küçümsenecek bir durum değildi. Nazım Hikmet’in sanatçılığı üzerine o dönem “Yeni Türkiyenin Şairi” başlıklı bir yazı yayımlanmış ve Nazım Hikmet RAN “Büyük Şair” diye takdim edilmiştir.

Nazım’m İmzasız” imzası ve “Putları Yıkıyoruz” başlığı ile Resimli Ay’ın Haziran-Temmuz 1929 sayılarında önce “Dahi Azam” olarak adlandırılan Abdülhak Hamit’i ardından “Mili Şair” olarak anılan Mehmet Emin Yurdakul’u incelemesi savaşı daha da tetikledi. Bu çekişmede bir tarafı Nazım Hikmet, Sabiha-Zekeriya Sertel oluştururken, diğer taraf Yakup Kadri Bey, Abdülhak Hamit ve Mehmet Emin Yurdakul ‘dan oluşuyordu. Nazım Hikmet “Putları Yıkıyoruz No:l” adlı yazı dizisinde, alan yazınında kimlere “dahi” denilebileceğini özetliyor, Hamit Bey için “kuvvetli bir Osmanlı şairi 'dir işte o kadar” ve ”hakiki dehayı bulmak için şahta dehaları kafamıza zorla dikilen putları yıkalım. ..’’şeklindeki eleştirileri sürüp gitmekte idi.
Putları Yıkıyoruz No: 2 adlı yazısında Nazım; “Mehmet Emin Beyefendi’nin şairliğinin göz aldatması olduğunu ve kimlere hakiki şair denileceğini ifade etmiştir. Sözü edilen bu yazılara “İkdam Gazetesi’nde” Suphi Bey sövgü dolu bir karşılık vermiştir. Karşılıklı bu atışmalar ortamı oldukça germiştir. Suphi Bey’in ifadesi özetle şöyledir:
“Abdülhak Hamit bir dahidir. Bunlar putları yıkmak değil Milli ediplerimizi, dahilerimizi yıkmak istiyorlar. Bu edebiyat tartışması değil komünizm propagandasıdır.
“Karşımızdakiler kimlerdir?
“Bolşevik kapısının köpekleri!
“Putları kıranlar bunlardır.”
Hamdullah Suphi Bey durumu alan yazınında siyasaya kaydırmak istiyordu. Merkez Heyet Başkanlığını üstlendiği Türk Ocağı’nda milliyetçi gençleri kışkırtıyor, birtakım karar aldırıp basma iletiyordu.
Nazım Hikmet’in bir mahkûmiyetinden dolayı aldığı cezanın affı için imza vermeyenler de Nazımı dışlayanlar kümesi içinde değerlendirilebilir. Bunlardan bazıları Nazımın affedilmesi mücadelesinin arkasında komünistlerin olduğunu düşünüyor idi, kimileri ise doğacak tepkilerden çekiniyor idi. Nazım’m affı için pek çok profesörün, gazetecinin imzaladığı dilekçeyi bazıları ise örneğin; Prof. Hıfzı Timur, Gazeteci Şevket Rado imzalamamışlardı. Birlikte içki içtikleri bir gece Yahya Kemal Beyatlı başını Va- Nü’nün göğsüne dayayıp “Nazım’cığım hapiste” diye göz yaşı döker, ancak Nazım’m affı kampanyası için kendisine başvuranları kendisinin imza vermediği konusunda da sıkı sıkıya uyardı.

Bazı çevreler ise ilginçtir ki başlatılan bu kampanyaya karşı idiler. Bunlar sağcı gazeteciler ile milliyetçi öğrenci demekleridir. Nazım Hikmet’in af kampanyasına alınıp bağışlanmasına karşı idiler. Nazım Hikmet’in af kampanyasına alınıp değerlendirilmesi için 5000 kişinin imzaladığı bir dilekçe TBMM’ye sunulmuştu. Bazı milletvekilleri de bu kampanyaya başka açıdan bakmaktaydı. Şöyle bir değerlendirme yapmakta idiler:

'Biz saf ve temiz kalbimizle acıyarak bu adamı dışarı çıkarttığımız gün bütün komünist cihan, Nazım’ı  ellerinden aldık diye övünecektir, * ’ diyordu
Nazım Hikmet’i dışlayan çevreler O’nun sanat cevherinin büyüklüğünü kıskanmış ve karşı olmuşlardır. Daha sonra bu karşı oluşa Nazım Hikmet’in siyasi görüşlerini de katarak O’nu Türk halkının gözünden düşürmeye çalışmışlardır. Nazım Hikmet’in fikir ve görüşleri Nazım Hikmet’i dışlayanların menfaatlerine ters olduğundan, çıkarlarını zedelediğinden O’na büsbütün cephe almışlardır.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.