Reklam Alanı

Devletin Yüceltilmesine Bir Eleştiri



Devletin Yüceltilmesine Bir Eleştiri


Hegel  devlet kavramı üzerinde önemle durmuş ve kendisinden sonra yaşanacak olan “Sağ Hegelciler” ve “Sol Hegelciler” ayrımının da tetikleyicisi bu devlet kavramına olan yaklaşımı olmuştur. Hegel’in devlet ile ilgili düşüncelerini net bir şekilde ortaya koyduğu eseri olan “Tarihte Akıl”, bu noktada önemli bir başvuru kaynağı olarak karşımıza çıkmaktadır.


Hegel’e göre, kendi genel erekleriyle vatandaşlarının kişisel ilgilerinin birleşmiş olduğu, birinin tatmin ve gerçekleşmesini ötekinde bulduğu bir devlet, iyi düzenlenmiş, kendi içinde güçlü bir devlettir. Ama buna karşılık Hegel’e göre, bir devlette bu birleşme sağlanana kadar, anlağın uzun çabalarını gerektiren birçok örgütlenmeye, ereğe uygun düzenlemelere de gereksinim vardır. Ayrıca tutkularla çarpışıp bunları güç ve sıkıcı bir disipline sokmak gerekir.


Eleştirilmeye açık olan bu ifade, özel istek ve ereklerin tatmininin sıkı bir disipline sokulmasından bahsetmektedir. Bu ise, modern anlamda baskıcı ve totaliter rejimlerin anlayışı olmaktadır. Devletin bireyden önce ve önemli olduğu, devletin varlığı ve bekası için vatandaşın haklarının, beklenti ve taleplerinin göz ardı edilmesine ortam sağlamaktadır. Ama Hegel’in ifade ettiğine göre, eğer böyle bir birleşme sağlanırsa, yani devletin genel erekleriyle vatandaşın genel erekleri arasında bir birleşme sağlanırsa devlet, tarihindeki en parlak, erdemli, güçlü ve de mutlu dönemi yaşar. Oysa bakıldığı zaman dünya tarihi, bireylerin yaşam ve mülklerini güvenlik altına almak gibi bilinçli bir ereğe yönelen bir arada yaşama güdüsünün görüldüğü topluluklarda görüldüğü gibi herhangi bir bilinçli erekle başlamaz. İnsan topluluklarında bir arada yaşam gerçekleşince bilinçli erek hemen daha fazlasına yönelir: örnek verilecek olursa da, Atina ve Roma gibi büyük şehirleri ele geçirme çabasında görüldüğü gibi. Ayrıca bundan doğan her kötü durum ve gereksinimle, ödev daha da yakından belirlenir. Dünya tarihi, tin kavramını memnun etme genel ereğiyle, yani, kendine olarak, doğa olarak başlamaktadır. Tin kavramı da bu noktada içerde, bilinçsiz bir güdü olarak anlaşılabilir.


Hegel’e göre birey yalnızca devlette, devletin var olduğu koşullarda ussal varlığına kavuşabilir. Eğitimin tüm amacı, Hegel’e göre, bireyi öznellikten kurtarıp ona devlet içerisinde nesnellik kazandırmaktır. Bir bireyin, şu ya da bu sebep ve istençle, devleti kendi istencini gerçekleştirmek için kullanma olasılığı da her zaman söz konusudur. Ama bu noktada esas belirleyici olanın, herkesin kendisinin bir şeyi istemesi ve o şeyle, iş ve durumla ilgisiz olanı bir yana atması olduğu iddia edilmektedir. Hegel’in ifadesiyle birey, bütün insanlığını devlete borçludur. Özü yalnızca oradadır. İnsan sahip olduğu bütün değere, tüm tinsel geçekliğe devlet sayesinde sahiptir. Çünkü onun tinsel gerçekliği, bilen kişi olarak kendi özünün, akıl ile ilgili olan tarafının onun için nesneleşmesi, nesnellik ve dolaysız bir varoluş kazanmasıdır. Ancak bu sayede bilinçlenir, ancak ve ancak bu sayede törel olur, devletin tüzel yaşamında kendine düşen yeri alır. Hegel bu durumu da, devletin doğrudan genel ve öznel istencin birliği olması şeklinde açıklar; buna göre de genel olan da devlette, yasalarla, genel ve usa uygun belirlenimlerle ortaya çıkar.


Öznel, bireysel istenç, yani tutku, eyleyicidir; gerçekleştiricidir, ide ise içeride yer alır: devlet varolan gerçek törel yaşamdır. Çünkü devlet, genel özsel istenç ile öznel istencin birliğidir, bu da törelliktir, yani somut biçimiyle devletin kendisidir. Devletin bu denli yüceltilmesi, sorunludur. Çünkü devlet, Hegel tarafından bu şekilde konumlandırılırken, ideolojilerden bağımsız bir şekilde serimlenmektedir. Tarihin herhangi bir döneminde bir baskı aracı haline gelen devlet kurumu, doğası gereği bir eşitsizliği kendi bünyesi içinde barındırmaktadır. Ama insanlık tarihinin, kendi ihtiyaçlarının eşit ve adil bir şekilde giderilmesi, görev bölüşümü gibi taleplerle kazandığı bu kavram, devletin olmadığı bir tam özgürlük durumu için geçerli ve gerekli olmaktadır. Hegel’in devlet kavramına ilişkin bu yaklaşımının, yirminci yüzyılın ortalarında güç kazanan ve çok geniş kitlelere ulaşan faşist ideoloji ve özellikle de Nazizm ideolojisine kaynaklık ettiğini düşünmek olasıdır. Çünkü Hegel’in genel istencin gerçekleşmesi için özel istencin yönlendirilmesi, eğitimin, bireyi öznellikten kurtarıp, onu devlet içinde nesnellik kazandırma gibi bir görev ile sınırlandırılması ve belki de en önemlisi, “özgürlük bilincinin ilerlemesinden başka bir şey olmayan tarih”i Prusya devletinde sonlandırması ve bu yöndeki söylemleri, yukarıda ortaya koyduğumuz iddiayı destekler niteliktedir. Ama Hegel, devleti özgürlüğün gerçekleşeceği alan olarak görerek aynı zamanda özgürlük anlayışına sistemsel bir yaklaşım sunmuştur.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.