Reklam Alanı

Ahlakın Temelleri ve İlkeleri


Teologlar tarafından tanrısız bir ahlak anlayışının nesnel bir  temeli olamayacağı, ahlaki olarak iyi ile kötü eylem arasındaki farkın ortadan kalkacağı böylece de kaçınılmaz olarak ahlaki nihilizme ya da göreliliğe varılacağı desteklenmektedir. Empirik gözleme dayanan olgularla ilgili ifadelerin doğru olup olmadıklarının belirlemesi gibi ahlaki yargıların doğruluklarının da aynı kesinlikle belirlenmesi, nesnel bir ölçüt olmadan imkansızdır. Teologlara göre Tanrı olmadan böyle bir ölçüt yoktur.


Temel ahlaki sorumluluklarımızın doğruluğunun kesin bir şekilde belirlenme olanağı ortadan kalktığında insanların duygularında, biyolojik yapılarında, kültürlerinde ya da belki de toplumsal sınıflarında şekillenen keyfi ilkeler hüküm sürer. Böyle keyfi ilkelerin hüküm sürdüğü bir ahlak anlayışında hangi yaşam tarzının ya da hangi tür eylemin diğerlerinden daha iyi ya da kötü olduğuna karar verilmesi imkansız hale gelir. Yukarıda bahsi geçen tüm bu nedenlerden dolayı dinin ahlakın temeli olamayacağını düşünen Kurtz, arkasından şu soruyu sorar:

“Eğer Tanrı öldüyse her şey geçerli midir? Eğer kişi kutsal bir yaratıcıya olan inancı reddederse, her şeye izin var mıdır? İnanç ve din olmaksızın ahlaklılık çöker mi?”.


Onun bu sorulara yanıtı hayırdır. Ona göre Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabında Raskolnikov karakteriyle göstermek istediği gibi Tanrı’nın ölümü, ödev ve başkalarına karşı sorumluluk duygularının çökmesine neden olmaz. Tam aksine, Tanrı’nın var olmadığını kabul edersek, belki sadece o zaman insanoğlunun otonom olduğunu ve kendi kaderlerimizde ve dostlarımızın kaderlerinden sorumlu olduğumuzu tamamen kavramaya başlarız. Belki de sadece o zaman doğanın gerçekçi bir değerini ve genel ahlak kurallarının merkezde olmasının farkındalığını temel alan rasyonel bir etik geliştirme cesaretini ve bilgeliğini toplarız. Belki de sadece o zaman otantik seküler bir toplum yaratmamız ve hümanistik ilke ve değerlerle yaşamamız mümkün olacaktır.


Ödüllendirme arzusu ya da cezalandırılma korkusu olmadan da insanlar dürüst, adil, içten olabilirler; başkalarına karşı sorumluluk duygusu geliştirebilirler. Eğer seküler hümanistlerin iddia ettiği gibi ahlaklılığın temelinde Tanrı yatmıyorsa ne yatmaktadır? Kurtz’e göre “tüm insani içerikten bağımsız, saf aşkın bir etik anlayışı anlamsız olur çünkü tüm empirik göndergeden yoksun ve insanın çıkar ve ihtiyaçlarıyla alakasızdır” İnsan doğasından, insan davranışlarından, biyolojik, sosyolojik ve kültürel yanından bağımsız bir etik anlayışı anlamlı olamaz. Etik değerleri sosyal ilişkilerden koparmak, tarihsizleştirmek, insan ihtiyaçlarından ve gerekliliklerinden ayırmak, etiğin özüyle çelişmektedir. Kurtz’ün Hümanist Manifesto II’de açıkça belirttiği gibi “ahlaki değerlerin kaynağını insan deneyiminden aldığını kabul ediyoruz. Etik, otonomdur ve durumsaldır, teolojik ya da ideolojik onaya ihtiyaç duymaz. Etik, insan ihtiyaç ve çıkarlarından kaynaklanır. Bunu reddetmek yaşamın tüm emeline zarar verir”  


Kurtz’e göre etik ilkelerin sezgisel, gizemli, ilahi ya da kendinde kanıtları yoktur. Vahiyle değil eleştirel usla bilinirler. Etiğin temeli tamamen doğalcılığa dayanmaktadır ve etik ilkeler empirik olgulardan çıkmasa da – ki bu doğalcılık yanılgısı olurdu- empirik olgular daha aklı başında etik yargılarda bulunmamızda bize yardımcı olurlar. Yaşamla bağları koparılmış bir etik anlayışı kabul edilemez. “Tüm etik sistemleri insan arzuları ve amaçlarının materyalleriyle örülmüştür”  Yine başka bir yerde belirttiği gibi “tüm ahlaki ve etik sistemler kökeninde, içeriğinde ve işlevinde insanidir. Etiğin kökeni ne mitoloji ne de metafiziktir.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.