Reklam Alanı

Ahlaklılık Sadece İnsana Özgü Değildir


             Ahlak sadece insana özgü müdür? Hayvanlarda da ahlak var mıdır?  Waal, ahlaklılığı sadece insanlarla sınırlandırmamaktadır. İnsan ahlakı ve diğer sosyal hayvanların ahlak-öncesi duyarlıkları arasında ayrım yapmasına rağmen bunların birbirinden bağımsız değil, tam tersine aralarında bir devamlılık olduğunu savunmaktadır. Karmaşık ve gelişmiş insan ahlakının temelinde, diğer sosyal atalarımızla paylaştığımız duygusal tepkilerin yattığını düşünmektedir. En yakın atalarımız olan şempanzeler ve insansı maymunlarla yapılan
deney ve gözlemler de bu düşüncesini destekleyecek veriler sunmaktadır. İnsanlar ve yakın akrabaları arasındaki ortak sosyal ve ahlaki davranışları ele almadan önce önemli bir noktanın vurgulanması yerinde olacaktır. Birçok düşünür, ahlaklılığın evrensellik, tarafsızlık ve genellik özelliklerinden dolayı hayvanlarda ahlaklılıktan söz edilemeyeceğini haklı bir şekilde iddia etmektedir. Hayvanlar iyi davranışlarını evrenselleştiremedikleri için ya da iyi davranışlarını akraba ve yakın çevreleriyle sınırlandırdıkları için, onların ahlaklı olamayacaklarını ileri sürmektedirler. Onlara göre sadece genel ve tarafsız değerlendirmelerde bulunduğumuzda ahlaki onay ya da onaylamamadan söz edebiliriz. Minnettarlık, dargınlık, karşılıklı özgecilik gibi davranışlar ahlaklı olamayacak kadar ben-merkezlidir çünkü doğrudan kişisel çıkarlarla ilgilidir. Ama ahlaki duyguların kişisel çıkarlardan ve içinde bulunulan koşullardan bağımsız olması gerekir. Ayrıca insan dışındaki hiçbir varlık kendi aklı dışında başka bir varlığın aklından geçenleri tahmin etme yeteneğine sahip olmadıklarını iddia etmektedirler. Tüm bu sebeplerden ötürü bu düşünürlere göre insanlar eşsiz varlıklardır ve insanların ahlaklılığı ile hayvanların davranışları birbirinden bağımsızdır. Hayvanların ahlak-öncesi duyarlıklarının evrenselleştirmeden ya da tarafsızlaştırmadan çok uzak olduğu, benmerkezli davranış biçimleri olduğu ve bu nedenle insan ahlaklılığından farklı olduğu konusunda bu düşünürler son derece haklıdırlar. Günümüzde insan ahlaklılığı çok daha karmaşık ve çok daha genelleyici hale gelmiştir. Şu ana kadar hiçbir hayvanın evrensel bir ahlak sistemine sahip olduğu düşünülmemiştir bile. Ama bu gerçek, gerek de Waal’in, gerek evrimsel etiği savunan diğer düşünürlerin teorilerini çürütmemektedir. çünkü evrimsel etiği savunan hiçbir düşünür hayvanların ahlak-öncesi duyarlıkları ile insanların ahlaklılığının aynı olduğunu savunmamaktadır. Bir şeyin başka bir şeyle aynı olduğunu savunmakla, onların aynı köklere sahip olduğunu savunmak birbirinden tamamen farklı şeylerdir. İnsanların ahlaklılığıyla hayvanların ahlak-öncesi duyarlıkları aynı doğal köklere sahip olduğunu söylemek, bu iki türün davranışları arasında bir fark olmadığı anlamına gelmez. Bu nedenle aynı temellere sahip olmalarına rağmen, insan ahlaklılığının çok daha gelişmiş ve karmaşık olması son derece normaldir ve evrimsel etik ile çelişmemektedir. Ama insanlar dışındaki hiçbir varlığın, başka bir varlığın aklındakileri tahmin etme yeteneğine – yani empatiye – sahip olmadıkları ve bu nedenle ahlaklılığın sadece insanlara özgü olduğunu savunmak, şempanzeler ve insansı maymunlarla yapılan deney ve gözlemler dikkate alındığında, pek doğru görünmemektedir. Ahlaki açıdan iyi olduğunu düşündüğümüz birçok davranışın, evrensel boyutta olmasa da, insanların en yakın akrabaları olan şempanzeler, insansı maymunlar ve kapuçin maymunlarında da bulunması evrimsel etiği savunan düşünürlerin çıkış noktasıdır.



De Waal Primates and Philosophers adlı kitabında bu hayvanlarla yapılan birçok deney ve gözlemi paylaşmaktadır. İlk olarak birçok sosyal hayvan türünde işbirliğini ve karşılıklı özgeciliği gözlemlemek mümkündür. Doğa işbirliği yapan türleri destekler çünkü daha önce de belirtildiği gibi işbirliği yiyeceğin yerini bulmada ve avcılardan sakınmada çok büyük bir avantaj sağlar. Saldırıdan korunmak için ittifak kurma davranışına, akrabalarını ve arkadaşlarını destekleyen birçok hayvan türünde rastlanmaktadır.


Karşılıklı özgeci davranışlarda ise, ilk başta karşılıktan yararlanan taraf avantajlı, karşılık veren dezavantajlı görünse de davranışa karşılık verildiğinde bu bedel telafi edilecektir. Bu nedenle özgeciliğin ilk formu karşılığın geri gelme olasılığının fazla olduğu grup içi özgecilik ya da akraba özgeciliğidir. Şempanzeler kavga sonrasında öpüşmekte ve sarılmaktadırlar çünkü bu tür affetme ve barışma davranışları topluluk içindeki huzuru korumaya hizmet etmektedir. Empati yavrularına bakmak zorunda olan birçok memeli hayvanda görülmektedir ve bu duygu aile bakımı ile gelişmiştir. Yavru ağlayarak ya da gülerek ihtiyaçlarını ebeveyne belirtmektedir ve böylece onların dikkatini çekmeyi başarır ve harekete geçmelerini sağlar. Birlikte hareket etme de hayatta kalma açısından çok önemli bir davranış biçimidir. Bu davranışla grup üyeleri tehlikeye karşı birlikte cevap verir, yemek ve su için iletişim kurar ve yardıma ihtiyacı olanlara yardım ederler. Örneğin grup üyelerinden birinin avcı tehlikesine karşı uyarılması sonucu uçuşan bir kuş sürüsünde, anında tepki vermeyen ve grupla birlikte hareket etmeyen bir kuş her an bir avcının öğle yemeği olabilir. Bir kavga sonrası kavga kurbanını sırtına kolunu atarak teselli etme de şempanzelerde rastlanan davranışlardan biridir. Bilim insanları tarafından yapılan bir deneyde rhesus maymunları yemeğe ulaşmak için bir ipi her çektiğinde arkadaşının elektrik şokuna maruz kaldığını görünce ipi çekmeyi reddettikleri gözlemlenmiştir. Böylece bu maymunlar açlığı arkadaşına acı çektirmeye tercih ederek başkalarına zarar vermekten kaçınarak özverili bir davranış sergilemiştir. Başka bir deneyde eğitmeninin ağladığını gören bir maymun avucuyla eğitmeninin çenesini tutup, parmaklarıyla yüzüne dokunmuş, sonrasında eğitmenini ağlatan kişiyi bulmak için etrafında koşturmaya başlamıştır ve böylece duygudaşlık kurmaya çalışmıştır. Yine bir maymun yaralı bir kuşu ağacın en yüksek tepesine taşıyıp yaralı kuşun uçmasına yardım etmeye çalışmıştır.


Şempanzeler yüzemedikleri için hayvanat bahçelerinde etrafı suyla çevrili adalarda yaşarlar. Ama bazen bir arkadaşları ya da akrabaları suya düştüğünde onları kurtarmak için kendi hayatlarını tehlikeye atarlar. Bir keresinde suya düşen yavru bir şempanzeyi kurtarmak isteyen şempanze kendi hayatını kaybetmiştir. Bir diğer deneyde, şempanzeler gün içinde kendilerini temizleyen arkadaşlarıyla aradan süre geçmesine rağmen yaptıkları iyiliği unutmamış ve yemeklerini paylaşmışlardır. Bu da şempanzeler arasındaki karşılıklı özgeciliğe, minnettarlığa ve paylaşımcılığa örnek olmaktadır. Şempanzelerin adalarının etrafındaki suyun değiştirilmesi sırasında suyun dolacağı yerde kalan yavru şempanzeleri gören bir yetişkin, ellerini sallayarak ve çığlık atarak bakıcıları uyarmış ve böylece yavru şempanzelerin hayatlarını kurtarmıştır. De Waal’e göre empati ve karşılık verme ahlaklılığın temel önkoşulları ya da temel taşlarıdır.


Bizim bildiğimizi anlamda ahlaklılığı üretmek için asla yeterli değillerdir ama aynı zamanda vazgeçilmezdirler. Birer birer bu örneklerin verilmesinin amacı insan ahlaklılığı ile hayvanların ahlak-öncesi duyarlıklarının tamamen aynı olduğunu kanıtlamak değildir. Çünkü de Waal’in de net bir şekilde dile getirdiği gibi, ahlaklılıkla ilgili tartışmalarda bir davranışın altında yatan yetenekler, duygular ve niyetler davranışın kendisinden daha önemlidir. Karıncalar da insanlar ve şempanzeler gibi yiyeceklerini paylaşır ama bu iki türün aynı davranışının ahlaki açıdan birbirinden çok farklı olduğunu düşündüren şey yiyecek paylaşma davranışının altında yatan hoşgörü, diğerlerinin ihtiyaçlarına duyarlılık ya da karşılıklı değiş tokuş gibi yeteneklerdir. İnsanların bu davranışları çok daha gelişmiş ve karmaşık bir şekilde sergilediği çok açıktır. Bu ve bunun gibi daha birçok örnek ile gösterilmek istenen şey, başka bir varlığın aklından geçen şeyi tahmin etme yeteneğinin sadece insanlara özgü bir yetenek olduğu inancını yıkmaktır. Bu örneklerin her biri bize, birçok hayvan türünde insanların ahlaklı davranışlarına benzer davranışlar sergilenirken – insanlarınki kadar gelişmiş olmasa da – duygudaşlık kurma, yapılan iyiliği unutmama, beklenti içinde olma, empati, amaçlı yardım, yardıma ihtiyacı olan bireyin kötü durumunu anlama, kendinin ve diğerlerinin farkında olma gibi bilinçli süreçlerin gerçekleştiğini göstermektedir. Başka bir deyişle, birçok hayvan insanların ahlaki davranışlarına benzer davranışta bulunurken bunları tamamen bilinçsiz ve otomatik bir şekilde yapmamaktadır. Bölümün başında üzerinde durulan tüm genetik benzerlikler ve ortak sosyal davranışlara rağmen, insanlarla diğer türler arasındaki farklılıklar da çok açıktır. Genel kanı diğer hayvanların kendi-bilincine, sembolik düşünme yeteneklerine, geleceği tahmin etme yeteneklerine, ahlaki duyarlıklara ya da dil yeteneklerine sahip olmadıkları yönündedir. Fakat araştırmamız boyunca bu iddiaların birçoğunun asılsız olduğu gösterilmiştir. En yakın akrabalarımız olan insansı maymunlar, bonobolar ve kapuçin maymunları kendileriyle diğerleri arasındaki ayrımı yapabilmekte, uygun araçlar verildiğinde sembolik bir şekilde iletişim kurabilmekte ve hatta yunus gibi türler insanlarla karşılaştırıldığında çok daha gelişmiş iletişim araçlarını kullanabilmekte, empati kurarak diğer bireylere yardım edebilmekte ve geleceğe ilişkin planlar yapabilmektedirler. Ama tüm bu benzerliklere rağmen yine de insanların diğer tüm türlerden farklı olduğu ve kendine özgü bir değeri olduğu düşünülmektedir. Evet, insan türü doğadaki en gelişmiş varlıklardır ama bu farkı yorumlamak çok önemlidir. İnsanlarla diğer türler arasındaki fark niteliksel bir fark mıdır yoksa niceliksel mi? Başka bir deyişle, bu farklılıklar bize özgü müdür yoksa sadece bir derece farkı mıdır? Diğer evrim biyologları gibi Nordgren de bu ayrımın sadece niceliksel bir ayrım olduğunu düşünmektedir. Başka bir deyişle insanları diğer türlerden ayıran özsel bir ayrım da yoktur özsel bir insan değeri de yoktur.



İnsanların davranışlarının hayvanlarınkinden niteliksel değil, sadece niceliksel olarak farklı olduğunu söylemek doğru değildir. Çünkü aynı temellere sahip olmalarına rağmen insanların ahlaki davranışları ile hayvanların ahlak-öncesi duyarlıkları arasında niteliksel bir fark vardır, o da hayvanların aksine insanların akıllarıyla koydukları yasalara boyun eğerek bireysel arzu, tutku, çıkar ve içgüdülerinden tamamen sıyrılabilme yetenekleridir. Yukarıda bahsedilen eleştiri çok haklıdır. İnsanların ahlaki davranışları ile hayvanların ahlak öncesi duyarlıkları aynı köklere sahip olmaları, bu iki türün davranışlarının aynı olduğunu göstermez. Ama diğer taraftan, insanların akıllarıyla genel yasalar koyarak onlara uymaları bu iki tür arasında niteliksel bir ayrım yaratmaktadır.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.