Reklam Alanı

Ahlaklılığın Tek Kaynağı Olarak Tanrı



Teist düşünürler sık sık etiğin Tanrı’nın varlığına bağlı olduğunu savunurlar. Bu düşüncenin temelinde Tanrı’nın evrenin her şeye gücü yeten yaratıcısı olduğu ön kabulü vardır. Evrende var olan şeyler genel olarak ikiye ayrılabilir. Bunlardan ilki var olmamaları da mümkün olan rastlantısal var oluşa sahip olan varlıklardır, diğeri de var olmaları zorunlu olan varlıklardır. Bu düşünceden yola çıkarak iki tür doğrunun olduğu da söylenebilir: rastlantısal ve zorunlu doğrular. Her şeye gücü yeten Tanrı, evrendeki her şeyin yaratıcısı olarak, hem zorunlu hem de rastlantısal varlıkları ve doğruları meydana getirmiştir. Yine Tanrı’nın yaratıcı güçleri varlıklar ve doğrularla da sınırlı kalmamış evrendeki her şeyi olduğu gibi, değerleri de O yaratmıştır. Quinn’in de belirttiği gibi birçok teologa göre nasıl ki atomları var eden ve ışığa sahip olduğu hızı veren Tanrı’nın yaratıcı gücüyse, hangi şeylerin iyi ya da kötü, hangi eylemlerin ahlaki açıdan doğru, yanlış ya da zorunlu, hangi karakter özelliklerinin erdemli ya da erdemsiz, hangi  yaşamların yaşamaya değer olup olmadığını belirleyen de yine onun yaratıcı gücüdür. Tanrı doğa yasalarının yaratıcısı olduğu gibi ahlak yasalarının da yaratıcısıdır.


Tanrı’nın yarattığı ahlak yasalarının üzerindeki tek kısıtlama olasılığın sınırlarıdır. Tanrı burada sadece evrenin yaratıcısı olarak değil, aynı zamanda tüm bilginin – konumuzla ilgili olarak daha dar anlamda ahlakın – kendisine dayandırılacağı bir temel, her şeyin ona göre değerlendirileceği bir ufuk olarak görülmektedir. Mehmet Aydın da bu görüşü şu şekilde ifade etmektedir:

‘’Eğer bir birey, her şeyi yaratan bir Tanrı’nın var olduğuna inanıyorsa, varlık düzeyinde hiçbir şeyin tam otonomluğa sahip olduğunu söyleyemez. Eğer bugün bildiğimiz ve tanıdığımız yapıda birey olmasaydı veya topyekün alem bu şekilde düzenlenmemiş olsaydı, elbette ki, tanıdığımız ve bildiğimiz anlamda bir ahlak da olmazdı. Tanrı, bu kozmolojik anlamda, her şeyin sebebi olduğu gibi ahlakın da sebebidir, çünkü teizm açısından bakıldığında, Tanrı olmasaydı hiçbir şey olmazdı’’


Tanrı, her şeyin yaratıcısı olarak düşünüldüğünde, Gamwell’in de belirttiği gibi “tüm değer ve önemin dayandığı kutsal gerçeklik” olmaktadır. Eğer evreni Tanrı yarattıysa, tüm ahlaklılık da ondan ortaya çıkmalıdır. Bu nedenle bireyların nihai ahlaki görevi onu ahlaklılığın tek kaynağı olarak görmektir. Belki de bu konudaki en çarpıcı örnek Tolstoy’un dinden bağımsız bir ahlak teorisi kurma girişimini, kendilerini memnun eden bir çiçeği hoşlarına gitmeyen köklerinden ayırarak başka bir yere köksüz bir şekilde dikmeye çalışan çocukların girişimine benzetmesidir. Ona göre nasıl kökleri olmadan gerçek bir çiçek olamazsa aynı şekilde din olmadan da gerçek ve samimi bir ahlaklılık anlayışı olamaz. Hume ve seküler hümanizm bölümlerinde daha detaylı bir şekilde ele alınacağı üzere, doğaya bakarak bu dünyanın bir tanrı tarafından yaratılmış olduğu düşüncesini temellendirmek güçtür. Evrenin ve özellikle bireyın bir üstün varlık tarafından yaratıldığı düşüncesi felsefenin veya bilimden çok, inançla ilgilidir.


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.