Reklam Alanı

Yalan Söylemek İnsanı Mutsuzlaştırır

 ‘’Yalancı kişiler vefasız olur; vefasız kişi halka uygunsuz işler yapar. Vefalı kişi ne der dinle, insan için insanlığın başı vefadır. Sözü yalan olanın tavır ve hareketi cefadır; cefa kimdeyse, o kişi hayvandır. Yalancı kişiden vefa bekleme’’ 

Yusuf Has Hacib


Yusuf Has Hacib yalan söylemek ve mutluluk konusunda kitabında şu ifadelere yer vermektedir:



“Bak şu birkaç şey kişi için kötüdür; insan bunları bilirse kendini korur. Bunlardan biri yalan söylemektir; ikincisi verilen sözden dönmektir. Üçüncüsü ise içkiyi sevmektir; buna tutulan şüphesiz ki tamamen boşa yaşamıştır. Biri de insanın inatçı olmasıdır; bu inatçı insan için dünyada sevinç yoktur. Yakışıksız hallerden biri de kaba huylu olmaktır; böyle biri başkalarının evinde tozu dumana katar. Biri de boşboğaz, hiddetli ve öfkeli olmaktır; sövmeye başlarsa, insanın kalbini kırar. Bu birkaç şey birinin üzerinde toplanırsa, kutlu mutluluk ondan kaçar, uzaklaşır. Yürü,ey iyi kişi, iyilik yap ,iyinin işi hep düzgün gider. İyi insan her gün yeni bir dileğine ulaşır; kötünün sıkıntısıysa her gün bir kat artar”


Yusuf Has Hacib burada insanın ahlakî yaşantısıyla mutluluğu ilişkilendirmiştir.  Bu özelliklerden birine sahip olan insanın mutluluktan nasibinin olmadığını ifade etmiştir. Bundan dolayı öncelikle insan psikolojisi açısından da olumsuz etkisi olan bu durumların gerçekte insanı mutlu ulaştırmayacağı  ortadadır. Bununla birlikte burada mutluluğun nasıl algılandığının önemi de büyüktür. Fakat genel ahlak ilkeleri açısından bakıldığında yukarıda sayılan özellikler insanın huzurlu ve mutlu olmasına engel oluşturacak niteliktedir. Yazarın mutluluk anlayışı, ahlak ile ilişkili olup bir bakıma erdemden mutluluğa giden bir yapı istemesindendir ki, o bu tür özelliklerden insanın kendisini men etmesi gerektiği  üzerinde durmuştur.


Yalan hakikati konuşmak, söz, düşünce ve eylemlerde dürüstlük, hileden uzak oluş gibi manalara gelen doğrunun ve doğruluğun tersidir. Bir bakıma ruhsal bir hastalık sayılabilecek olan yalan, hakikate zıt şeyleri söylemek, olmuş bir olayı olmamış veya olmamış bir olayı da olmuş gibi göstermek, başkalarının sözlerini değiştirmek, olan şeyin tersini haber verme, kendi bildiğinin ve düşündüğünün tersini söylemektir.


Yalanın en önemli özelliği kişilik bazında ciddi bir çelişkiye neden olmasıdır. Kendi içinde tutarlı olan ve kişilik ölçüsünde  belli bir yetkinliğe ulaşan bir insanın yalanı alışkanlık durumuna getirmesi mümkün görünmemektedir. Her şeyden önce yalan insanın bütün dengelerini bozan insanı kendine yabancı hale getiren bir sıfattır.


Yalan bir ahlâki düşüklük belirtisidir. Bu dedikoduyla beraber ortaya çıkar ve bütün kötülüklerin anasıdır. Oraya hakikat tohumu atılır, oradan iftira çiçeği alınır. Yalan tabiata isyan etmek ve beraberliği baştan çıkarmaya çalışmaktır. Tüm günahlar yeryüzünden kalksa, yalan cehennemi doldurmaya yeter. Ve birey yalandan vazgeçmeyi kabul etse tüm  günahlar ve kötülükler kendiliğinden ondan uzaklaşır. Yalan söylemeyen, yalandan bir afet gibi kaçınan, tüm kötülüklerden kaçarak, sonunda en doğru en iyi insan olacaktır.


Yalan söylemek kişisel tutarsızlıkla birlikte insanların güvenini zedelemesi yönüyle de insanlar arası ilişkileri olumsuz etkiler. Yalan söylemek tek bir davranış gibi görünse de insanın yapı taşlarını bütünüyle yerinden sarsmaktadır. Yalan, bireysel anlamda insanı dengesiz kılarken toplumsal anlamda da güvenilirliğine yıkıcı etki yapar. Bu etkiyle  insanı yalnızlığa ve bencilliğe itebilir. Bu durumda insanın yalan ile mutlu olması mümkün görünmemektedir.


“Yalancı kişiler vefasız olur; vefasız kişi halka uygunsuz işler yapar. Vefalı kişi ne der dinle, insan için insanlığın başı vefadır. Sözü yalan olanın tavır ve hareketi cefadır; cefa kimdeyse, o kişi hayvandır. Yalancı kişiden vefa bekleme” ( Yusuf Has  Hacib)


Yalan insanın mutsuzluğunun en temel nedenlerindendir. Zira yalan kişinin ferdî bütünlüğünü bozduğu gibi toplumsal manada da fitne kaynağıdır. Yalan iman bakımından küfürdür. Toplumsal anlamda fitne kaynağı, şahsi anlamda ise bireyin kendi kendini inkârıdır. Yalan, bir çok ahlakî nitelikte olduğu gibi insanın bütün benliğine sinen ve insanın bütün ahlaki sistemini etkileyen bir huy olmaktadır. Dürüstlük insanın yaptıklarının arkasında durabilmeyi gerektirir. Bu yüzden dürüst insanlar bu prensibi kendilerine ilke edinerek davranır ve kötülüklerden, şahsiyetlerine uygun olmayan işlerden uzak dururlar.

Ebu Bekir er- Râzi’ye göre de yalan, insanın her zaman önde olmayı istemesinden kaynaklanan bir ruh hastalığıdır. Herhangi bir konuda haber veren ve öğreten kimse, kendisine haber verilen ve öğretilenden daha üstün olduğundan, insan devamlı haber veren konumunda olmak ister. Çünkü o, ancak bu biçimde diğer insanlara bir üstünlük kuracağına inanır. Bu durumda ona göre yalan üstünlük eğilimi olan bir kişilik özelliği olduğunu söyleyebiliriz.


Râzi bir kişinin tüm  ömrü boyunca söylemiş olduğu yalanlardan aldığı zevk ve elde ettiği faydanın, aynı kişinin yalanının ortaya çıkması dolayısıyla bir defada hissedeceği utanma, üzüntü ve mahcubiyetten daha az olduğu görüşündedir. Çünkü ona göre; insanlar tarafından hor ve hakir görülmek, aşağılanmak çok iyi olmayan bir durumdur. Ancak, bunlar alçaklıkta had safhaya gelmemiş ve kendilerine hala saygıları olan insanlar için geçerlidir. Ayrıca Râzi yalan söyleyen birinin yalanının fark edileceğini düşünerek devamlı sıkıntı ve pişmanlık içinde olacağını ve dolayısıyla da hiçbir zaman mutluluğa kavuşamayacağını dile getirir.  Râzi’ye göre yalanın bu kötü sonuçlarından dolayı akıllı kimsenin yapması gereken şey sonuçta elde edeceği hazdan daha fazla elem ve pişmanlık elde etmekten korktuğu konularda, yalandan kaçınmaktır.



Yalan söylemeyi kendinde ahlak haline getirmiş bir kişinin şahsiyet ve kimliği yok olur. İnsanlar arasında da itibar edilmeyen biri durumuna gelir. Kendi içindeki gerçekliği kaybetmiş bir kişi ne kendisiyle ne de başkalarıyla barışık, huzurlu bir yaşamı kzanabilir. Çünkü insanın en temel psikolojik ihtiyaçlarından biri güvendir. Devamlı yalan söyleyen kişi ise etrafına kendi düşünce dünyasıyla baktığından kimseye güven beslemeyecektir. Yalan söylemenin sebebi genelde çıkar elde etmektir. Yaşamını bu biçimde organize eden bir insan çevresindekilere çıkar, menfaat odaklı yaklaşacak ve insanlar ile olan ilişkilerini bunun üzerine temellendirecektir. Bu noktada insanların da kendi gibi çıkar amacı güttükleri varsayımıyla sevgiden de mahrum kalacaktır. Yusuf Has Hacib’in belirttiği üzere kendi vefasız olduğu gibi insanları da hep kendisi gibi görecektir. Sevgiden ve güvenden yoksun olan bir insanın ise mutluluğu bulabilmesi mümkün değildir.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.