Reklam Alanı

Maupassant Öykülerini Nasıl Yazardı?


 Maupassant kısa öykü türünün ustalarındandır. Hemen hemen tüm öyküleri Türkçeye çevrilmiştir.  Onun öykücülüğünün temelinde gerçekçi çizgide ilerleyen gözlemci yeteneğinin büyük etkisi vardır, diyebiliriz. Maupassant yaşadığı çağa göre farklı bir görünüm sergilediğinden dönemine etkisi ve katkısı büyüktür. Türk edebiyatının en önemli öykücülerinden biri sayılan Ömer Seyfettin’i bile etkiler.


Maupassant, öykücülüğe başlamadan önce şiir ve roman türünde eserler verir. Onu diğer öykücülerden ayıran en önemli özelliği kullandığı dilin akıcı olması, kişi betimlerinde ince detaylar ve bütünden çıkan derstir. Aynı zamanda yazdığı öyküler oldukça gerçekçidir. Onun öykülerinde yaşamın her iki yanı birlikte görülür. Gerçeklik ve gerçeğe uygunluk. Öyküde ortaya çıkan gerçeklik, salt gerçeklik değil, gerçekliğin yeniden kurgulanmış şeklidir. Öykücü kendi yaşamından, gözlemlediği ya da kendine ilginç gelen olayların bir sunumunu yapar. Her öykücünün kendine özgü bir yöntemi vardır. Bu yöntemi kullanarak olayları okuyucuya sunar öykücü. Somut ve soyut ayrı ayrı değildir.
.

Maupassant, olayları, kişileri ve bunların yer aldığı uzamı dikkatli bir gözle ele alır. Yerellik Maupassant'ta görülen en önemli noktadır. Eski öykü tekniği açısından yazar, okuru herhangi bir konuda bilgilendirme ve yönlendirme biçiminde kullanır. İlk kez Maupassant tarafından ortaya çıkarılan bu öykü türü, toplumsal bir bilgi aracı olarak kullanır. Maupassant öykülerinin geleneksel yapısı vardır. Bu yapı Maupassant'ın bütün öykülerinde karşımıza çıkar. Giriş, gelişme ve beklenmedik bir sonuç olarak karşımıza çıkan bu üçlü yapı Maupassant öykülerinin ortak kurgusudur.
 .
Maupassant’ın yazdığı öyküleri dikkate alarak giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinde hikayelerini meydana getiren yapısal unsurları detaylı bir biçimde incelenmesi hikaye tekniklerini kavramamız açısından önemlidir.  Gerek kişiler gerek olayların sergileniş biçimini detaylandırmamız öykü türünün nasıl yazıldığı konusunda bize yardımcı olacaktır.


Giriş Bölümü


***Giriş bölümü öyküye hazırlık bölümüdür. Maupassant öykülerinde giriş bölümü oldukça  önemlidir, çünkü bu bölümde öyküde  yer alan temel şahıslar ve olaylar sergilenir. Öykü, bir yemekte, bir salonda ya da bir toplantıda geçer.


***Ayrıca bir konu üzerinde fikirlerini açıklayan insanlar ve bunların arasında olan anlatıcının konuyla ilgili fikirleri okuyucuya aktarılır.


***Giriş bölümü okuyucu tarafından iyi anlaşılabilmesi amacıyla  genel olarak karşılıklı konuşmalarla başlar. Sanki yazar bir arkadaşıyla konuşuyormuş gibi sürer. konuşmalar çok içten ve sıcaktır.


***Giriş bölümünde öykücü fazla zaman harcamaz. Öykü, olayın geçtiği yer ve kişiler anlatılarak başlatılır. İlk paragraf anlatılacak öykünün kısa bir özetidir diyebiliriz.


Gelişme Bölümü

***Bu bölümde  öykü kişilerinin karşılaştığı iç ve dış çatışma ve bir tür tartışma ortamının oluşturulduğu bölüm vardır. Öyküler bu bölümde sözlü öyküleme niteliği gösterir. Bu tür öykülerde Guy de Maupassant ikili bir seyir izler. İlk başta yazar tartışma ortamı oluşturur sonrasında ise okuyucunun onayını bekler. Aslında bu bölümün amacı, öyküdeki farklı bölümler arasında geçiş yapmaktır. Bu bölüm öykücüye bir imkan verir. Çünkü bu bölümde yazara özel isteklerini sunma fırsatı tanır.


***Yazar, yukarıda anlatıldığı  gibi bu bölümde okura büyük bir sorumluluk verir, o da onaylama işidir. Fakat temeldeki anlamı öykü sonuna dek ısrarla sürdürür. Onay bekleyen göstergelerden her biri öykünün iç yapısına sağlamlık ve tutarlılık kazandırır. Bu tartışma ortamı sayesinde artık okuyucu bütünen metnin içine çekilir. Metinlerde boşluklar bırakılır. Çünkü okuyucudan kendi hayal gücünü kullanarak bu boşlukları doldurması arzulanmaktadır. Aslında bu durum bir tür soru-yanıt görünümündedir.


***Ali Kaş'a göre, Maupassant'ın öykülerindeki gelişme bölümünün en önemli işlevi gerilimi artırmaktır ve öykünün son şokunu hazırlamaktır. Gerilim ve tartışmanın en tepeye ulaştığı bölüme zirve bölümü denir.  Bu bölümde öykü karakterleri yapmayı planladığı suçu ya da iyiliği gerçekleştirir ve görevini bitirir, girişte var olan maskeler yavaş yavaş inmeye başlar ve artık okuyucunun bilgisine sunulur. Hayatın farklı görünümleri altında saklı kalan sayısız anlatım, olayın geçtiği yeri ve yaşayan şahısları betimleyen ortamın rengiyle aktarılır.


Ali Kaş'ın ifadesiyle bu aktarım şöyle gerçekleşir:

‘’Maupassant, öykülerinin iç bütünlüğünü sağlamada büyük bir yeri olan, gelişme bölümünün anlatıcısını seçmekte çok titiz davranır. Gelişme bölümünün en önemli işlevi olan sonuç'un hazırlanması için yazar, okur-anlatıcı, anlatıcı-öykü, öykü-anlatıcı-sonuç, ilişkileriyle tanımlayabileceğimiz öykünün iç mantıksal yapısının kurulmasına çok önem vermiş ve bunu gerçekleştirmede büyük bir ustalık göstermiştir. Anlatıcı ile gelişme bölümünde anlatılan konu arasındaki ilişki her zaman tutarlı ve okura güven vericidir’’

Herhangi bir suçla suçlanan kişi çoğunlukla masumdur ve suçsuzluğunun tek tanığı da okuyucudur.

Adamcağız nefret ve korkudan tıkanıyordu.
Bunlar da söylenebiliyor ha?
– Uyduruluyor ha?
– Boşuna tepindi. Kimse kendisine inanmadı (Maupassant, 1990, 259).

Sonuç

*** Sonuç bölümünün aslında gelişme bölümünden ayrılması biraz güçtür. Çünkü bu bölüm tam olarak net değildir. Beklenmeyen son ile sonuç bölümü iç içedir. Hatta bilinçli olarak bazı öykülerde sonuç belli bile değildir.

***Öykünün sonunda olay, kurbanın bütün yaşamsal birikimini tüketen bir duruma dönüşür. Oldukça  dingin bir şekilde öyküsünü okuyan okuyucu, karşısında birden sakinliğini bozan olayları ve öykü kişilerini görerek şaşırıp kalır, hatta paniğe bile kapılır. Çünkü bu öyküler genellikle korku ve şiddet içerir.

*** Sonuç bölümünün bitmesiyle okuyucular tekrar başa dönüp öyküyü bir defa daha okumak ister. Ali Kaş'ın ifadesine  göre; okur, öykünün sonuç bölümünden tekrar giriş bölümüne dönerken, okuduğunun farkına varır. Maupassant öykülerinin büyük bir kısmında, giriş bölümüyle sonuç bölümü birbirine o kadar çok bağlıdır ki, aradaki gelişme bölümü araçtır. Öykü sonlarında yaşanan olay şiirsel bir biçemle bitirilir.

Onun hafif ve okşayıcı dokunuşunu ellerimde duyunca titredim. Kalbim hem tiksinme, hem de arzu ile çarptı. Cinayetlere karışmış eşyaya dokunurmuşum gibi nefret, gizli ve ahlaksızca bir şeyin tahriki karşısında kalmışım gibi istek duyuyordum (Maupassant, 1990, 68).

***Yazarın birçok öyküsünde, dinleyicilerin ya da anlatıcı ile konuşan kişinin öykünün sonuç bölümünde önemli bir yeri vardır. Yazar, anlatıcı ile dinleyicileri ya da anlatıcının konuştuğu kişiyi konuşturarak hedefine ulaşır. Tahsin Yücel'e göre, Maupassant'ın öykülerinde, öykü bu üçlü görünüm altında sunulur. Öykücü kendinden söz ettiğinde birinci tekil kişi ağzından öyküler anlatılır. Fakat başkalarından söz ettiği için üçüncü tekil kişi ağızdan öykü anlatılır.

Zaman

***Öykülerde karşılıklı konuşmalar olduğunda şimdiki zaman kullanılır.

***Öykü anlatının içeriğini oluşturur ve gösterilen olarak adlandırılır.  Bu anlamda, anlatı öyküyü okuyucuya aktaran söylem, yani gösteren durumundadır. Yavuz Kızılçim'e göre öykü yazarı için yazma çabası, bileşenleri dilsel verileri ön plana çıkaran bir sözcük evreninden oluşur ve bu sayede yaşanılan tecrübeler özel yönleriyle gösterilir.


Karakterler ve İçinde Bulundukları Durum

***Guy de Maupassant'ın eserlerinde kullandığı karakterlerinin içinde bulunduğu duruma bakıldığında, Maupassant'da toplumsal adalet duygusu ve bunun birey üzerindeki yansımaları göze çarpar. Buna örnek Sicim isimli öyküsüdür. Öyküdeki Hauchecorne karakteri dürüst, saygılı, mert, içten, sessiz, başkalarının işine karışmayan, kendi iç dünyasında yaşayan biridir. Fakat kendisine kin tutan insanlar tarafından tuzağa düşürülür ve kurtulamayacağını anlar. Cezalandırılır. Suçsuz olduğunu bilen tek kişi okuyucudur. Maupassant'ın amacı, yaşamda bu adaletsizliklerin olabileceğini ve bu olaylardan iğrenme duyulması gerektiğini göstermektedir.

Dil ve Anlatım

***Maupassant, öykülerinde özel bir dil oluşturmayı hedefler. Eserlerinde güncel anlatım ve anlatım şekilleirne sıklıkla yer verir.


Keskin, ince, cırlak sesler, bazen neşelenmiş bir köylünün kuvvetli göğsünden kopan büyük bir kahkahanın, bazen de bir evin duvarına bağlı bir ineğin uzun uzun böğürmesinin dindirdiği vahşi ve sürekli bir uğultu meydana getiriyordu (Maupassant, 1990, 166).
                         

***Yani; bir durumu ya da olayı anlatırken öykülerde kullanılan basmakalıp ifadelerden uzak durulmalı, onu doğal anlatım şekilleriyle ifade etme yoluna gidilmelidir. Öykücü eserlerinde halkın konuştuğu dili kullanmalıdır. Bu dil savunması her anlamda okurla bütünleşme yolunu seçen öykücü için farklı değildir.

***Maupassant'ın isteği ise, halkın anlayacağı, halktan kopuk olmayan yalın ve anlaşılır öyküler yazmaktır. Bu konuda, Taylan Altuğ şunu ifade eder:

‘’Dil, iki şey öbeği arasındaki, yani bir yanda sözcük-şeyler öte yanda anlamlar veya şeyler arasındaki karşılık-gelme çerçevesinde görülürse; dilin özü açık kılınamaz. Dil, bir bütün olara açık kıldığı bütünsel anlam bağlamı ile yani dünya  ile iç içe sarılmışlığında anlaşılabilir. Gösterge olarak sözcük, gösterme bağıntısı içinde başka bir şeyin karşısında duran bir şey değildir. Sözcük, gösterme olarak, bütünsel anlam bağlamını, bizim çepeçevre görmemize getirir. Bir sözcük bir dünya açar, öyle ki õşeyôde ancak kendisini çevreleyen bu dünya tarafından desteklendiği sürece bir kendilik olarak mevcut olabilir’’.


***Kısaca dil, yaşayan ve hazır olan nesneleri bütün yönleriyle anlatmalıdır. Günlük yaşamda kullandığımız nesnelerin isimlerinin karşılığı yazı dilinde de olmalıdır. Yoksa geçmişte yazılan bir eserin günümüze kadar gelmesi düşünülemez. Bu manada öyküde anlatılanlarla, nesneler birbirleriyle örtüşmelidir. Anlamsal düzlemde
saptadığımız benzerlikler, sözcük dizimi düzeyinde de yinelenmektedir . Bu yineleniş aşağıdaki biçimde gösterilebilir:


(1)  (Kadın, erkek), (kaba saba) köylüler kerevet haline getirilmiş (büyük) bir yemek masasının üzerinde kendilerine pek (cılızca) ayak uyduran iki keman ve bir klarnetle, (yabani) bir dans havası haykırarak halka şeklinde zıplıyorlardı. (2) Köylülerin şarkı yaygaraları, bazen çalgıların ahengini tamamıyla bastırıyor ve çığlıklarla (delik deşik) olan (çelimsiz) müzik, (dağınık) nota parçaları halinde sanki gökten (lime lime) yere düşüyordu (Maupassant, 1990, 108).


***Bu örneğe sözdizimsel açıdan bakarak cümle sıralanışının niteleyici+isim, eylem öbekleri şeklinde oluştuğunu ifade eden Kızılçim şöyle devam eder:


‘’Seçili örnek tümcelerde, kadın-erkek, kaba-saba, büyük-cılızca, yabani, çelimsiz, dağınık, lime lime, ihtiyar gibi nitelemelerle nitelenen ifadeler okur üzerinde yaratılmak istenen etkinin oldukça derin ve bilinçli olduğunun göstergesidir. Maupassant'ın öykülerinde olduğu gibi köylüleri ve onların davranışlarını betimlemek için kullanılan eylem ve sözcük öbekleri, onların bulunduğu durumu anlatmayı kolaylaştırır’’.


***Maupassant, belirli bir durumu ve onun öyküleme aşamasını benzer bir anlatım tekniği kullanarak gerçekleştirir. Yani betimlenen ev, günlük ve hareketliliği içinde bir derinlik kazandırılarak anlatılır. Yazarın oluşturduğu bu özel dil, onu algılayan tarafından doğru anlaşıldığı ve algılandığı sürece mana taşıyabilir.


***Maupassant'ın betimlediği köylüler okur tarafından bütün yönüyle kavranabilir bir bütünlük içerisinde verilmektedir. Bu durum öykünün belirli bir neticesi olmadığı saptamasıyla açıklanabilir. Öyleyse sonuç yoruma açıktır ve yorum okura aittir.


***Maupassant öykülerinde klasik öykü biimini kullanarak okuyucuların beğenisini toplamasının nedenleri arasında öykülerinin gerçeğe uygun olmasıdır. Okuyucuya her zaman öyküyü değerlendirmek için bir son verilir. Okuyucu öyküyü tekrar tekrar okuyarak farklı çıkarımlar yapar.

Gelenekçilik

***Maupassant'ın öykü anlayışı gelenekçidir. Yani sorunu ortaya koyar ve soruna çözüm yolu önermeyi öykü sonuna bırakır. Öykü kişisi ya da onun yaşadıklarına tanık olan kişi akılcı açıklamalar yapabilmek için sorular sorar ve bu sorulara kendi fikir anlayışına uygun yanıtlar verir.


- Yarabbi! Bu öyle bir felaket ki hem irademin dışında oldu, hem de her bakımından ilk kurbanı ben oldum. Şimdi anlatırken her şey kendiliğinden anlaşılacak bay başkan, ben komşularım hatta hani her zaman keyfi yerinde olmayan kapıcı kadının şahitlik ettikleri gibi on altı seneden beri aynı caddede yorgancılıkla uğraşan namuslu bir iş adamı, herkesin tanıdığı, sevdiği, saydığı, takdir ettiği bir kimseyim (Maupassant, 1990, 24).


***Öykü içine çekilen okur artık ister istemez oyunu sürdürmek durumundadır. Bu bir bağlayım sürecidir ve böylece tam tartışma ortamı bitti derken, okur bir başka tartışmanın içinde bulur kendini. Tahsin Yücel, bu bağlayım sürecini şöyle ifade eder:


‘’Böyle bir bağlayımın işleviyse, kolaylıkla birleştirerek iki evren arasındaki sınırı alabildiğine indirgemek, böylece masalı yalnızca kendi üzerine değil, dinleyicilerin de üzerine kapatmak, onları da masal evrenine, masal kişilerinin içerisine katmaktır ‘’.



maupassant  tarzı hikaye, maupassant  hikayeleri, maupassant  eserleri, maupassant  edebi kişiliği, maupassant  en önemli eserleri, maupassant tarzı hikaye, maupassant  tarzı hikaye örneği, maupassant  tarzı ne demek, maupassant,

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.