Reklam Alanı

Freud ve Lacan'ın Gözüyle: Narsisizm


Narsisizm içerik olarak Narcissus mitini referans alır. Temsil ettiği şey kişinin kendi bedenine karşı duymuş olduğu  sevgidir.  Kişi cinsel bir nesneye nasıl yaklaşıyorsa kendi bedene de o şekilde yaklaşır. Yani tatmin elde edene kadar bedeniyle ilgilenir, diyebiliriz.  Freud narsisizmi şu şekilde dile getirir:

‘’ Nesne-libidonun yazgıları üzerine daha öte biliyoruz ki, nesnelerden çekildiği zaman özel gerginlik durumlarında askıya alınır. En sonunda ise benin içine geri çekili.  Böylelikle bir defa daha ben-libido olur. Nesne-libido ile karşıtlık içinde, ben-libidoyu narsistik libido olarak adlandırırı.’’


Freud, narsisizmi ardışık olarak incelenen birincil ve ikincil narsisizm isminde iki ayrı evreye ayırarak ele alır. Freud’a göre daha Ben ve İd ayrımının henüz başlamadığı bir zamanda ortaya çıkan birincil narsisizmi doğrudan gözlemek mümkün değildir. Birincil narsisizmde çocuk bütün libidosunu kendi bedenine yükler. Dış dünya ile çocuk arasında herhangi bir bağ yoktur. Onun için var olan tek şey bir şey var o da kendisidir.  Psikanalitik Kurama Giriş isimli eserde birincil narsisizmi şu şekilde tanımlar:

…Çünkü insan yavrusu doğum ile birlikte bakıma, beslenmeye ve korunmaya muhtaçtır. Bu nedenle, çocuğun bütün gereksinimlerinin dışarıdan karşılandığı, tüm uyarılım ve doyumları kendi bedeni üzerinden yaşayıp bütün algılayışları bundan ibaret olan yaşantısı,‘birincil (primary) narsisizm’ olarak adlandırılmıştır.

Çocuğun kendini kıyaslamak zorunda kaldığı, kendi dışında oluşmuş bir idealle karşılaşması birincil narsisizm için bir tür ‘son’ demektir. Başta sadece kendini sevmekte olan çocuk, bir zaman sonra toplu yaşamı ve etrafında kendinden başka daha pek çok bireyin varlığını fark eder. Artık dünya sadece onun etrafında dönmüyordur. Çocuk dış dünyanın ona sunduğu gereklerin boyunduruğu altına girer. Onun için hayati önem taşıyan annesinin, kendisi dışındakilerle de konuşup ilgilendiğini fark eder. İçinde bulunduğu durum ona, annesinin ondan başka birilerini de arzuladığını, hayatında kendisi kadar önemli daha pek çok kişinin ve nesnenin var olduğunu gösterir. Çocuk, onun için bir yıkım olan bu durumu, yani başka insanların da varlığını, kabul ederek, sevgisini başkalarına yöneltmek adına, tamamen kendine yüklediği sevgisinden (narsistik libido) bir parça da olsa vazgeçmek zorunda kalır. Bu açılım, bencillikten uzaklaştırmakla beraber, ona toplumsallaşmanın ve nesne ilişkilerinin yolunu da açar. Artık çocuğun kendini dünyanın merkezi gibi gördüğü dönem biter ve kendi üzerindeki narsistik libido nesne libidosuna döner. Ancak ilerleyen yaşantısında benlik saygınlığını ve kendini iyi hissetme duygusunu sağlamak adına narsistik libido da bireyde varlığını sürdürmeye devam eder. Olması gereken de budur, iki libidonun da aynı anda bireyde bulunması. Ama birey, yaşadığı çeşitli olaylar sonucu sevgisini yönelttiği nesne veya kişiden tatmin olmazsa, bu tatminsizlik sonucu onlara yüklediği bu sevgiyi tekrar kendi üzerinde toplar. İşte bu durumda ikincil narsisizm devreye girer. İkincil narsisizmin oluşması için, daha önce nesnelere yapılmış olan sevgi yatırımının tekrar geri dönüşünün gerçekleşmesi gerekmektedir. Nasio, kitabında süreci iki aşamaya ayırarak şu şekilde verir:

a. Freud’a göre, özne bu zamana kadar oto-erotik tarza göre hareket eden kısmi cinsel itkilerini bir nesne üzerinde yoğunlaştırır; genital bölgelerin önceliği henüz gerçekleşmemişken libido nesneye yatırım yapar.

b. Sonra bu yatırımlar ben üzerine dönüş yaparlar. Libido o zaman ben’i nesne olarak alır.

Çocuk daha çok küçükken nesne libidosunu ya kendini besleyen bakan annesine, ya da onu  koruyan babasına yapar. Ancak bu seçimden sonra oluşan bir sorun veya çocuğun yaşadığı bir hayal kırıklığı anne-babaya yapılan bu nesne yatırımının tekrar kendisine dönmesine ve narsistik libidonun, nesne libidosunun önüne geçmesine yol açar. Freud Haz İlkesinin Ötesinde -Ben ve İd adlı eserinde ikincil narsisizmi şu şekilde açıklamıştır:

En başında, ben henüz oluşmakta ya da zayıfken, bütün libido id’de toplanmıştır. İd, bu libidonun bir bölümünü erotik nesne yatırımlarına gönderir. Bununla güçlenen ben bu nesne libidosuna egemen olmak ve kendisini ide sevgi nesnesi olarak dayatmak için uğraşır. Böylece benin narsisizmi nesneden çekilmiş, ikincil bir narsisizmdir.

Libidonun başka bir nesnede değil de bireyin kendi benliğinde toplandığı bu ikincil narsisizm, narsistik kişilik bozukluğuna sebep olur. Ancak id, sadece libidoyu değil aynı zamanda Thanatos’un sebep olduğu yıkıcı eylemleri de Ben’e yöneltir. Freud bu durumu şu şekilde açıklar:

İki dürtü arasında ben tarafsız değildir. Özdeşleşme ve yüceltme çalışmalarıyla id’deki ölüm dürtülerinin libidoyu kontrol etmesine yardım eder, ama bu arada ölüm dürtülerinin nesnesi haline gelmek ve bizzat ortadan kalmak tehlikesiyle karşılaşır. Yardım edebilmek gayesi ile kendisi libidoyla dolmalıdır, böylelikle kendisi Eros’un temsilcisi olur ve artık yaşamak ve sevilmek ister.

Bunun sonucunda, bireyin benliğini kaplayan libido, Ben’e yöneltilen saldırılar esnasında devreye girerek ölüm içgüdüsüne karşı Ben’i korur; Ben’i alt edemeyen ölüm içgüdüsü de yıkıcı eylemlerini ondan uzaklaştırarak dış dünyaya yöneltir.

Narsisizm bahsinde, Lacan’ın kuramlarından en önemlisi olarak görülen “ayna evresi” kuramı psikanalitik bakış açısını bir adım ileri taşır. O güne kadar kendini bir bütün olarak hiç görmeyen bir çocuğun ilk kez ayna ile tanışması olgusundan yola çıkılarak yaratılan bir kuramdır. Lacan, çocuğun kendi bedeninin egemenliği altına nasıl girdiğini anlatır: O güne kadar kendini parçalar halinde hisseden çocuk, aynada gördüğü imgesi tarafından büyülenir. Kendi bedeninin parçalardan değil de bir bütünden oluştuğunu fark eder ve büyük bir sevince kapılır, “…ama burada söz konusu olan kendisinin asla ulaşamayacağı ideal bir imgesidir”.  Çocuk bu imgeyle özdeşleşerek karşında gördüğü “imge”de takılı kalır. Artık kendisi bu imgedir. Ancak bu imge kendisinden uzak ve dışarıdadır. Bu durum, Lacan’ın kendinin ideal bir imgeyle özdeşimi dediği şeydir. Lacan’ın narsisizm için ısrarla değindiği nokta semboliğin önceliğidir. Örneğin, erkek çocuğun Odipal dönemde baba imgesiyle ya da babasının yerine koyabileceği bir başka imgeyle özdeşleşmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, yani babayla ya da onun yerine geçebilecek bir imge ile özdeşleşmeden, çocuğun ayna evresinde takılıp kaldığı imgesel düzenden, Odipal evrenin simgesel düzenine ulaşması mümkün değildir. Eğer durum böyle olursa çocuk, simgesel düzenden kişiliğinin tamamlandığı gerçek düzene geçmekte başarısız olur. Diğer taraftan, çocuğun imgesel düzende “ben” ile “ben-olmayanı” ayırt etmede zorlanması, hayal ile gerçek, yani kendisi ile imgesi arasındaki ayrımı yapamamasına neden olur.  Kendisi olduğunu düşündüğü, yanlış ve hayali bir özdeşleşme olan bu ayna imgesi, sonunda çocuğun kendisine yabancılaşmasına sebep olur. Doğru bir özdeşleşme ise, çocuğun imgesel düzen ile simgesel düzen arasında kurtularak gerçek düzene geçmesiyle sonuçlanır.




Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.