Reklam Alanı

Unutulması mümkün olmayandır 5 Nolu…


Diyarbakır 5 Nolu ile ilk ciddi tanışıklığım  1984 yılının başlarıdır.  1981 yılının ortalarında  terk ettiğim Diyarbakır’a  1983’ün  son günlerinde dönmüştüm. 5 Nolu’da ağır işkencelerin hüküm sürdüğünü  biliyor; kısmen de olsa tutsakların ailelerinden  bilgiler alabiliyorduk. Ancak eli kolu bağlı bir şekilde, izleyici olmaktan bir adım öteye gidemiyorduk.


1984’ün Ocak ayında, kadınların  yürüyüş yapacağını, Kolordu Komutanlığı’na  yürüyeceğini ‘’fısıltı gazetesi’’ aracılığı ile işittik. İlk yürüyüş, 80-100 kişilik bir kadın bir kadın grubunun katılımıyla, Melikahmet’teki  Siverek garajından Urfakapı  semtine kadar yapıldı.  Polisin müdahalesi ile gözaltına alınan, tartaklanan kadınlar vardı. Biz bir grup arkadaş da, ilk yürüyen gruptan epeyce uzaktaki 5 Nolu’nun önündeki bir kahveye tünemiş, neler olacağını izlemeye çalışıyoruz.


Dört bir yandan  gelen kadınlar öbek  öbek cezaevinin önünde yığılmaya başladı. Bu arada cezaevinden yükselen yoğun dumanlar arasında tutsakların sloganları duyuluyordu. Ortada, kadınların dışında tepki gösteren tek kimse yok. Kadınların arasından yolun karşısına geçmeye çalışan erkekler bile gözaltına alınıyor; sayıları bini aşkın ve tümünün de anne olduğu her hallerinden belli kadınlara müdahale edilemiyor; onlara müdahale edememenin hıncı ise civardaki erkeklerden alınıyordu. Halinden şüphe duyulan, duruşuyla, tavrıyla eyleme destek verdiği hissedilen tüm erkekler ya tartaklanıyor, ya da gözaltı aracına bindiriliyordu.

Kadınlarımız, analarımız o yiğit endamları ile Kolordu Komutanlığı’na doğru yürümeye  başladılar. Tüm caddeyi kaplamış, düzensiz bağırışlarla ilerleyen kadınlar , yanlarına dizilmiş ve onları izleyen erkeklerin arasından geçiyorlar.

İçi kan ağlayan, izleyici erkeklerden biri de benim. Gözlerimden yaşlar  süzülüyor.

Bir yandan içerde bedenini ölüme yatırmış yüreklerimizin sloganları; bir yandan analarımızın canhıraş haykırışı…

Ama bir o kadar da çaresizlik…

Yanımızdan geçen Siverek çarşaflı bir kadın tam karşımızda durarak bağrı yanık bir sesle, ‘’Ne oldu Kürt erkeğine, hani yiğitliğiniz?’’ diye bağırdı. Kimse tepki ver€meyince de ağzına doldurduğu tüm tükürüğü suratımıza boşalttı.

Hiç unutmam o günü; 19 Ocak 1984’ü…

O gün, Yılmaz Demir yoldaşımın da kendini asarak baskıları protesto ettiği günmüş.

O gün, 5 Nolu’nun tarihine geçen bir günmüş.

O gün, 1984 Ocak direnişinin, 5 Nolu tarihinin en şanlı direnişin ilk günleri imiş.

Ve bunu aradan geçen birkaç yıl sonra, kitabını yurtdışında F.Welat mahlas ismiyle  yayınlayan Bayram Bozyel’in  anlatımlarından öğrenmiştim.  Bozyel’in 1987 yılında basılan kitabını ise ancak 1989 yılında okuyabildim.

F.Welat’ın Bozyel’in kitabı için kullandığı mahlas ismi olduğunu biliyordum. Ve bir o kadar da kendi çocuğuna sahiplenememenin acısını görüyordum. Bozyel’de.

Bozyel, kitabına sahip çıkamıyor; ‘’Bunları biz yaşadık, yaşananları yazan da benim,’’ diyemiyordu. Bozyel, 20 yıl sonra da olsa ‘’Diyarbakır 5 Nolu’yu kendi adıyla yayınladı. Daha genç bir üniversiteli iken kaleme aldığı  ‘’vahşet günleri’’ni aradan geçen 20 yıldan sonra olgun bir siyasetçi iken okurlara kendi istemiyle ulaştırabildi ancak.

‘’Deng Yayınları’’ arasında Diyarbakır’da yeniden yayınlanan  Diyarbakır 5 Nolu’yu yazarken, bir diğer kitaptan da söz etmemek  olmaz. Bu ikincisi, Mesut Baştürk’ün,  ‘’Tevn Yayınları’’ arasında İstanbul’da yayınlanan Esat, Polat, Azat kitabı.

Bilim kurgudan gerçeğe…

Hem Bozyel, hem Baştürk, ikisi de aynı sürecin insnaları. Kâh birlikte, kâh ayrı, kâh kavgalı, kâh dost,  bir ömrü birlikte yaşamışlar. 15-16’lı yaşlarda başladıkları mücadeleyi, cezaevleri ile, kaçaklıklar ile günümüzde kadar getirmişler. Birbirinden farklı üsluplarla da olsa, deneyimlerini, yaşanan akıl almaz vahşeti, bugün söz ederken bile-insan olmanın gereği herhalde- dile getirmekten  utandığımız işkenceleri, ayrı kitaplarda, ayrı üsluplarla ama yaklaşık benzer duygularla kaleme almışlar.

Bozyel’in yazdıkları, gözaltına gidiş süreci ile başlıyor. Askeri kışlada ağır işkencelerle yürütülen soruşturmaları belleğine kazıyan Bozyel, bunları anlattıktan sonra da 5 Nolu’nun tarihine geçen zulüm ve katliamlarını okuyucuyla paylaşıyor. İnanılmaz vahşeti, bir psikolog edasıyla gözler önüne seriyor.

Baştürk, bir başka biçimiyle yaklaşmış yaşananlara. O, Diyarbakır 5 Nolu’da yaşananları,  bir bilim kurgu havasında, ışınlanırken yanlışlıkla cezaevinin havalandırmasına düşen  Polat Beritan ile anlatmaya başlıyor. Baştürk’ün anlatımında 5 Nolu, cehenneme yanlışlıkla düşen ünlü bir artistin başında geçen  inanılmaz olaylardır. Esat, cehenneminin Gestapo’sudur. Azat ise yıllar sonra Esat’a suikast düzenleyen 5 Nolu tutsağıdır.

Esat, Polat ve Azat her ne kadar bilim kurgu da olsa, kitabın Polat dışındaki tüm kahramanları, reeldir. Onlar, hiçbir zaman Polat gibi sanal olmadılar. Sanal olan Polatların kahramanlığıdır. Baştürk’ün kitabında…

Cezaevi üzerine, özellikle 5 nolu üzerine tüm yazılanları okudum. Son yayınlanan kitaplardan biri de Selim Çürükkaya’nın O Türküyü Söyle kitabıydı.  Çürükkaya , daha önce kaleme aldığı 2 ciltlik 12 Eylül Karanlığında Diyarbakır Şafağı kitabında  farklı olarak, daha özgün bir çalışma ile karşımıza çıkmıştı, bu son kitabında. İki ciltilik  ilk kitabında kendi yapısını kahraman , diğerlerini teslimiyetçi  ilan eden Çürükkaya, ikinci kitabını örgütsel kaygılardan kurtularak daha gerçekçi bir biçimde kaleme almış.

Aslında hem adını andığım, hem de 5 nolu üzerine yayınlanmış daha birçok kitap, Mehdi Zana’nın kitabından Mümtaz Kotan’ınkine kadar çok sayıda kitap yan yana gelse bile Diyarbakır 5 nolu’yu tam olarak anlatmak mümkün olmayabilir, diyebiliriz.

Hatta öyle ki, bir kısmı  örgütsel kaygılarla yazılmış  olsalar bile, her kitabın içinde 5 Nolu’daki zulüm ve vahşetin bir parçasını bulmak mümkün.

5 Nolu, Saygonların, Evinlerin, Ebu Gariplerin birikiminin, ,Esat Oktay  kasabının temsiliyetinde Diyarbakır’a yansımasıydı.

Anlatılanlar, yazılanlar, yaşananları tahmin edemiyen, tahmin etmekte zorlananlara abartı gelebilir.  Her bir kitap insanların kendilerini kahramanlaştırma öyküsü gibi algılanabilir.

5 Nolu’yu anlattığım bazı kişilerden bu tepkileri duyduğum için yazıyorum, bu sözleri. İlk duyduğunda, ‘’Bu kadar da mümkün değil’’ diyenleri gördüm, çünkü.

Oysa 5 Nolu, inanılmazın gerçekleştirildiği mekanın ta kendisidir…

Yüzün üstünde tutsağın ‘’ranzadan düşerek’’ ya da ‘’intihar sonucu’’ ölüm raporu ile defnedildiği bir tarihtir, Diyarbakır 5 Nolu…

Unutulmaması mümkün olmayandır 5 Nolu…

Bunun içindir ki bu tarihleri okumak, onlarca kez okumak ve gelecek kuşaklara aktarmak gerekir…

Yalnız okumak da yetmez; resmini, tiyatrosunu, filmini, belgeselini, müziğini ve aklınıza gelecek her şeyini yapmak gerekir 5 Nolu’nun…

Bunlar yapılmalı ki bir daha 5 Nolular yaşanmasın…


‘’Fehim Işık’’

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.