Reklam Alanı

Sisifos Söyleni Üzerine



''Kederlileri kederli yapan iki neden vardır; ya umut ederler ya bilmezler. Don Juan bilir ve umut etmez. Sınırlarını bilen, bu sınırların dışına çıkmayan, varlıkların yer aldığı bu geçici aralıkta, ustaların o çok güzel rahatlığını gösteren oyuncuları düşündürür.''


‘’Sisifos Söyleni’’ Camus’nun 1942’de yayımladığı felsefi bir denemedir.  İntihar ve özellikle saçma kavramını inceleyen felsefi temellere dayalı önemli bir yapıttır. Onun fikrinin temelinde yatan saçma kavramı bu denemede kendini ve bu terimin doğmasına zemin hazırlayan şartları gösterir. Saçma olanın ve intiharın doğmasına zemin hazırlayan etmenler üstünde duran Camus, en sonunda mitolojik bir kahraman olan Sisifos’un öyküsünü anlatarak saçma duygusana mağlup olmak istemyen, cezaya çarptırılmış, yaşamın saçmalığını kavrayan bir mahkumun isyanını anlatır.


Camus bu yapıtının girişinde gerçekten önemli olan tek bir felsefi problemin bulunduğunu, bunun da intihar olduğunu dile getirerek hayatın yaşamaya değip değmediğini sorgulamanın felsefenin en temel sorusuna cevap vermek olduğunu ifade eder.

Camus’ya göre bireyi intihara sürükleyen birden çok neden olsa da bunların başında bireyin ölümlülüğünün bilincine varması ile yaşamın aslında aslında ne kadar boş ve anlamsız olduğunu düşünmesi gelir. Ona göre yaşamın bu saçmalığı ve anlamsızlığı karşısında insanın tutumu ne olması gerektiğine gelince, onun için iki seçenek vardır. Bunlardan birincisi ölüme evet diyerek intiharı seçmek, ikincisi ise yaşamayı tercih edip, saçma duygusunu aşmaya çalışmaktır. Ama intihar bir çözüm değil tersine yaşamdan kaçış, vazgeçiştir. Kendini öldürmek bir anlamda melodramlarda olduğu gibi içindekini dile getirmektir. Hayatın bizi aştığını veya hayatı anlamadığımızı söylemektir. Yani Camus’ya göre insanın ölümü tercih etmesi yaşama yenilmesi anlamına gelmektedir. Aynı zaman da ölüm demek hayatın mücadeleye değmediğini dile getirmektir. Ama her ne kadar hayat zor olsa d a insanı çoğu yerde çöküntüye uğratsa, kötülüklere, haksızlığa, acılara maruz bıraksa da yine de yaşamak tüm bu olumsuzluklarla mücadele etmektir. Olması gereken de budur.

Camus’ya göre insanı hayattan uzaklaştıran, intihara sürükleyen belli başlı nedenlerden biri bireyin kendini bulunduğu dünyaya uyumsuz hissetmesidir. Başka bir deyişle uyumsuzluk duygusuna kapılmasıdır. Bu uyumsuzluk duygusunu Camus ‘’Sisifos Söyleni’’ isimli yapıtında şöyle ifade der: ‘’kötü nedenlerle de tanımlansa, tanımlanabilen bir dünya bildik bir dünyadır.  Buna karşılık, birden bire düşlerden yoksun kalmış bir dünyada birey kendini yabancı bulur. Kaybedilmiş bir yurdun anısından ya da adanmış bir toprağın umudundan yoksun olduğundan, bu sürgünlük çaresizdir. Bireyle yaşamı, oyuncuyla dekoru arasında bu ayrılma, uyumsuzluk duygusunun ta kendisidir. Sağlam bireyler arasında bile kendi intiharını düşünmemiş birine rastlanamayacağına göre, bu duygu ile hiçliği arzulamak arasında dolaysız bir bağ bulunduğu çok açıklama yapılmadan da benimsenebilir.

Camus’nun burada aktardığı gibi uyumsuzluk duygusu bireyin bu dünya ile bağlarını koparması sonucu ortaya çıkar. Birey ne zaman bu dünya ile ilgili olan şeylerden vazgeçerse o zaman yaşamın ne kadar manasız olduğu düşüncesine kapılır. Dolayısıyla da bireye yabancı olan bu dünyada saçma duygusuyla karşı karşıya gelmemiş bireyin bile intiharı düşündüğünü belirten Camus için birey, uyumsuzluk duygusuyla her an hiç beklemediği bir yerde karşılaşabilir. Bu duygu bireyin yaşadığı hayatı boyunca her an karşısına çıkabilir. Böyle bir durumda birey yabancılık duygusundan sıyrılmak için intiharı çıkış yolu olarak görebilir.

Camus için bu dünya gerçekten çok saçma bir dünyadır. Birey bu duygu ile her zaman yüz yüze gelebilir. Bu duyguya karşı koyabilen, takmayan, yaşamına devam eden kişi absürt kahramandır. Camus’nun ‘’Sisifos Söyleni’’ eserinde Aktör, Fatih, Yaratıcı Sanatçı ve Don Juan olmak üzere sadece kendilerini tüketmeyi amaçlayan ve saçmayı bir ideal benimseyen dört kahramandan söz eder.

Don Juan’ı Camus’nun gözünde absürt kahraman yapan onun genel geçer ilkeler doğrultusunda yapmacık yaşamayan, tersine yaşamın saçmalığının farkındalığı ile beraber ne yaşamı ne de yaşamın içindeki hiçbir değeri takmayan, hayattan ve bu dünyadaki insani duygulardan kopmayarak içinden geldiği gibi yaşamı dolu dolu yaşayan bireyin benliğidir. Don Juan gençliğinin ve çekiciliğinin farkında olarak tüm kadınları baştan çıkarmaya çalışan, kadınları çoğunda bu nednele derin izler bırakan fakat hiçbirini dikkate almayan, her zaman hazzı başka insanlarda arayan kişidir. Çoğu kişi için don Juan’ın bu davranışı ahlak dışı olsa da Camus için tersine hayat için değerli bir davranıştır. Bu davranış bize yazarın toplumun benimsediği ahlaki değerlerin dışında bir davranışa sahip olduğunu göstermektedir.

Camus’ya göre Don Juan da özünde kötülüğün bilincinde ve bu yüzden üzgündür fakat bu kötülükleri yokmuş gibi sayan ve hayattan zevk almaya çalışan kişi olduğundan absürt kahramandır. Camus bu durmu şöyle ifade eder: ‘’Kederlileri kederli yapan iki neden vardır; ya umut ederler ya bilmezler. Don Juan bilir ve umut etmez. Sınırlarını bilen, bu sınırların dışına çıkmayan, varlıkların yer aldığı bu geçici aralıkta, ustaların o çok güzel rahatlığını gösteren oyuncuları düşündürür. Dahilik de bur işte; sınırlarını bilen akıl. Don Juan bedensel ölümün sınırına kadar kederi bilmez. Bildikten sonra da kahkahası çınlar ve bütün her şeyi affettirir.

Camus’ya göre Don Juan kadınlara düşkün olan bir kişiliktir. Fakat bunu yaparken bilinçli olduğundan uyumsuzdur. Çünkü O, bulunduğu toplumların değerlerini benimsemeden bunların dışında yaşamayı tercih etmiş bir kişidir. Önemli olan başkalarına göre değil, zamana göre yaşamaktır. Zamana göre yaşamak ise canının istediği gibi, tutkularını sınırlamadan, hiçbir şeyi umursamadan anı yaşamaktır. O da hem ihtiyarlayacağının hem de öleceğinin bilincindedir. Ama hiç değilse ölene kadar dolu dolu yaşamanın peşinde olduğundan uyumsuz bir kahramandır. Bundan dolayı da onun için tek bir aşk veya tek bir bireye bağlanmak diye bir şey yoktur. Her şeyin verdiği zevk, mutluluk başkadır. Birey de bu mutlulukların hepsini yaşamalıdır.

Camus, Don Juan’ın başka bir dünyada değil burada cezalandırılabileceğinin de farkındadır. Örneğin yaşlandığı vakit bileri ona gençliğini hatırlatıp dalga geçebilir. Ve o da yaşlanmış durumuyla eskiyi arayabilir. O, tüm bunların farkında ve ölüm dahil her şeye hazırdır. Ölümsüzden yana olan Don Juan’ı cezalandırmayı arzularlar. Çünkü onun bu davranışları onların tüm yaşantısını, benimsediklerini yadsıyan, düşlere kapılmayan ve en azından ölüm denilen bir son var ise o sona kadar cesurca içinden geldiği gibi yaşamayı tercih eden bir tutumdur.

Kitapta geçen diğer bir absürt kahraman ise oyuncu olan Aktör’dür.  Camus yapıtında Aktör kişiliği ile yaşam verdiği bir kahramanla yaşamın tıpkı bir oyun sahnesi gibi gelip geçiciliğine vurgu yapar.

Nasıl ki oyuncunun sahnelediği her rol kalıcı değilse yaşam da öyledir. Gün gelir aktörün sahneden inmesi, filmin veya gösterinin bitmesi gibi birey de hayattan koparak ölüme yenik düşecektir. Oyuncu, geçici olan rolleri üstlenir. Ve bir süreliğine de olsa ölür, farklı bir insan olur. Çeşitli kılıklara girer fakat sonunda oyun bitince yeniden kendisi olur. İşte Aktör, sahneden inip, oyunu bitirince aslında içinde yer aldığı durumun ne kadar saçma olduğunu anlar. Çünkü sahne de başka bir yaşam inince başka bir yaşam var ve her şey oradan ininceye kadardır. Bir gün ne bu sahne ne de kendisi olacaktır. Rolü bittiği gibi yaşamı da bitecektir. Oyuncu bunları düşününce hayattaki saçmalığı fark edip, yine de hem oynamayı hem de yaşamayı sürdürmek için absürt kahramandır.

Camus’nun diğer bir absürt kahramanı olan Fatih ise her kadar işe her ne kadar hiçbir işe faydalı olamayacağını bilse de fetih eylemini gerçekleştirdiğinden dolayı değer kazanır.  Fatihler eylemin gerçekte faydasız olduğunu bilirler. Faydalı olan tek bir eylem vardır; insanı ve yeryüzünü yeniden düzeltecek eylem. İnsanları hiçbir zaman yeniden düzeltmeyeceğim ama, öyleymiş gibi yapmak gerek.

Fatih, insan olmanın bir gün ya gözlemi ya da eylemi olduğunu bilir. Ve gururlu bir kişinin yapması gerekenin bunlardan birini seçmek olduğunu düşünür. Bireyin yaşatmış ve yaratmış olduğu tarihin anlamsızlığını ve ne kadar mücadele ederse etsin neticenin olumsuz olsa da yine de yapılması gereken şey, ölümsüzlüğü ir kenara bırakarak tarih adına fetihler yapmaktır. Bundan dolayı ya Tanrı ya kılıç diyen Fatih, ya zamanla birlikte yaşayıp onunla ölmeyi ya da daha büyük bir hayat için ondan vazgeçmek gerektiğini belirtir. Toplumun klasik kahraman anlayışının karşısına geçen bu davranış o zamana kadar süregelmiş olan kuralları yok sayarak eylemeyi öne çıkarmıştır. Böylelikle O, dünyadaki bütün ölümsüz değerleri ve bir gün zaten ölecek olan bedenini feda ederek fetihten fethe koşar. Fatih’e göre bunu yapmak bütün toplumu hesap eden bir ruh arzular ve o, bu fikrini şöyle ifade der: ‘’  kazanılmış bir dava olmadığını bildiğim için, yitirilmiş davalardan hoşlanıyorum; geçici yenilgilerde olduğu gibi bozgunda da eşit olan bütüncül bir ruh ister’’

Camus, daha iyi olmaya değil de çelişkisiz olmaya çalışan bu üç isim aynı zamanda birer bilgedirler. Çünkü bilge olan kişi, aynen bu iç ad gibi elinde olmayan şeyler konusunda kuramlara girmeden elindekilerle idare etmeye ve onları değerlendirebilendir.

Camus’nun absürt kahramanı olan yaratıcı  sanatçıya gelindiğinde ise ona göre yaratım, koca bir oyundur. Aynı zamanda toplumsal kabul ve değerlere yönelmiş eleştirel bir bakıştır. Sanat yapıtı ortaya koyan birey saçma olanın ve yarattığı her yapıtın bu saçmalık içinde kaybolup gideceğini bilir fakat yine de üretmekten vazgeçmez. Sanatçının yaptığı her şey saçmalığın kol gezdiği bir dünya içindir. Fakat burası ona hiçbir açıdan mutluluk vermemiştir. Tersine tüm isteklerine ulaşacağı yollara ket vurmuştur. Buna rağmen yaratıcı sanatçı susup bir kenara çekileceği yerine işini sürdürmeye ve yeni yapıtlar ortaya çıkarmaya gayret etmiştir. Camus’ya göre; yaratıcı sanatçı isminin en çok yakıştığı bireyle roman yazarlarıdır. Ve bunu en iyi yapanlar; Balzac, Sade, Stendal, Proust, Malroux, Kafka, Dostoyevski gibi isimler gelmektedir. Camus her ne kadar bu yazarları birer yaratıcı sanatçı olarak gösterse de hayatı hiçe sayan eylemleri nedeniyle bu karakterlerin başkaldırılarını sonuçsuz görmüştür.

Yapıtla aynı adı taşıyan ve asıl konunun mitolojik dille anlatıldığı Sisifos Söyleni’ye baktığımızda ise, Camus burada Tanrılara inanmayan, onlarla sürekli dalga geçen, ölüme nefret edip yaşama isteği olan, dinsiz Sisifos’tan söz eder. Sisifos, Tanrıları küçük görüp, onların hiçbir dedğini yapmadığı ve üstüne var olan kurallara aykırı  davrandığından Tanrılar tarafından büyük bir kayayı aşağıdan yukarıya doğru, zirveye kadar çıkarmakla cezalandırılmıştır.  Her çıkarmayı çalıştığında aşağı düşen kayayı yukarıya çıkarma mücadelesinde olan Sisifos, aslında o taşın hiçbir zaman Tanrıların arzu ettiği tepeye çıkaramayacağının farkındadır. Verdiği uğraşın işe yaramadığını, boşuna olduğunu  ve anlamsız yere kendini yorduğunu da bilir. Fakat yine de pes etmez ve kayadan daha güçlü olan kaderine karşı  mağlup olmamak için çaba sarf eder.


Burada Camus‟nun seçmiş olduğu Tanrıları dikkate almayan, istediği gibi davranan Sisifos karakteri normal şartlarda karşılaşmayacağımız bir kişiliktir. Camus‟nun bu karaktere yüklediği niteliklerden hareketle, düşünürümüzün böyle bir kahraman seçmesinin nedenini verilmek istenen mesajın somut bir kişilikle anlatılmasından ziyade zaman üstü, daha kalıcı, evrensel bir karakterle aktarılmasının daha kalıcı olmasına olanak verdiğinden dolayı olduğunu söyleyebiliriz.

Camus’ya göre Sisifos’un durumu trajik bir durumdur. Çünkü o verdiği mücadelenin boşa olduğunu, yaşamın ne kadar anlamsız olduğunu bilir. Bundan dolayı onun başkaldırısı bilinçlidir. Sisifos, Tanrıların paryası, güçsüz ve isyan etmiş Sisifos, düşkün davranışının tüm enginliğini bilir. İnişi esnasında bunu düşünür. Bunalımını oluşturan açık fikirlilik aynı zamanda yengisini de bitirir. Sisifos’u absürt kahraman yapan da budur. O, ona yazılmış olanı yaşamak yerine kendi tasarladığını yaşamayı seçmiştir. Bundan dolayı ne yaşantısını değiştirmiş ne de başarmayacağını bildiği halde kayayı yukarı çıkarma arzusunu…Çünkü amaç bütün saçmalığa başkaldırmak ve çaba sarf etmektir. Camus bu durumu şu cümleleriyle ifade etmektedir: ‘’Bundan böyle efendisiz olan bu evren, ona ne kısır görünür ne de değersiz. Bu taşın ufacık parçalarının her biri, bu karanlık dağın her madensel parıldısı tek başına bir dünya oluşturur. Tepelere doğru tel başına didinmek bile insan yüreğini doldurmaya yeter. Sisifos’u mutlu olarak tasarlamak gerekir.


Camus’nun düşüncesine göre Sisifos’un bu çabası bireysel başkaldırıya bir örnektir. Camus’ya göre gerçek anlamda saçma duygusundan kurtulmak için dayanışma ile ortak halde başkaldırmak, bunu yaparken de ölüme değil hayata evet demek gerektiği fikrindedir.


(Sisifos söyleni nedir? Sisifos efsanesi,  Sisifos söyleni alıntılar, Sisifos söyleni özet)


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.