Reklam Alanı

Oryantalizm...


Oryantalizm Nedir?

Oryantalizm, en basit anlamıyla Batı’nın Doğuyu anlamlandırma çabasıdır. Batı, Doğuyu incelemek ve olduğu gibi anlamak yerine kendine göre yeniden üretip, ürettiği nesne üzerinde üstünlük kurmaya çalışmıştır.  Kendini tanımlamak için ‘’öteki’’ olan Doğuya ihtiyaç duymuştur.



Öteki olarak kurulan Doğuya, öznenin yani Batının tam zıttı nitelikler yüklenmiştir. Kişilerin veya toplumların, kendisinden çok farklı insan ve toplum ile karşılaştığında, kendisiyle özdeşleştirdiği değerlere sığınarak farklı olanı yadsıma eğiliminde olduğunu belirten Claude Lêvi- Strauss, yabancılık duygusunun doğurduğu tiksinti ve ürperti benzeri kaba tepkilerden bahseder. Kendi toplumuna  sahip değerleri benimsemiş bir gözlemci, farklı ve kendi içinde değerlere sahip bir toplum ile karşılaşınca bu yeni olanı kabul etmez. Sadece kendi toplumunun bir tarihi olduğuna inanır. İlk çağda Yunan kültürüne dahil olmayan her şeyi  ‘’barbar’’ ismi altında topluyordu. Batı uygarlığı sonrasında ise ‘’yaban’’ deyimini aynı manada kullandı.  Yaban ve barbar sıfatlarının arkasında gizlenen mana aynıdır:  ormana veya vahşi yaşama ait olan, İnsan kültürünün zıttı. Bu noktada kültürel farklılık tamamen bir kenara bırakılarak, sahip olunan kültüre uymayan ne varsa dışlanmaktadır.  ‘’barbar’’ kelimesinin Grekçede ‘’dilsiz’’ manasına gelmesi de dikkate değer bir noktadır.

Oryantalizm, yalnızca bilgi problemi olmayıp aynı zamanda hakimiyet ve güç problemidir. En temel manasıyla Doğulu toplumlar hakkında bilgi toplama görevinden ayrılmış, genişlemiştir. Batılının, Doğulu olan her şeyi kendinin tersine olarak yorumlamasına, net farkların oluşturulmasına olanak veren bir söyleme dönüşmüştür.  Timothy Mitchell’in düşüncesine göre, dışarıda olan, çelişkili bir biçimde Batı’yı Batı yapan şeydir, dışlanmıştır, fakat aynı zamanda Batı’nın kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Batı tarafında kurulmuş olan öteki yapısı kolonyalizm ve emperyalizm hareketleri adına da geçerlidir. Doğu Batı’dan ayrıdır, ilkeldir. Bu ayrım yapılırken Batının ait olduğu bireysellik, sivil toplum gibi sosyolojik nitelikler ön plana çıkartılır ve Doğunun bu niteliklere sahip olmadığı burgusu hakim olur. Böylelikle Batı, Doğuyu modernleştirme bahanesine sığınarak emperyalist bir tutum içerisine girer.  Batı kendi modernliğini , aydınlanmışlığını Doğuya yaymayı arzularken, onun yerli kültürünün bağımsızlığını kabul etmez. Modernleşme ilkeleri, sömürge hareketinin temel taşı olmuştur.

Oryantalizm, tarihsel süreçte sömürgecilik ile eş zamanlı olarak ilerlemiştir. Coğrafi keşifler zamanında başlayan sömürgecilik hareketlerinin 3 temel unsuru vardır: 1. Yeni bulunan topraklarda yerleşimler kurup hakimiyetini sağlamak… 2. Bu toprakları kar amacıyla kullanmak…  3. Bölge halkını Hıristiyanlaştırmak…

Romantizm akımı ile beraber sömürgeciliğin zirveye tırmanması da tesadüf değildir. Romantikler, her şeyi mitleştirme isteği ile Doğu’ya yanaşırken sömürgecilik de bu davranışa kendisini uydurmuş ve kendini bir kurtarıcı olarak görmüştür. Doğu halkları, gelişmiş batı sayesinde kurtarılmalı ve medeniyetleşmelidir. Batı, bilgi-iktidar ilişkisinden hareket ederek, kendini tanımlama, sömürgeci niyetlerini meşrulaştırmak ve bu amacını gerçekleştirmek için hayali bir doğu yaratmıştır.

Avrupa, kendisinden daha alt seviyede gördüğü Doğuyu  önce yok sayar; yok sayamadığı zamandaysa insan-dışı varlıklar olarak niteler. Batının bu ötekileştirme ve yok etme davranışı aslında bir kurgulamadır. Bu kurgulamanın gayesi ise kendi menfaatini gerçekleştirmek,  egemen olma durumunu bütün yönleriyle yaşamaktır.  ‘’Doğu’ya Seyahat’’ adlı önemli yapıtı kaleme alan Lamartine, Doğu yolculuğunda edindiği fikirleri aktarırken Avrupa’nın  Doğu’da, özellikle Anadolu’da hangi bölgelere hakim olması gerektiğini de düşünmüştür. Emperyalizm ve sömürge içerikli bu fikirlerini sunarken yine Doğuyu koruma ve kurtarma görevi olduğunu da ifade eder.

Doğu, sürekli metaforik olarak aşağıda konumlanmamıştır. Bilimsel alanda Batıdan daha üstün olduğu zamanlar olmuştur.  Batı daha ‘’Batı’’ olmamışken Doğuda büyük uygarlıklar kurulmuştur.  Bilimsel alanda büyük adımlar atılmıştır. Birinci binyıllık dönemde, Müslüman seçkinlerin üreticiliği ve merak duygusu, rasyonel açıklamalara ve deneysel yöntemlere eğilimleri, ait oldukları bilgi donanımı, Batı Hıristiyanlığını tekrardan saran mistik hava ile, liderleri kimi zaman okur yazar olmamak ile böbürlenecek kadar  şövalyelerin  kara cahilliğiyle bir paradoks içindedir.Örneğin  9.yy. da Abbasi halifesi Harun Reşid’in Bağdat’ta kurduğu Beytü’l- Hikme’de Antik Yunan eserleri Arapçaya çevrilmiştir. Şam’da ilk gerçek hastane diyebileceğimiz kurumlar açılmıştır. Kahrevan Medresesi bazı kaynaklara göre il yükseköğretim kurumudur. Mezopotamya’da büyük bir medeniyet olan Kaldeliler yıldızların, güneşin, ayın dönüşünü hesaplamışlardır. Ve hatta bugün bile kullanılan basamak sıralaması kuralına bağlı ve numaralama sistemini oluşturmuşlardır. Mısırların mimarlık ürünleri bugün bile şaşırtıcı olmaktadır. Hammurabi, Babil kanunları ile hukuk sitemini  icat etmişlerdir. 

Eskiden kültürel anlaşmazlık atfedilen Doğunun gücü karşısında bir hayranlık ve bu hayranlığa bağlı bir merak şeklinde gelişen oryantalist etkinlik, Batının iktisadi gelişmesi ile birlikte, Doğunun durağanlığını betimleme şekline dönüşmüş ve bir tür ‘’acayiplik’’ ve ‘’akıldışılığa’’ bağlayan, bu durumuyla da evrimci yaklaşımlar ile birleşen bir özelliğe bürünmüştür. Bundan dolayı tamamen Avrupa merkezci bir ‘’öteki’’ inşası durumuna gelmiştir. Bu öteki kavramı, kendisine yabancılığı, farklılığı vurgular. Zamanla farklı toplumlar, devletler için kullanılmıştır.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.