Reklam Alanı

Gülüşlerini bile paylaşmışsın; ortak, komünistçe


Züppe kavşağının hemen bitişiğine yapılmıştı çayın şarap fiyatına, insanlığın çay fiyatına satıldığı lüks mekan.. Mekanın kıyısında yıkık bir bankta oturuyordu. Yine dalgındı, göz tutulmasındaydı sanki. Sırtı banka, yüreği sıcak bir çaya hasret kalanlara, paçavra giymişlere emanetti. Islanınca ‘’Başur’’ kuruyunca ‘’Bakur’’ olurdu giydiği mont. Yani ülkemizi taşıyordu sırtında. Kayıp düşlere dalan nemli gözlerinin altında sıcak bir tebessüm vardı. İçinde herkes olan ama sadece kendisi gözüken bir  fotoğraf gibi.

Hava kararmak üzereydi, hafif bir yağmur yağmıştı. Islaktı saçları, kim bilir nerede çiğnenmişti umutları. İki sevdaya yol aldığını düşündüm. Bakışlarımız kesişti fakat ikimiz de boşluğu taradık. Yanına yaklaştım. Soğuktu, ürpertiliydi. Roda! Dedim..



‘’Böyle bir fotoğrafa sığacağını hiç düşünememiştim Campanella’nın Güneş Ülkesi’nin. O ülke sensin. O fotoğraf sensin. Soylu olan sensin. Gülüşlerini bile paylaşmışsın; ortak, komünistçe’’

 Dudaklarımla kapalı olan karanlık   kuyudan yutkunarak, karşımdaki fotoğrafa bakarak.. İçime seslendim.

Omuzlarından aşağı sarkan Saçlarına dokundum. Yüzünü bana doğru çevirdi. Titrek bir rüzgar yüreğimi okşadı sanki. Saçının ıslaklığı gibi serindi. Eve gidiyordu. Giderken ona eşlik edeceğimi söyledim. Gözlerine baktım:

‘’Niye dalgındın? Seni bu düşünce deryasına atan neydi, Yağmurun yağdığını da mı görmedin, ıslandığını da mı fark etmedin peki ya üşüdüğünü?’’

‘’Hep üşümüyor muyuz zaten, Serhat? Tüm duyarsızlıklar  karşısında… Şu işyerinin camekanına baksana. Hep buhar kapmış, dışarıyı göremeyen, sadece kendine özen gösteren  insanlar  gibi. .Beni Üşüten onlar işte!’’

‘’Düşman mısın onlara?’’

‘’Hayır, Yaşam güzelleşmeli herkes için. Çünkü  Güneş hepimizin.’’

‘’Slogan gibi.’’

‘’Evet.’’

‘’Buralara ait değilsin sanki, Diyarbakır’ın bu zengin semtine..’’

Yüzündeki acı ifade az da olsa silindi.  Hafif bir gülümseyişle:

‘’Peki nereye aitim?’’

‘’ Bilmem ki. Sanki bir kavgada, bir türküde ya da bir süngü ucundaymış gibi sahip olduğun yer.’’

Üniversiteyi kazandığı ilk yıldı. Ki zaten sonrası da yoktu. Ölümler sıralanırdı sadece.  Ve ayrımcılığı olmazdı ölümlerimizin. Çocuk mu, kadın mı, öğretmen mi? Enes mi, Ceylan mı, Aydın mı? Hiç fark etmezdi. 6 Aralık 2012’ydi.  Elinde bir gül vardı. Saçlarında matlaşan soğuk bir hüzün. Yüzünde ise otuz yıllık savaşın yorgunluğu. Oysa yaşı on dokuzdu daha. İlk kez elinde bir gül görmüştüm ve de gülmediğini. Onu da Aydın arkadaşa uzatmıştı işte, anısı önünde eğilirken. Aydın Erdem Dicle Üniversitesinde Matematik okuyordu. Protesto eyleminde polisin açtığı ateş sonucunda şahadete kavuşmuştu.

Aydın Erdem’in anma etkinliğinden sonra Keçi Burcuna geldik. Çok eski ve dayanıklı taşlarla yapılan bir burçtu.  Giriş merdivenlerinin sağ tarafındaki duvarda farklı inanç topluluklarına ait kutsal harfler ve şekiller vardı. Keçi burcuna geldiğinde güneye döner, kollarını açar, yorgun gözlerini kapatırdı sürekli.

El yapımı yöresel çantasından zümrüt yeşili renginde   ön ve arka kapakları sert deri görünümünde olan bir defter çıkarmıştı.  Bu defteri hemen önünde dikili olan sütunların arasına koymuştu gözlerini kapatmadan önce. Kutsal bir kitapmış gibi taşıyordu bunu. Ve sürekli bir şeyler yazıyordu bu deftere.

Gözlerini neden kapatıyordu, neden güneye dönüyordu. Ve o defterde neler yazılıydı?  Ona yaklaştım.  Sol tarafımda duruyordu.  Önce baktığı tarafa  doğru baktım. Sonra eğilmiş göz kapaklarına baktım. Gittikçe kısılan Kürtçe bir müzik sesi geliyordu. Belliydi bitmek üzereydi.  Sonlarını yakalayabilmiştim ancak.  Şöyle diyordu: ‘’ Li dû şopa welatên kevnar, Jiyanekek di be destanek ji dilê çaran’’.

Şarkının bitmesiyle gözlerini açması bir oldu. Beni yanında görünce ansızın şaşırdı. Kabustan yeni uyanmış gibi baktı. Oysa yanında olduğumu biliyordu. ‘’Gidenler’’ dedi. Sustuk.  Sonra Ahmet Telli karıştı Keçi Burcundan Dicle ye bakan gözlerimize.  Gidenler dedik. Nerde kaldınız, özledik gülüşlerinizi. Bu kenti güzelleştiren yalnız sizdiniz sanki.

‘’Her ölüm yeni bir yaşam oluyor ama Roda.’’

 ‘’Onlar  Ölüyor, kimi kan uykusunda bir veda bırakarak, kimi karanlıkta bir fer gülü oluyor  semaya küllerini yakarak.’’

 ‘’Yarınlarda olmayacaklar belki, yarımlarda bırakmamak için esmer tenlilerimizi.’’

‘’Belki de onlar yarımlarda kalmıştır…?’’

‘’Nasıl yani, anlamadım.’’

‘’Çayları yarım kalmış, türküleri yarım kalmış, düşleri yarım kalmış. Bizi bekliyorlar, Olamaz mı?’’

‘’Üzülmek dışında yapabilecek bir şey yok  Roda.Vicdanlı olan her birey farklı yollardan aynı amaca yelken açıyor. Kimisi iyileştirmekle, kimisi öğretmekle ve kimisi de savaşmakla.’’

M.Akman

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.