Reklam Alanı

Gılgameş ve Dewrêş


Gılgameş… Sümer’in ünlü kahramanı. Aşağı Mezopotamya’da, Fırat ve Dicle’nin  küçük kucağında. Uruk şehrinin kralı, Fırat’ın suyu ile beslenen, yıkanıp kutsanan ölümsüz, örnek kahraman… Çivi yazılı tabletlerde, Sümerce ve sonra Akad dilinde Babillerce yazılan ve daha sonra da Hititçe. Hurrice çevirileri bulunan Sümer’in ünlü Gılgameş destanı; Yunan, Hint, Kuzey Avrupa destanlarına örnek ve bunların ilki olmuştur. Her çağın ve  her coğrafyanın insanı bu destanda kendisine dair bir iz bulabilmiştir.


Gılgameş,  bir uygarlığa, yaşama biçimini, inancı, yönetimi, insani ilişkileri, savaşları, dostluk ve düşmanlıkları, teknik gelişmeyi, tarımı, şehirleşmeyi, din ve diyaneti, ibadeti, tanrılar ve insanlar alemini ve ilişkisini, ölüm ötesini, doğa olaylarını, afet ve tufanları anlatmaktadır. Tüm bu konulara ilişkin her toplum ve anlatıcı kendinden, kendi döneminden katkılar yapmıştır, destana.



12 tablet üzerine çivi yazısı ile yazılı olarak, Dünya Kralı Asurbanipal’ın kitaplığından alınıp Londra’ya getirilen tabletlerin çözümlenmesiyle Gılgameş destanı uygarlığa mal oldu. M.Ö. yaklaşık 200 yıllarında yazılmış bulunan destan, en az üç defa yeniden yazıldı (M.Ö. 1800, 1600, 1250). Bin yıl içinde üç kez yazıldığı bilinen destana son halini veren, Sin-Lekke Unneni adlı bir şairdir. Üçbin satır olduğu tahmin edilen destanın ancak yüzde 60’ı çözülmüş durumda.

Gılgameş destanı, birkaç öyküden oluşmaktadır; Gılgameş ve Agga, Gılgameş ve Huvava (Humbaba), Gılgameş ve Gökboğa, Gılgameş, Enkidu ve Yer altı Dünyası, Gılgameş’in Ölümü… Bütün bu bölümler Babilliler tarafından birleştirildi.

Üvez ve  boğa...

Gılgameş adı hecelendiği zaman Gıl (gıli)-Ga-Mêş olmaktadır. Yazar Cemşid Bender, destanı yeniden yazan Sin- Lekke- Unninni’nin Kürt olduğunu savunurken, biz hecelere anlam vermeye çalışalım: Gıl, gıli Kürtçede yakınma, mücadele anlamındadır. Ga, boğa demektir; bu güç, kudret ve devlet anlamındadır.  Mêş ise sinek demektir.  Boğa sineğinin adı ‘’üvez’’dir. İşte bir boğaya üvez gelirse; görenler bilir ki, boğa dur durak bilmez, etrafı tahrip eder, çalı diken arasına girer, üvez onu terk etmedikçe durmak nedir bilmez ve sonunda çatlar.

Gılgameş ve Enkidu’nun, Gökboğası ile mücadelesi, üvezin boğayı tutmasına benziyor. Üvez boğanın kuyruk ve apış arasına yapışarak onu ısırır. Enkidu da Gökboğa’ya kuyruğundan yapışır, onu bırakmaz.  Tekme, boynuz faydasızdır. Boğa azgındır,  Uruk şehrini, su kanallarını, tarlaları tahrip etmiş, durmak yorulmak nedir bilmemiş ve kuyruğunu Enkidu’nun elinde iken ,Gılgameş’in boynundan vurduğu kılıç darbesiyle yere devrilmiştir. Tahribat çok olmuş ve fakat kısa sürmüştür.

Aslında Gılgameş, bir devleti temsil etmekte ve onun serüvenini dile getirmektedir.

Şamdan Halep, Musul ve Bağdat’a kadar talan ve yağma ile onulmaz tahripler, yıkımlar yapan Şamar, Gêsî, Enez. Tırkman ittifakı adeta bir Gökboğa gibi saldırmakta, çevredeki aşiretler için  bir afet/tufan olmaktadır. Edçan savaşında Dewrêşê Êvdî ve arkadaşlarının ölümü pahasına bile olsa bu Gökboğa ölmüştür. Sınırlar, kuyular ve halk kurtarılmıştır. Yiğitler manen ölmemiş, destan olmuştur. (Kış Kralı Agga, Gılgameş yönetimindeki Uruk şehrine saldırmıştır. Buradan ‘’Ağa’’, sözcüğüne bir gönderme yapalım. Görüleceği gibi ‘’Ağa’’, Agga’dan müştaktır ve Kral işlevindedir. Mekan, zaman koşullar değişmiş ama ‘’ağa’’ sözcüğü anlamını kısmen koruyagelmiştir. )

Gılgameş destanı dünya edebiyatındaki yerini almışken,aynı gelenekten gelen Dewrêşê  ÊvdÎ Destanı ise Kürtlerin dilinde ve yüreğinde yer edinmiştir. Gılgameş yazılı ve ölü bir dilde öğrenilirken Dewrêşê  ÊvdÎ, sözlü ve kadimi Kürtçe ile söylenmektedir. Dewrêşê  ÊvdÎ destanı , derlenmeyi beklemektedir. Ama yine de her kürdün belleğindedir.  Biz de bellek ve yürektekini dengbêj deyişleri ile birleştirerek Muazzez İlmiye Çığ’ın yazdığı Gılgameş: Tarihte İlk Kral Kahraman (Kaynak Yay, İstanbul, 2000) adlı eserin akışına uygun olarak Dewrêşê  ÊvdÎ Destanı’nı Gılgameş ile kıyaslamaya çalışalım. Böylece Fırat nehrinin akışını ve bazen kanlı akışını, kaderini, taşkınını, dönemlerini ve kahramanlarını, Gılgameş’i ve Dewrêş’i konuk ederek dile getirelim.
***
1-      Gılgameş ve Gılgamış gibi, Dewrêş ve Derwêş de iki sözcük ile anılmakta. Bunlar Fırat’ın suyunu içmiş, onunla yetişmiş, onunla kutsanmıştır.  Gılgameş Şamaş ve Dewrêş Şems demekte, güneşi kutsamaktadır. Dinler ve inançlar; kutsalı gökte, gök cisimlerinde gördüler, onu örnek getirip kutsadılar. Gelenek hâlâ yaşamakta ve düğünlerde ‘şabaş’’ denilerek bahşiş istenmektedir. Gılgameş Fırat’ın aşağı ve Dewrêş ise orta yukarı bölümünde , Mezopotamya’da yaşadılar. Gılgameş, dünyanın en eski destanı iken, Dewrêşê  ÊvdÎ Destanı 250-300 yıllıktır. Ama destanların akışı ve kahramanları aynı soydandır.
2-      Gılgameş’in istenmeyen bir bebek olduğu, kâhinlerin onun dedesinin yerine geçeceğini söyledikleri ve bu nedenle atıldığı, bir kartalın onu alıp yere koyduğu, bir çobanın onu lıp büyüttüğü şeklindeki motifler, daha sonra Şehname’de Zal’ın doğumuna da konu olmuştur.
3-      Gılgameş, Uruk kentine gelmiş ve iri gövdesi, akıllı haliyle ilgi  uyandırmıştır. Yerine geçecek oğlu bulunmayan ve ölen Uruk kralının  yerine kral olmuş/seçilmiştir. Destan da bundan sonra başlamaktadır.

      Mılan Mîrî Zor Temir Paşa’nın ise oğlu yoktur, tek çocuğu kızı Êdül’dür. Kim ki Êdül ile evlenirse Paşa’ya veliaht olacaktır. Her şey ve destan Dewrêş’in Êdül’ü istemesiyle başlar. Êdül, yönetimdir, Mîrliktir sanki, krallıktır.

4-      Gılgameş, halk tehlikelerden, talan ve saldırılardan korumş. Uruk şehrinin etrafına; geniş, uzun, muhkem bir sur yapmıştır. Halk güven içinde sürülere ve onun getirdiği zenginliğe, güvene, gelişmeye sahip olmuştur. Yazı bulunmuş, teknik gelişmiştir.

        Dewrêş ve öncesinde babası evdî, Mılan MÎrî Zor Temir Paşa’ya, mızraklarıyla destek                 olmuş,                kan dökerek Mılan sınırlarını belirlemiş, aşirette huzur, güven refah                  olmuştur.   Urfa, Diyarbakır ve Halep’ten gelen ustalar, tüccarlar, sanatkarlar, iş yapmış,             halk zengin olmuştur. Göçer olan toplum yerleşik duruma geçmiş ve yönetim merkezi olarak       Viranşehir’de kale/saray yapılmıştır.

5-      Yedi Bilge, Gılgameş’e tecrübelerini aktarmış ve  ona yol gösteriyorken; Mılan’ın çekirdek/kurucu yedi aşireti her koşulda Zor Temir Paşa’nın yanındadır. Aşiretin töresini ve kültürün değerlerini  ‘divan’da dile getirir,çözüm önerisi sunarlar.

6-      Gılgameş, ‘’öldükten sonra da unutulmayacak bir iş yapmanın’’ peşindedir.  Bedenin üçte ikisinin ilahi olduğu söylenen Gılgameş ‘’ölümsüzlük’’ istemektedir.

Dewrêş ise, şart kahvesini içmek üzer ebabasından Mılan’a gitmek için izin istemektedir. Babası ve kardeşi Sâdun söyler ki; ‘’bu gidişin dönüşü yoktur.’’ Ama  Dewrêş’in sözü kısa ve kesindir: ‘’Varsın öyle olsun… Bunun şerefi, bunun ünü bizim yedi ceddimize yeter…’’
Gılgameş  ve Dewrêş  ‘’ölüm’ü bilmekte ve fakat ‘’kader taşı’’nın, ‘’alın yazısı’’nın ardına düşmekte, ‘’ünlenerek ölümsüzlük’’ istemektedirler
.
7-      Gılgameş, arkadaşı/kardeşi Enkidu ile, sedir ormanlarında bekçi/canavar Huvava’yı (Humbaba) öldürdüler. Böylece katran ağaçlarını Uruk’a getirdiler. İki yiğit dayanışma gösterdi.

Devrêşê Êvdî ‘de de buna benzer olaylar çoktur. Birisini zikredelim: Zor Temir Paşa Dewrêş Karacadağ eteklerinde    ceylan avlarlar . Paşa kebap ister. Biraz sonra etrafta Şemmar, Aneze ve Gêsî süvarileri peydah olur. Zor Temir Paşa ateşle, şiş ve kebapla meşgul olan Dewrêş’e  kaçmayı önerir.  Dewrêş mızrağını ve kılıcını lır, savaşa tutuşur… Sonradan Zor Temir Paşa aksakallı danışmanlarına (rûsipî) şöyle der: ‘’Evdo’nun oğlu Dewrêş, bugün beni mutlak bir ölümden kurtardı…’’

8-      Tanrıça İnanna, Fırat nehrinde akıntıya kapılmış bir fidan gördü ve onu alıp evinin bahçesine dikti.  Hızla büyüdü bu fidan. Tanrıça İnanna, büyüyen bu ağacın kesilmesini istedi Gılgameş’ten. Bu ağacın köklerinde ejderha, gövdesinde Lilit adlı cin ve tepesinde ise Arzu adlı kuş vardı. Bunların hepsi mitolojik yaratıklardı. Gılgameş, baltasını biledi ve ağacı kesti. Tanrıça, Gılgameş’e ağacından tahtasından bir kürsü, bir yatak odası ve bir de bu ağaçtan (hurma) bir tokmak ve davul için tahta verdi. Gılgameş davulu yaptı, omzuna astı ve gece gündüz, durup dinlenmeden,davula vurdu… Bütün Uruk halkı rahatsız oldu, yoruldu, bezdi. Gılgameş’e bir rakip istedi, bekledi…

Zor Temir Paşa da tavlasından Dewrêş’e cins bir tay verdi. Yahut ceylan avında kafileden ayrı düşen Dewrêş, Gêsi Şeyhi Hüveyd Begin çadırına konuk geldi ve Şeyhin oğlu Êfer ona cins bir tay verdi, adı Ledban… Dewrêş, gece gündüz bu tayla meşgul oldu, eğitti. Bundan böyle her yerde görünür ve önü alınmaz oldu. Ciridi, yarışı hep dewrêş kazanıyordu. Kıskanıldı. Hep bir rakip beklendi, arandı.

9-      Gılgameş rüyalar gördü. Enkidu gelmeden üç rüya gördü, annesi yorumladı. Dağda Humbaba canavarına karşı giderken üç rüya gördü. Enkidu yorumladı. Enkidu ölmeden rüya gördü, Gılgameş yorumladı.

Dewrêş, şart kahvesinden önce ve sonra rüya gördü. Zor Temir Paşa, Şemmar-Gêsî mektubu (notası) gelmeden önce rüya gördü. Görüldüğü gibi her iki destanın kahramanları; olaylardan önce rüya görmekte ve böylece olay başlamadan/bitmeden sonuç   konuşulur/beklenir olmaktadır.

10-   Gılgameş’e rakip Enkidu gelmektedir. Tanrıça Aruru tarafından, toprak cevherinden yapılmış ve ilahi bir ruh ile canlanmış Enkidu… Enkidu bir doğa insanıdır, kıllıdır, hayvanlarla birliktedir ve onların lisanlarını bilir, Hz. Süleyman gibi… O da hayvan dili bilir, konuşurdu. Tıpkı Feqîye Teyran gibi…

Tapınak rahibesi ŞEmhat, Enkidu’yu rakip olarak Uruk’a Gılgameş’e getirir. Gılgameş ile Enkidu şehir meydanında karşılaşır ve dövüşürler. Gılgameş tökezler, Enkidu onu yıkmaz, elinden tutup kaldırır, sarılırlar. Gılgameş onu annesine götürür, kardeş olurlar. Gılgameş’in rüyası gerçekleşmiş, güçte Gılgameş’e denk olan Enkidu gelmiş ve ona kardeş olmuştur.

Dewrêş ve diğer Şerqî gençleri  bahar gecelerinde at otlatıyor ve sürü bekleyip  eğleniyorlardı. Sabaha doğru gecenin derinliğinden gelen ‘’hawar’’ sesi üzerine Dewrêş ve arkadaşları bayır aşağı inince bir kişinini, yedi süvariye karşı savaştığını gördüler.  Tek adam, üç er devirdi, diğerleri kaçtı… Bu savaşçı. Süleyman Beg’in biricik oğlu Çilo idi, Çîloyê Îzoli… Dewrêş ile Çîloyê Îzoli kardeş (destbırak) oldular. Êdçan savaşında birlikte ‘’öldüler ve ölmediler’’…

11-   Enkidu ile Gılgameş yardımlaşarak Gökboğa’yı öldürüp ünlendiler, başını kesip tapınakta Uruk halkına gösterdiler. Gökboğa’nın bir bakıma devlet işlevi olduğuna işaret etmiştik.
Zor Temir Paşa’nın da Osmanlı ile sorunu vardır. Asayişi sağlaması iyi, fazla güçlenmesi ise tehlikelidir.   Gökboğası Mılan toprağına inmiştir yani. Diyarbakır ve Urfa beyleri, Zor Temir Paşa’ya söz geçiremezler ve Bağdat ile Malatya valilerinin de kendilerine katılmasını isterler.  Alışveriş yapmak ve silah almak için Dewrêş’i yanına alarak Urfa’ya Urfa Beyine konuk gelen Zor Temir Paşa ihbar edilir. Dewr^ş kanun kaçağıdır, yakalanır ve zindana atılır.

Dewrêş’in kardeşi Sâdun haber alır ki Dewrêş Urfa’da zindandadır.

Sâdun, zindan kapısına dayanır. Gardiyanlar yere serilir. Kapılar açılır, yüz bir yıla mahkum olanlar da aradan kaçar, Zindan boşalır. Gökboğası yere serilmiş. Dewrêş Mılan’a gelmiştir. Bu gelişi ve karşılamayı hayal etmeye değer.

12-    Enkidu, rüyada öldüğünü gördü. Uzun sürmedi ve öldü… Enkidu’nun ölümünü görünce, kendi sonunu da gören Gılgameş, yedi gün yas tutu, sonunda Enkidu’yu gömdü.

Bundan sonra Gılgameş, bir arayışın içine düştü. Tanrılar gibi ‘’ölümsüzlük’’’ istedi. Enkidu için ağıtlar yaktı. Geri gelmesi için dua etti,olmadı… O zaman Enkidu’nun ruhu geri geldi ve yeraltındaki yaşamdan/düzenden haberler verdi.

Êvdê Mıhlım yani Dewrêş’in babası, Zor Temir Paşa’dan yani Mılan Reisinden kızı Êdül’ü Dewrêş için istedi. Zor Temir Paşa bunu reddetti. Daha sonra da Şerqî obası için bir tertip düşündü. Bundan haberdar olan Dewrêş ve ŞerqÎler, Şengal dağlarına çekildiler. Paşa’nın bu hareketi Dewrêş için ölümcül bir darbe oldu. Dewrêş’in destbırası (kardeşi)  Çîloyê Îzoli deMılan’da kaldı. En kötüsü de Êdül’ü hayal etti, sabaha doğru obasına döndü. Bu, Dewrêş için ölüm demekti.

Bu noktada Mılan Paşasından Şerqîlere bir nağme geldi. Mılan tehlike içindedir. Bundan kurtuluşunun anahtarı Dewrêş ile arkadaşlarının elindedir.

Buradan Dewrêş’e Edçan Savaşı’nın yolu açılır…. Enkidu’nun ölümü, Gılgameş’e tasavvufun yolunu açar. Bu noktada Memê Alan, Dewrêş’in yardımına gelir. Gılgameş, Dewreş’î tek bırakmaz, onun yanına  Memo ve Siyabend’i de çağırır. Böylece hep birlikte ‘’ölümsüzlük’’ deryasına girerler, baki atlası (nemırî) mekan tutarlar.

13-   Gılgameş, tufandan sonra Utnapiştim adında bir insanın ölümsüz olduğunu bilmekte ve ona varıp bu sırra ermek istemektedir. Büyük zorluklarla ulaştığı Utnapiştim, tanrıların kendisine olan lütfunu başkalarına vermediğini ve ‘’ölümsüzlük’’ fikrinden vazgeçmesini istedi. Utnapiştim’in karısı Muni, Gılgameş’in eli boş dönmesine razı olmadı. O zaman Utnapiştim, Gılgameş’e gençlik otunun yerini gösterdi. Gılgameş ölüm sularından geçti. Yeraltında tatlı su kuyusunda bulduğu gençlik otu daha sonra bir yılan tarafından çalındı. Gılgameş ‘’eli boş olarak’’  Uruk’a döndü. Ama yaptıklarıyla ve ömrüyle mutlu olmaya razı olmuştu. Yaptıkları Uruk şehrinin duvar kitabesinde kalmıştı.

Dewrêşê Evdî ise,  Mılan üzerindeki tehlikeyi kırmak, Zor Temir Paşa’ya damat ve veliaht olmak istemişti. Karşı ittifak güçlerini Mılan’da karşılayacak olmayınca, mızraklarıyla Edçan Tepesinde kendi yazıtlarını hazırladılar. Dengbêjler Dewrêşê Evdî Destanı’nı söylediler.

Berrî devriyesinde, Dewrêş’in önünde Gılgameş’ten geri kalmayan engeller ve tehlikeler belirdi. Nice yiğitler, Edçan Tepesinde (Uzunalçan  savaşında) öldüler. Ama birbirlerine saygılı davrandılar. Bir yiğit gibi öldürdüler ve öldüler. Gılgameş ile aynı kaderi, aynı sonu paylaştılar.

Bu yiğitlerin yani Dewrêş ile arkadaşlarının dünyası, yaşamı; sevenleri, dengbêjlerin yüreğinde belleğinde ve sözü ak kağıda işleyen bu nakışlardadır. Gılgameş’in öümsüz ve öncü serüveni çivi yazılı kil tabletlerdedir. Bu kahraman aynı bölgeden ve aynı hamurdandır.

Dr. Ömer Uluçay


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.