Reklam Alanı

Aşk, başkası olabilmekti...




‘’Biliyor musun bana da Zerdüşt’sün diyorlar.’’ Dedi.

Başını tepemizdeki Güneşe kaldırıp parmaklarıyla saçlarına geriye doğru kanallar açarak. Parmaklarını ilk kez saçlarında gördüm.  Her konuştuğunda birbirine kenetlerdi parmaklarını.

‘’ Tarihin gerçekliğine inmek ve kendi tarihinde kendini aramak niye tuhaf geliyordu ki onlara. Hem  bizi iyi yapan erdemimizdir, sahip olduğumuz din değil ki.’’

‘’ Evet, Kişinin değeri insanlığa kazandırdıklarıyla ölçülür.’’

Mayıs aynının son günleriydi. Yaz sıcaklığı demini almaya başlamıştı da. Epey yürüdük.  Rojava parkının hemen girişindeki ilk ağacın gölgesine attık kendimizi. Kapısı yoktu oturduğumuz yerin. Dünyayı ev edinmiştik işte.  Bakışlarım yeni dikilen fidanlara çarptı. Yürümeyi yeni öğrenen bir çocuk gibiydiler hepsi. Düşecek gibiydiler. Roda bana baktı:

‘’Kasvetlisin gibi?’’

‘’Evet, boynu bükük  tüm fidanların. Sanki bana gidişinin provasını öğretiyorlar.’’

‘’ Peki kalmakla…’’

‘’Şuan mutlusun ama?’’

‘’Evet, mutluyum artık. Vicdanımın rahatlığındandır mutluluğum. Yücelttiğim iyiliklerdendir, düşmanca bakışların arasında olsa da kutsadıklarım.’’

Yüzünü güneşe döndü:

‘’ Ey iyilikleri aydınlatan , ısıtan Güneş! Tüm iyiliklerim seninle, tüm mutluluğum seni yüceltenlerle sen olan Ahura’dır.’’

‘’Sana Zerdüşt  demekte haklılar.’’ 

 Diyarbakır o gün çok kalabalıktı. Gazi Caddesi tam bir insan yığınıydı.  Sürekli hareket halinde olan insanlar.. Seyyar satıcıların bağırışları…  Ulu cami önünde  siyaset atışan ihtiyarlar…   Suç işlemiş bir tavırla etrafı dikkatlice süzdü. Tabakası önünde açık duran yaşlı amcanın damarları belli eden isli elleriyle tütünü sarışını izledi. 

Soldaki sokağa saptık. Hasan Paşa Hanı arkamızda kalıyordu.  Bir süre yürüdük. Sonra  bazalt taşlardan yapılmış otantik görünümlü bir kafeye geldik. Giriş kapısının üstünde orta büyüklükte  olan gümüş bir tepsiye işlenmiş şahmeran figürü vardı.  Kafenin çay tezgahından sorumlu olan Ömer Amca’ya kolay gelsin dercesine tebessüm edip başını salladı. Ömer Amca  57 yaşındaydı.  Hayatın tüm yönleri üzerine geniş bir  fikir donanımına sahipti.  Arkadaşlarla aramızda ona ayaklı ansiklopedi derdik.  Kapının karşısında kalan son masada oturduk.  Masa mavi bir örtüyle kaplıydı.. Buraya ilk gelişimiz değildi ama Roda her şeyi dikkatle süzüyordu. Kafenin iç kısmında sigara içenler için özel bir yer oluşturulmuştu. Rahat koltuklarına gömülüp içtikleri sigaralardan havaya duman savuran adamlara baktı. Sonra 20 yaşlarında olan iki gencin el ele tutuşmalarına ve diğer yakın temaslarına…

‘’Hepsi de modernizmin kirlettiği insanlar!’’ dedi.

‘’Aşk kirlilik değil ki’’

‘’Modernizmin kirlettiği aşk da aşk değildir.’’

‘’Peki Aşk nedir Roda?’’

Bir süre sustu…

‘’Aşk başkası olabilmekti.. Ülkemde onları, onlarda ülkemi sevmek gibi.’’



M.Akman 

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.