Reklam Alanı

Psikanalitik Yöntem Nedir?


Freud’un hipnozun, patolojiyi ortaya çıkaran duygulara ve anılara yetişme konusunda, ilkinde kendisi ve Breur’ın düşündüğünden daha az faydalı olduğunu görmeye başlaması psikanalitik kuramın temelini atmıştır. Klinik tecrübeleri arttıkça, semptomların kalıcı olarak ortadan kalkması için en belirleyici öğenin, uygun olmayan, bilinçdışı malzemenin normal bilince ulaşılabilir hale gelmesi olduğunu fark eden Freud’un bu klinik sorunla mücadelesi çok önemli kurumsal ve teknik gelişmelere nenen olmuştur. Kurumsal bakımdan, zihnin topografik modelini hayal etmeye başlamıştır. Ve zihni, farklı üç bölgeye ayırmıştır. Bunlar;



Bilinçdışı: kabul edilemez duygu ve düşünceleri içerir.
Önbilinç: Bilinçli hale gelme  kapasitesine ait fikir ve duyguları içerir.
Bilinçalanı: Herhangi bir zamanda farkındalık alanı içindeki duygu ve fikirleri içerir.

Freud’a göre yalnızca itkiler ve istekler bilinçdışı değildir, savunmalarda aslında bilinçdışıdır.  Bununla birlikte frudun keşfettiği diğer şey de bilinç dışında başka şeylerin olduğudur. Yani bilinçdışı yalnızca yasaklanmış arzuları değil, onlara yönelik savunmaları ve bunlar sebebiyle kendini suçlamaları ve cezalandırmaları da içerir. Freud’un ortaya çıkardığı bu psikoterapi sistemine psikanaliz denmektedir.

Psikanaliz süresince zamanın çoğu, rahatsızlığa sebep olan bilinçaltı malzemeye erişmek için harcanır. Çünkü benlik bu malzemeyi bastırmak için fazla güdülenmiş ve  o kadar çok enerji tüketmektedir ki terapinin bu kısmı oldukça zordur. Freud, bilinçaltı malzemeye erişmek için serbest çağrışım, hipnoz ve rüya yorumlaması gibi değişik yöntemler kullanır.  Sonrasında geliştirilen psikoterapi sistemlerinden farklı olarak psikanalizde terapist, danışanlarının dile getirdiklerini, rüyalarını ve davranışlarını aktif bir biçimde yorumlar.

Psikanaliz süresince zamanın çoğu, rahatsızlığa neden olan bilinçaltı malzemeye ulaşmak için harcanır. Çünkü benlik bu malzemeyi bastırmak için o kadar çok güdülenmiştir ve o kadar çok enerji harcamaktadır ki terapinin bu kısmı oldukça zordur. Freud, bilinçaltı malzemeye ulaşmak için serbest çağrışım, rüya yorumlaması ve hipnoz  gibi değişik yöntemler kullanır. Daha sonra geliştirilen psikoterapi sistemlerinden farklı olarak psikanalizde terapist, danışanlarının söylediklerini, davranışlarını ve rüyalarını aktif bir biçimde yorumlar.

Psikanaliz bir terapidir.  Sinir hastalıklarının terapisi; psikolojik bir kuramdır aynı zamanda. İnsan tabiatının ve özellikle de bilinçdışının varlığı bunun belirtilerde, rüyalarda, ve bütün simgesel üretimlerde dışavurumlarıyla ilgili genel kuramdır.  Ama psikanalitik  kuram aynı zamanda yalnızca kişinin ruhsal durumlarıyla ilgili bir tedavi yöntemi olmanın ötesindedir. Ve toplumsal yaşamın temel dinamiklerini oluşturan din, dil  teknoloji ve  bilim gibi alanlarla ilgilidir. Psikanalizin bu alandaki yansımaları psikiyatri, tıp ve psikoloji  alanındaki etkisine göre daha güçlüdür. Günümüzde psikanalizin  eğitim, ekonomi, siyaset bulguları daha da önem taşımaktadır.

Freud’un öğretisi  üç düzlemli bir tümsellik oluşturur. Kuramı bir terapi yöntemi,  bir kültür teorisi ve dünya fikridir. Kültürün insanın doğuştan getirmiş olduğu, karşı konulmaz dürtü tatmini istekleriyle bağdaşmaz bir karşıtlık yarattığı, dürtülerin hedefindeki haz ilkesinin, kültürün ürünü olan gerçeklik ilkesince yumuşatılıp, dizginlenip kültürce ne kadarına izin verilmiş ise o kadarını gerçekleştirebileceği tezi, onun uygarlık anlayışının omurgasını   oluşturur. Bu tespit, mutluluk duygusuyla, suçluluk duygusuyla, saldırma eğilimlerine ait kavrayışlarla geliştirilir.

Freud, hayatının son zamanlarında psikanalizi bireyin ruhsal dünyasını açıklamak ile yetinen bir kuram olmaktan çıkarma çabalarını hızlandırmış ve psikanalizi toplumu anlama ve açıklamada yararlı ve yaratıcı düşünceler ileri süren bir kuram olarak geliştirme çabası içinde olmuştur. 1925 yılında Yaşamım ve Psikanaliz isimli yapıtında bu çabalarını şöyle özetlemiştir:

‘’Bir ömür boyu doğal bilimler, tıp ve psikoterapi gibi duraklardan geçen dolambaçlı bir yolda yürüdükten sonra, henüz yeni yeni düşünmeye başlamış bir delikanlıyken beni kendilerine çekmiş uygarlık sorunlarına karşı duyduğum ilgi, dönüp dolaşıp yeniden içimde filizlenmişti. 1912 yılında, psikanaliz çalışmalarımın en civcivli bir döneminde Totem ve Tabu’yu yazmış, yeni bulguladığım psikanalitik gerçeklerden yararlanarak din ve ahlakın kaynaklarını araştırmaya koyulmuştum. Sonradan kaleme alınmış iki deneme olan Bir Yanılsamanın Geleceği (1927) ve Kültür İçinde Huzursuzluk (1930) ile bu doğrultudaki çabalarımı sürdürdüm. İnsanlık tarihindeki olaylara, insan mizacı, uygarlığın gelişimi ve ön planda din tarafından temsil edilen o ilk yaşantı çökeltileri
arasındaki karşılıklı etkileşimlere, psikanalizin tek tek bireylerde inceleme konusu yaptığı Ben, O ve Üstben arasındaki dinamik çatışmaların bir yansısından başka gözle bakılamayacağını, bunların birbirinin aynı olaylar niteliği taşıdığını, ancak şimdi daha geniş bir sahnede yinelendiklerini giderek daha bir açıklıkla anlıyordum.”

Freud, her ne kadar yazılarının son zamanlarında kültüre ağırlık verse de kendisinin de ifade ettiği gibi psikanaliz başından bu yana kültürle ilgilenmiştir. Ve aslında temelde kültürü incelemiştir. Freud fikrinde kültür kuramının düşler ve nevroz kuramı ile olan ilgisini kavramak için ‘’Düşlerin Yorumu’’na dönmek gerekir.  Çünkü mitolojiyle edebiyat arasında bağlantı kurulması ilk o zaman başlamıştır. Düşler, uyku halindeki bireye ait özel mitolojidir. Mitoslar ise halkların uyanıkken görmüş olduğu düştür.  Shakespeare’ın Hamlet’i ile Sophokles’in Kral Oedipus’u tıpkı düşlerin yorumlandığı gibi yorumlanmalıdır.

Freud, insan ve toplumun gelişmesi arasında paralellik kurmuştur. Ona göre kişi çocukluğundan itibaren kültür olarak isimlendirilen bir dizi kodu içselleştirmektedir. Böylece dış kontroller iç kontrollere dönüşmektedir. Kişilerin idin arzuları yüzünden ego ile verdiği mücadele  ve bu mücadelede egonun id ve süperego arasında kalması ve bunun neticesinde de nevrotik durumların görülmesi temel olarak toplumla ve uygarlıkla ilişkilidir.  Kişiler ortak  hayatlarını devam ettirmek ve uygar bir biçimde yaşayabilmek için içgüdülerini bastırmış, isteklerinden taviz vermek  mecburiyetinde kalmıştır. Bastırılan bu içgüdüler ve istekler ise çok sakin kalmamış, sürekli kişiyi rahatsız etmiş ve kendisiyle bir nevi savaşa zorlamıştır. Bu neden ile Psikanaliz, hastalarını incelemeye alırken ve bütün bu sorunları çözümlerken temelde kültür ve uygarlığı incelemiştir.

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.