Reklam Alanı

Necip Fazıl ve Dolayısıyla…. (1)

     
   
   Burhan Belge’ye göre: ‘’İslam komünisti, Falih Rıfkı’ya göre; İslam faşisti, Yakup Kadri’ye göre de neomüzülman’dır....

     Necip Fazıl, ‘’güzel şey’’ dediği ölüme 25 Mayıs 1983’te kavuştu. 79 yıllık ömrüne, hak etsin ya da etmesin; ‘dahi’’, ‘’büyük şair’’, ‘’sultanüşüerra’’ , dilimizin bayraklarından,  ‘’büyük düşünür’’ gibi ünvanları sığdırdı, gitti. O’nu yattığı yerden artık neden  rahatsız etmeli, ‘’ölüler içinde en yalnız ölü’’yü ? O, Türkiye’de sağ düşüncenin bayraktarlarından biriydi. Bu misyonu şimdi de yaşamaktadır. Yaşarken bir ‘’dahi’’ olarak görüldü. Oysa temelleri geçmiş

toplumca atılmış bir düşüncenin ‘’mücahadi’’ olmaktan öteye gidemedi., gidemezdi. Gençliğinde geleneğe yaslanmış bir dil tadı dışında hiçbir değer seçmedi. Sonradan seçtiği değerler ise, eklektik cumhuriyet ideolojisinin, kabuğu çatlamış,sağ yanı düşmüş, bölük pörçük kısımları oldu. Necip Fazıl bu parçalarla bir sistem, bir eylem kurmak istedi, bir ‘’ideolocya örgüsü’’, işte bu yüzden önemlidir. Onun dışı da şiiri, ne Türkçeye bir genişlik, ne de Türk duyarlılığına bir katkı sağlamıştır.


     Necip Fazıl’ın yaşam biçimi, geçtiği süreçler, bir Cumhuriyet çocuğu olmasına karşın, ortaçağda kalmış ruhunu besleyen kaynaklar düşündürücü ve öğreticidir.  Onun ne kumar tutkusu, ne megalomanisi, ne de mitomanisi yazımıza konu olmayacak. Yaşamındaki önemli dönüm noktalarını, etkilendiği çevreleri, ilişkilerini yine kendi sözleriyle vermeye çalışacağız.

      2.Meşrutiyet yıllarında İstanbul’a getirilen ilk otomobillerden birini alabilecek kadar kapitalizmin nimetlerine hevesli, Dulkadiroğullarına kadar dayanan soyuyla övünen, İstanbul cinayet masası ve istinaf reisi Maraşlı Kısakürekzade Mehmet Hilmi Efendi’nin oğlu olarak dünyaya gelen Necip Fazıl, gençliğini dünyanın altüst oluş çağında yaşadı. Bahriye mektebinden sonra, Darülfünunda felsefe okudu. Öğrencilik yıllarında şiirle ilgiliydi, hatta Yahya Keman şiir okulunun önde gelen öğrencilerindendi. İlk şiiri (Örümcek Ağı) yayınlandığında  ‘’çocuk sen bu sesi nereden buldun’’ (Ahmet Haşim) denecek kadar coşkuyla ve sevgiyle karşılandı.Yahya Kemal’in yönettiği Yeni Mecmua‘da  peş peşe yayımlanan şiirlerinde, nedeni belli olmayan soyu bir acı, çile vb. temalarını işler. Dünyanın Altüst olmuş çağında, eylemsiz kalmış insanın mistik evreni, şirinin beslenme mekanıdır.  ‘’korku, cinnet, ölüm,cin, peri’’ şiirlerinin nerdeyse vazgeçilmez motifleridir. Dostoyevski’nin roman dünyasının dar ve kısır mekanlarında gezinen bu şiirler, gen Cumhuriyet aydının henüz nereye varacağı belli olmayan serüveninde, belli bir dünya görüşünün işaret ışıkları olmasına karşın; yandaş-karşıt herkesin alkışını alabilecek parlaklıktadır. Hece vezniyle yazar. Milli edebiyat akımının ‘’milli vezin’’ saydığı heceyi kullanmak o yılların ileri gelen davranışlarından biridir. 

         Necip Fazıl için , o yıllar tam bir bohemdir. Arkadaşları, Peyami Safa, Fikret Adil, Eşref Şefik, Çallı İbrahim, Abidinn Dino, Burhan Toprak gibi ‘’çiçeği burnunda’’ sanatçılarla sıkı bir dostluk içindedir. Birlikte oturup birlikte kalkarlar. Yaşamın anlamı, kadın Don Juan’lık gibi konularda bol aforizmalı tartışmalar yaparlar. Sıkılınca ‘’haydi kadın aramaya çıkalım’’ hemen uyulacak denli bir ahbap çavuşluk tekkesidir arkadaşlıkları. Kurtuluş savaşının romantik ruhuyla, geçmişle bağlar koparılmaya çalışılıp, yeni yeni değerler aranırken Necip Fazıl ve çevresi olan birine kayıtsızdır.

       Genç cumhuriyet, Batı’ya hayrandır, ama, Batı kültüründen habersiz, bilinçsiz bir kadroyla hiçbir şey yapılamayacağını da bilmektedir. Batı tezgahlarında  yetişmek üzere, bir grup öğrenci devlet hesabına okumaya gönderilir. Bunların arasında Necip Fazıl da vardır. 1925’te gittiği ve bir yık kaldığı Paris’i şöyle yaşar : ‘’Bütün bir mevsim, Paris’te gündüz ışığı görmedim. Paris’te gündüz nasıldır, haberim olmaı. Gün doğarken yatıyor, gecenin başlangıcında, yatağımda fırlayıp kulube koşuyordum’’.

       Kumarla zengin olmak, Paris’te fikir ve sanat ortamını fethetmek ve bir koca metropolisi satın alabilecek bir servet kazanmak tek tutkusudur. Öylesine kapıldığı bir tutkudur ki masada babasının ölüm haberini alması bile onu sarsmaz, oyuna devam eder. Kumarda kaybettiğinde tam bir yıkım içinde yalvarır: ‘’Allahım, beni kendimden kurtar’’. Ünlü ‘’kaldırımlar’’  şiiri böyle bir anda yazılmıştır: ‘’Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi’’, okulu bitirmeden ve bir yılı bile doldurmadan, apar topar dönecektir. Bu dönüş oldukça anlamlıdır. Onun ve benzerlerinin kişilik sorunlarının odaklandığı yerlerden biridir.  Megalomanileri de, mitomanileri de kimliksiz gidiş ve yine kimliksiz dönüş kompleksiyle  yakından ilgilidir. Turgut Uyar, o kuşağın ve Necip Fazıl'ın dönüş olgusunu şöyle betimler ‘’Bu dönüş hem onlarda hem de toplumda büyük bir kompleksin ortaya çıkmasına yol açar. Gidişte kişiliksiz bir Türk, dönüşte yine kişiliksiz bir batılıdırlar. Batıyla ilintisinin yarattığı yetersizlik duygusu, Türkiye’ye dönünce ‘’üstün insan’’ olmaya dönüşür. Bu dönüşme en zararsız şekilde başta züppelik, megalomani ve mitomani görünümünde belirir.  Sınıflamasız, sentezsiz bir kültürleri vardır, kavgacı ve demağogdurlar. Fikir ve taraf değiştirmeyi batı kültürünün gereği gibi kullanırlar. Nasırın nasıl kesileceğinden, mayonezin nasıl yapılacağından, Netzche’ye  ve Elazığ kelimesinin etimolojisine kadar bilmedikleri şey yoktur ama hepsinde sınıflamasız, biçimlenmelerine  katılmamış bir bilgi kataloğu halinde kalır. Toplumda bunların kaleminin kuvvetli olduğu sanılır.; aslında düz yazı beğenileri Süleyman Nazif’ten arta kalmıştır, derleme toplama bilgilerini kullanmaları toplumda çok kültürlü oldukları izlenimini uyandırır. Ve böylece üstün insanlıklarının pekişmesine ortam hazırlamıştır.

      Necip Fazıl, yurda döner dönmez, baba mirasından payına düşen  500 lirayı doğruca kumara yatırır ve yitirir. Hiçbir değere sahip olamayış, kumarın yarattığı kişilik çözümlemeleri, psikopatik kişilik, septik düşüncelerinin besleyicisi öğeleridir. Peyami Safa ile şüphecilik üzerine şu konuşmaları, o dönemki ruh durumlarını yansıtır.

       Peyami Sefa- Başta sen, bence bütün insanlar mitoman(yalan hastası)dır.  Sığamadıkları bir dünyayı yalanla genişletmek isterler ve yalanlarına önce kendileri inanırlar. .. Sen Paris’e gidip geldin mi sahiden?

      Necip Fazıl- Gittim ama gördüğüm Paris miydi, ben de ondan şüphe ediyorum.
Peyami Safa- Bravo! Seninki benimkini aşıyor.

     Vakit gazetesinde muhabirlik yapar. Arkadaşlarıyla eski bohem yaşamını sürdürür ve ‘’Biz Babıali vahşileri, ne kadar da kadından anlamaz mahluklarız, ne kadar da kadınsızız’’ diye düşünür, ayrıca parasızdır. Osmanlı Bankası Ceyhan Şubesinde Bankacılığa başlar, İstanbul ve Giresun’da bir süre çalışır.  İşi gücü kumardır ama. Babıali’deki ilişkilerinden hiç kopmaz. Çünkü, Babıali roma’dır,  bütün yollar oraya çıkmaktadır: ‘’Fikir, sanat, ilim, politika,  pafta pafta, bu memlekette düşünce ve duygu kıvranışı belirten kim varsa, çarşısını pazarını Babıali’de bulur zira… (kim varsa) herkes, kıymet hükümlerini ve kahramanlık şehadetnamelerini Babıali’de bekler’’.


      O yıllar Ankara’da oluşturulmaya çalışılan resmi kültür, sanat çabası henüz yerleşmemiş, kimin nereye doğru yöneleceği belli değildir. Mehmet Akif, Mısır’a gitme, Yahya Kemal, elçiliğe atanma hazırlığı içindedir. Rejime bağlı sağ, fare deliğinde mızıldamaktan öteye bir şey yapmamaktadır. Böyle bir ortamda ‘’kaldırımlar’’ yayımlanır (1928). Resmi kültür taraftarları; Yakup Kadri’den, Nurullah Ata(ç)’ya kadar  herkes Necip Fazıl’ı göklere çıkarır. Nazım, ‘’835 satır’’ı yayımlayana kadar genç şairlerin en iyisidir. Nurullah Ataç, Nazım’ın kitabı üzerine yazdığı yazıda, Nazım’ı genç şairlerin en büyüğü sayacaktır ama, Necip Fazıl da vardır. Nazım’ın, bütün şiir değerlerini sarsacak devrimci çıkışıyla hececi şiir darbe yer.  Necip Fazıl’ın kılı kıpırdamaz, üstelik Nazım’ın yazdıkları ‘’takır-tukur’’  bulur. Burada bir parantez açmakta yarar var: aruz, hece ya da serbest vezin… bir edebiyat biçimi olmasına karşın, bir dönemin dünya görüşü- seçiminin sembolü olmuştur. ‘’ O korkunç baskı günlerinde herhangi bir nedenle tutuklanan sanat adamları  ve yazarlar polis odalarında ‘’Sen aruz veznini mi, hece veznini mi, yoksa serbest nazımı mı seversin?’’ diye sorguya çekiliyorlardı.  Aynı odalarda yine sorarlardı ‘’Sen realizm taraftarı mısın, yoksa hayalizm taraftarı mı’’ (Cevdet Kudret, Bir Bakıma).

Necip Fazıl ve Dolayısıyla 2
Blogger tarafından desteklenmektedir.