Reklam Alanı

Michel Foucault kimdir?


Modernizm insanı nesneleştirir.’’

Michel Foucault kimdir?

M. Foucault 15 Ekim 1926’da Fransa’da dünyaya gelmiştir. İlk felsefe derslerini, Hegel’in ‘’Tinin Fenomenolojisi’’ isimli yapıtını Fransızcaya çevirmiş ve yorumlamış olan, Jean Hyppolite’den alır. Sonrasında ise bilim tarihçilerinden Georges Canguilhem’in ve marksizmin kurucusu olan Louis Althusser’in derslerini alır. İlk eseri ‘’Psikoloji ve Ruh Hastalık’’ı 1954’te yayınlar. 1968’de bir yıl görev aldığı Tunus üniversitesi’nden, birçok Fransız filozofunu yetiştirmiş olan Vİncennes Üniversitesi’ne felsefe bölümü başkanı olarak gelir. ‘’Düşünce Sistemleri Kürsüsü’’nün başına ise 12 Nisan 1970 yılında getirilir.
  

Foucault felsefesinin göstermiş olduğu gelişim birçok farklı alanda yayılım göstermiş olsa da amaç olarak  bir insan anlayışı ortaya koyma çabası nedeni ile kendine has bir bütünlük içerir.

Foucault, Hegel, Heidegger, Husserl felsefesinden etkilenmiştir. Öte yandan Marx, Nietzche ve Freud gibi filozofların etkisiyle kendi felsefi yönelimini oluşturmuştur. Genel olarak Focualt’nun yaşadığı dönemde(1960) Sartre  ekolü ve varoluşçuluk felsefesi hakimiyet kazanmıştır. Ama Foucault bu akıma karşı durmuş, Nietzche, Heidegger, Hegel’i yeniden keşfeden grup içerisine girmiştir.

Foucault, Gilles Deleuze, Felix Guattari ve Jacques Derrida gibi filozoflarla birlikte, postyapısalcılığın temsilcileri arasında yer alır. Modern insana ilişkin bir yermeyi içeren postyapısalcılık, bireyi anlamaya yönelik kavramların anlamsal değerine tepki olarak tarihselciliği yermiştir. Bundan dolayı birikimsel ilerlemeci tarih anlayışına ve tarihsel rasyonaliteye karşı çıkmıştır. Anlam ve felsefe eleştirisiyle doğan postyapısalcılık, yapı kavramına ve önermelerle gerçeklik arasında karşılıklı bir ilişki bulunduğu fikrine karşı çıkmıştır. Dildeki nesnellik amaçlı yönelimleri yıkıcı anlamda sorgulamıştır. Doğruluğu metnin kendisinde gören yapısalcı anlayışın tersine postyapısalcılık, okuyucunun katkısını dile getirmiş, okuyucuyla metin arasındaki karşılıklı etkileşimi düşünerek değerlendirmiş ve bu anlamda doğruluğu okuyucunun etkisi ile ilişkilendiren bir yolu savunmuştur. Bu manada Descartes’in bölünmez özne anlayışına ve öznenin bütüncül bir bilince sahip olduğu düşüncesine karşı çıkan postyapısalcılık,öznenin temelde dil yolu ile yapılandığını savunmuştur.  
  
Foucault ve Nietzche geleneğinin ortak noktası modernizm eleştirisidir. Marx’da bu eleştiri modern bir olgu olarak kapitalizm eleştirisi, Nietzche’de bu eleştiri akılcılık eleştirisi Foucault’da da kabul gören modern insan eleştirisi olarak karşımıza çıkar. Foucault, Nietzche’nin başlattığı fikir dünyasına, egemen rasyonalizmin iktidarına dair felsefi eleştiriyi genişleterek postmodern yaklaşımın önemli temsilcisi olmuştur. İnsanın kendini gerçekleştirme sürecine Nietzche’nin üstinsan öğretisiyle insanın kendisi için alternatif oluşturabileceği iddiasını Foucault’nun bu iddiayı yaratan insanın kendini yapılandırması pratiğini modern anlayışa tepki üstüne dayandırması ile özgünlüğü bağlamında postmodern felsefeye sahip olma olanağını sağladığı ölçüde açıktır.

Bu bağlamda Foucault, ‘’Kelimeler ve Şeyler’’ isimli yapıtında, Rönesans, Klâsik ve Modern dönemleri ele almak ile birikte postmodern bir dönemi öngörmüştür. Bu dönemin felsefi dayanaklarının hazırlayıcılarından olmuştur. Bundan dolayı kendi felsefesinde, ikiciliğe, Descart’çı felsefeye, mantıkçılığa, aydınlanma felsfesiyle pozitivizme; dolayısı ile bütün moderniteye ilişkin olarak ciddi eleştiriler yapmıştır.

Hem düşüncenin hem de bilginin öznelerin bilinçli yaratıları doğrultusunda her zaman bir süreklilik gösterdiğine yönelik geleneksel yaklaşımlara karşı fikir oluşum sürecinin kırılmalı bir tarih oluşturduğu düşüncesini savunmuştur. Bundan dolayı bilgiyi mevcut kılan doğrululuk dayanaklarının meydana getirdiği söylemin şartlarını anlamanın önemli olduğunu dile getirerek paradigmanın önemine atıfta bulunmuştur. Bu amaç doğrultusunda araştırmalarında söylemin belirleyicisi olan ilkeleri incelemeyi, insanı anlamada temel konu saymıştır. Bundan dolayı Foucault çalışmalarının çoğunda  bilgi iktidar ilişkisinin temelinde yatan bağı ortaya koyma çabası içinde olmuştur. Bu da modernizmin insanı nesneleştirdiği, temel varsayımı olmuştur.

Gerek düşüncenin gerekse bilginin öznelerin bilinçli yaratıları doğrultusunda hep bir süreklilik gösterdiğine yönelik geleneksel yaklaşımlara karşı düşünce oluşum sürecinin kırılmalı bir tarih oluşturduğu fikrini savunmuştur. Bu nedenle bilgiyi mevcut kılan doğruluk dayanaklarının oluşturulduğu söylemin koşullarını anlamanın önemli olduğunu belirterek paradigmanın önemine atıfta bulunmuştur. Bu amaçla araştırmalarında söylemin belirleyicisi olan ve söylemi yapılandıran ilkeleri araştırmayı, insanı anlamada temel konu saymıştır. Bu nedenle Foucault çalışmalarının büyük kısmında bilgi iktidar ilişkisinin temelinde yatan bağı ortaya koymaya çalışmıştır. Bu çalışmalarında
modernizmin insanı nesneleştirdiği, temel varsayımı olmuştur.

Michel Foucault’nun Eserleri

*Kelimeler ve Şeyler
*Bilginin Arkeolojisi
*Cinselliğin Tarihi
*Hapishanenin Doğuşu


Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.