Reklam Alanı

Her Ağaç Kendi Kökünde Yeşerir

     
    
  

 Sanat, gerçekliği bulunduğu dizgeden alıp, sanatsal yaratı dizgesinde yeniden değerlendirmek, yeniden konumlandırmak eylemidir.  Yaratımın kalıcılığının ölçütü de, gerçekliğe verdiği yanıtların derinliği ve sürekliliği ile ilgilidir. Her sanat yapıtı yaratıcısının ereksel etkilerini taşır. Bu aşamada sanatçı, iletisini değişik bir olay(lar) örgüsü içerisinde verebilir ve gerçekliği bu şekilde işleyebilir.  Bu sanatçı tipine örneklerden bir Ahmedê Xanî’dir.

Ahmedê Xanî

     1651 yılında doğmuştur. M. Emin bozarslan, onun Hakkari’nin Han(Xan) köyünde doğduğunu belirtirken, Kürdolog Alaaddin Sicadin ‘’Torixa Edebiyata Kurdi’’ adlı eserinde Xanî’nin mensup olduğu Xanê aşiretinin 1562 yıllarında Bazîd (doğubeyazıt) yöresinde yaşadığını aktarır. Kullandığı dilin Botan diyalekti olması Bozarslan’ın aktardığı bilgileri doğrular niteliktedir.
Xanî’nin bilinen ve günümüze ulaşan eserleri şunlardır:

MEM Û ZÎN : Yazımı 1695 yılında tamamlanan Mem ü Zin, Kürt halkı arasında yaygın olarak bilinen ‘’Memê Alan’’  destanından esinlenerek yazılmıştır.

NUBARA BICUKAN (Küçüklerin Turfandası): yazılış tarihi 1684’tür. Manzum bir eserdir. Kürt.e-Arapça bir sözlük olup Xanî’nin de eserde belirttiği gibi ‘’Sahipler ve revaçtakiler için değil. Kürt çocukları için’’ yazılmıştır. Sosyal, ahlaki ve ulusal konularda öğütler içermektedir.

EQÎDA ÎMANÊ (İnanç Yolu):  Ne zaman yazıldığı kesin olarak bilinmeyen küçük bir manzum eserdir. Dini konuları ele alır.
Xanî’nin günümüze ulaşmayan ve pek az bilinen iki eserinden daha söz edilmektedir. Biri ‘’Şêrên Filozofî (filozofik Şiirler)’’ diğeri coğrafya ve astronomiyle ilgili bilinmeyen bir yapıttır. Biz daha çok Mem ü Zîn üzerinde duracağız.

MEM Û ZÎN

       Bu eser Kürt halk yaşamının ansiklopedisi niteliğinde bir eserdir. Pek az yapıt anlattığı halkın gerçekliğiyle bu derece buluşabilmiştir. Ülke’nin her yanında varyantlarına yansıması, her kürdün en az bir türkülük ‘’Mem û  ZÎn’’ ezberinin olması, Xanî’nin yakındığı birlik ve uluslaşma sorununun güncelliği ve uluslaşma sorununun yakıcılığı yapıtın önemini daha da artırmaktadır.

        Sovyet Araştırmacı I.A.Orbeli ‘’Heykelê Zemanê şayirê Rustalelli(Garca)’’ adlı yapıtının önsözünde; doğu için şair-halk yakınlığı, tanışıklığı dediğimiz zaman aklımıza üç büyük şair gelir. Bunlar  İranlı Firdevsi, gürcü Rustavelli ve Kürt Xanî’dir, der. Kürdolog Qanadê Kurdo ‘’Şehname yazarı Fiirdevsi ve (Leyla ve Mecnun ile Ferhat ve Şirin’in yazarı) Nizami’nin, yapıtlarında şahlara ve kahramanlara övgüyü , aşkı ve güzel dostlukları işlerken, Xanî’nin halkın acılarını, sorunlarını, geri kalmışlık sebeplerini işlediğini belirterek Xanî’nin bu yönleriyle onlardan belirgin çizgilerle ayrıldığını söyler.

       Xanî’nin yaşadığı dönemde (16-17.yy) Doğu Edebiyatında yazım dili olarak Arapça ve Farsçanın hakimiyeti vardır. Xanî, Kürt edebiyatının ve sanatının kürt dili üzerinde şekilleneceğine inanmaktadır. Destanın Kürtçe yazılışı nedenini şöyle anlatır:

Xanî kemalsizliğin kemale ermesinden dolayı
Kemal meydanını boş buldu.

Yani kabiliyetinden ve ehliyetinden değil,
Sadece hamiyet ve aşiret tutkunluğundan,

Kısacası. İnattan ya da çaresizlikten,
Mutat hilâfı olarak bu bit’atı işledi.

Duruyu bir yana itip içti tortuyu,
İnci gibi olan Kürt dilini

Düzene koydu, intizama getirdi,
Böylece amme için çekti cefa,

Ki el demesin ‘’Kürtler,
İrfansız, asılsız ve temelsizdirler.

Çeşitli milletler kitap sahibidir,
Sadece Kürtler nasipsizdirler.

     Öyle sanıyoruz ki,  Xanî’yi tüm boyutlarıyla anlamaktan geçiyor. Mem Û Zîn aşk destanını anlamaktan geçiyor. Mem Û Zîn aşk destanı dört temel üzerine kurulmuştur.

1-Koşulsuz adanmışlık temelinde saf bir kadın-erkek ilişkisi-sevgisi
2- Dostluk için kendini kahramanca feda edebilen insanlar arasındaki ilişkiler
3-Birbirini ölesiye seven insanları ayıranların lanetlenmesi
4-Sonuncusu ve en önemlisi, destanda işlenen halk ve yurt sevgisidir.

     Destanda karşımıza üç tip çıkıyor: Tacdin, Mem(Zîn’i de kapsayan aşk) ve Beko.  Burada Xanî  aşığı ve kahramanı birbirinden belirgin çizgilerle ayırıyor.Mem’in şahsında aşık’ı, Tacdin’in şahsında kahramanı tasvir ediyor. Mem Aşık’tır, hesapsızdır, hazırlıksızdır. Zaten Aşık’ı yapan da budur.  Tacdin ise kahramandır. Hesaplıdır yaşam karşısında ön tasarımlı bir duruşu vardır.Mem’in Zin’e kavuşamaması, Bey tarafından aşağılanıp zindana atılmasını onurunu rencide eden bir durum olarak kabul edip Bey’le savaşmayı göze alacak kadar kahramandır. Ama Mem tüm aşıklar gibi, her şeye katlanma eğilimindedir. Bunun nedeni aşkına duyduğu sonsuz bağlılıktır. Katlandığı her şey, ‘mutlak olacağına inanılan bir kavuşma, bir ruhsal ve bedensel örtüşme içindir.’ Zaten aşkta kendini ortadan silme ve sevgiliyi yüceltme vardır. Her aşk, toplumsal çerçevede bir başkaldırıdır. Bu başkaldırı, toplumsal ahlakın ve değerlerin çiğnenmesidir.

     Beko ise aşk destanlarının vazgeçilmez imgesidir. Fesatlık, hilekârlık, düzenbazlık ve hainlik bu kişiliğin en belirgin özellikleridir. Kısaca tüm kötülükleri içinde barındırmıştır. Xanî, Beko’nun kişiliğine Kürt toplumsal yaşamının tarihsel yarasını somutlaşmaktadır.

    Kürt düşünce tarihinde ‘öncesi ve sonrası olmayan’ bir düşünür olarak kabul edilmesinin belki de en önemli nedeni Mem û Zîn destanını yazarak Kürt edebiyatına kattıklarının yanında, Kürt toplumsal-siyasal modernizmini düşünsel düzeyde ilk kez dile getirmiş olmasıdır. Yurt sevgisi ve Kürt toplumsal birliği, destanın temel temasıdır diyebiliriz.
‘’Gönüldeki derdin şerhini kılayım efsane.
Zîn ve Memoyu ederek bahane.’’

Diyerek, asıl amacını anlatmaya başlıyor.
‘’Ben Allah’ın hikmetinde şaşakaldım:
Kürtler dünya devletinde,
Acep ne sebeple kalmışlar boynu bükük,
Hepsi birden niçin olmuş mahkûm?’’

Onlar kılıçla şöhret şehrini fethetmişler,
Himmet ülkesine boyun eğdirmişler,

Onların her bi beyi Hâtem cömertliğinde,
Ve Rüstem cengaverliğindedir her bir erkeği.

Bak, Arabistan’dan Gürcistan’a kadar
Kürtlüktür olmuş kaleler gibi.

Bu Rumlarla, Acemler onlarla hisar olmuş,
Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş.

Her iki taraf Kürt kabilelerini,
İmha oklarına hedef yapmışlar.

Sanki Kürtler sınır başlarında kilitmişler,
Her kabile sağlam bir set gibidir.’’

Olsaydı eğer bir ittifakımız bizim,
Hep birlikte birbirimize itaat etseydik,

O zaman dini de devleti de ikmal eder,
İlmi de hikmeti de elde ederdik.’’

      Xanî, ilk bakışta klasik İslam felsefesi içinde görünse de, derinlemesine incelendiğinde dinsel düşüncesini sınırlarını zorlayan boyutlar içerdiği görülecektir.

     Xanî, Kürt halk yaşamının, eski inançlarının derin etkilerini taşır. Onun dünyaya bakışı , İslam inançlarıyla ulusal-otantik değerlerinin harmanlaşmış bileşkesinin oluşturduğu bakıştır. Mem ve Zîn’i evlilik öncesinde görüştürüp, sevişerek betimlemesiylebilinen İslami kalıpların dışına çıkar.

Onun düşünsel etkinliği, amacın sistematize edilmesine yöneliktir.  Amacın yaşamı anlamlandırması, anlamlandırılmış yaşamın ‘sonsuz bir aşkı’ ulusal ve evrensel boyutta gerçekleştireceği inancını içermektedir.

‘’amaç önde hazır olunca
Amaca yönelecek elbet her gören’’
‘’Hem düşünce adamları demesinler ki
Kürtler amaç edinmediler aşkı.’’

     Biz bir şiir kritiği yapmaktan çok, genel olarak Xanî’nin düşüncesini ve iletisini belirlemeye çalıştık. Ama söylemek gerekirse; Xanî’nin şiiri, tekrar tekrar okunacak şiir’den. Büyük güçlerin arasına sıkışmış, bilim ve sanattan izole edilmiş bir toplumda temel çelişkiyi görmek, işlemek nihayetinde koşulların belirlediği bir insan olarak –her şairin harcı değil. Estetize ettiği gerçekliğe çözümler üretmesi sanatını kendi mecrasından taşırıyor.  Doğa betimlemeleri, tersinlemeler, göndermeleri, vb. ancak yetkin bir bilginin ürünü olabilir. Kürt klasik hikayeciliğinde birbirine ‘’bu dünyada’’ kavuşamayan sevgililerin ‘’öbür dünyada’’ birbirine kavuşmuş  betimlenmeleri burada da işlenmiş. Xanî’nin Mem ve ZÎn’i  birbirine kavuşturmaması ‘’temel çelişkinin (birlik ve bağımsızlık’’çözümlememiş olmasındandır. Temel  çelişki çözülmeden, Mem ve Zîn birbirine kavuşamayacaktır.

     Xanî’nin dilinin akıcılığı, tespitleri, betimlemeleri, kahramanlarını ırmakla-duvarla konuşturması, mistisizmi ve ‘’kalemle konuşma bölümüne’’gelinceye kadar sık sık dramatizeye başvurması şiirini doruklara doğan bir güneşe çeviriyor bir anda. Ve diğer şiir güneşleriyle buluşturuyor. Bunlardan  Shakespeare’le buluşmalarını ilginç bulduğumuz için buraya alıyoruz…

Şöyle der Xanî:

Özellikle bu çağda şu para lekesi,
Olmuş herkesin sevgilisi.

Yani para ve altın hırsından,
-Bunlarun her biri bize o kadar yar olmuş ki-

İlmin tamamını bir mangıra satsan,
Felsefeyi bir ayakkabı karşılığında versen,

Kimse o kadehi kendine ışık öncüsü yapmaz,
Kimse düzene girmeye çalışmaz.

Devrin böyle olduğunu gördüğümüz vakit,
Hep para için savaşıldığını gördüğümüz vakit,

Biz de kimyager olmaya heveslendik,
Ve mümkün olmadığını görünce bunun,

Bir sürü insafla hareket ettik,
Sahte olan cevheri temizledik.

Aynı konuda Shakespeare, Atinalı Timon’da para ve altını şöyle yazar:
Ne o? Altın mı?
Sapsarı, pırıl pırıl, değerli altın mı? Hayır, tanrılar,
Açgözlü alığın biri değilim ben. Gökler, Ey duru gökyüzü!
Karayı ak, çirkini güzel, haksızı haklı, alçağı soylu,
Yaşlıyı genç, korkağı yiğit yapmaya yeter bunun bu kadarı.
Ah, tanrılar neden bu? Nedir bu, ey tanrılar?
Rahiplerinize, uşaklarınıza yüz çevirtir bu sizden,
Başının altındaki yastığı çeker dipdiri bir insanın;
Bu sarı köle dinler kurar, sonra yıkar,
İlençliyi kutsar, cüzamlıyı taptırır, hırsızı alıp
Üne, övgüye boğar yan yana oturtur ulu kişilerle,
Budur işte yeniden evlendiren kırk yıllık dulu,
Kapanmaz yarasıyla en umutsuz hastayı
Merhemler, kokularla bir Nisan gününe çeviren de bu.
Git, körolasıca maden parçaı, insanlığın orta malı sen!
Ulusları birbirine düşüren!

        Görüldüğü gibi para konusunda yaklaşımda büyük benzerlikler var. Biz burada benzerlikleri  sıralamaktan ziyade çözümde durmak istiyoruz. Shakespeare bir durumu betimlerken Xanî, çözüm sunuyor, ‘’sahte olan cevheri temizledik’’ diyerek, yadırganan gerçeğin ancak temizlenerek ortadan kaldırılabileceğini belirtiyor.

Eserin sonunda Xanî şöyle yazıyor:

‘’Saki! Gel söyle bana ne renktir bu,
Bu alem hayal midir, yoksa rüya mıdır?

Onun asılsız olduğunu yorumlama,
Onun hayal olduğunu tasvir etme.’’

Shakespeare’in Fırtına’sı ise şöyle biter:

Oyunumuz burada bitti. Önce de söylediğim gibi,
Hep perilerdi oyuncularımız, artık uçup havaya,
İncecik havaya karıştılar;
Bu düşün temelsiz yapısı gibi.’’
Zîn, Mem’e yüzüğünü verir. Bu,  kendinden bir hatıradır. Xanî, bunu tasvir ederken:
Hipokrates sarraf olsa eğer,
Tartıyla ve kıratla tahmin etse,
Eflatun için pazarlık yapsa,
Karun’un bütün hazineleri,
O yüzük taşlarının pahasının sekizde birini,
Karşılayamazdı, uzak görüşlülerin bilgisiyle.
Shakespeare de ‘’Antuan ve Kleopatra’’da:
Yürekler, diller, sayılar, saz şairleri, ozanlar
Duyamaz, söyleyemez, ölçemez, yazamaz, çalamaz,
Dizelere dökemez,
Dökemez he!
Onun Antuan’a duyduğu aşkı…’’ der.

        Büyük bir çabayla birlikte, Kürt edebi değerlerini ortaya koyup yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir.  Xanî bu değerlerden biridir. Ondan sonraki ‘’kürt şairlerinin çoğunun aynı yoldan yürümesi, onun önemini ortaya koyar. Bu konuda daha yetkin, daha derinlikli araştırmalar yapılmalıdır. Yani Xanî ve Kürt edebi değerleri yeniden araştırılmayı ve gelinen eşikte yeniden dirilmeyi bekliyor.


Selim Temo - A.Ataş 

Blogger tarafından desteklenmektedir.