Reklam Alanı

Çağımızın Unutkan İnsanı

       
   Göz tembelliği çekenler bilirler. Tembelleşen göz sağlam gözün çalışmalarına ayak uyduramıyor ve insanın bakış açısı, netliği bozuluyor. Bu durumda beyin, netliği bozuluyor.
Bu durumda beyin, görme sinirleri aracılığıyla devreye giriyor ve tembelleşen gözün çalışmalarını askıya alıyor. Askıya almak şöyle, herhangi bir tedavi uygulanırsa, diyelim gözlük kullanılırsa, tembel göz çalışmalarına kaldığı yerden başlıyor.  Ama uygulanmazsa beyin tembel gözü hiç devreye sokmuyor. İki gözle bozuk görme yerine, tek gözle net görme tercih ediliyor.



       Çünkü doğanın şaşmaz bir programı var; Ne olursa olsun sürdürmek...
İnsan beyni de vücudun diğer yaşamsal işlevlerini engellemek için, yine vücudun bir organını, deyim yerindeyse, iptal ediyor, yok sayıyor.

      Unutmak insan beyninin en hünerli,  en muhteşem özelliklerinden biri. Beyin tıpkı bakışın bozulmaması ve insanın günlük işlerini sağlıklı sürdürebilmesi, sağlıklı düşünebilmesi ve belki üretebilmesi için,  yaşanan bazı ayrıntıları yok sayıyor ya da askıya alıyor, ancak çok gerekli olduğu zaman kullanmak üzere, hafıza bankalarında saklıyor, üstünü örtüyor.

      Aksi halde, düşünebiliyor musunuz, çocuklukta geçirilen bir ameliyat acısıyla bir ömür birlikte olabilmeyi? Ya da babanızın ölümüyle duyduğumuz acıyla, ya da sevgilinizin sizi bıraktığında duyduğunuz hüzünle, ya da bir yarışmada aldığınız birinciliğin getirdiği sevinç sarhoşluğuyla ömrünüzün geri kalan bölümünde sağlıklı düşünmek, değerlendirmek, yargılamak, tavır almak mümkün olabilir mi?

     Unutmak, insan beyninin en büyük yeteneklerinden biridir.
     Unutmak, bilincin değil, sinir sisteminin müdahalesiyle unutmak, insanı ilerletir, esnekliğini manevra  yeteneğini artırır, belleğini geliştirir ve zenginleştirir.

     Bir de hafıza kaybı var. Genellikle fiziksel, bazen de ruhsal bir şok sonucu oluşuyor. Hafıza kaybında insanın çevresiyle, geçmişiyle, planları, hayalleri, umutlarıyla olan bağları, kaybın sınırların genişliğiyle düz oranda ortadan kalkıyor. İnsan yalnızca biyolojik olarak yaşadığı zaman dilimiyle ve mekanla sınırlı olarak yaşamaya başlıyor.

     İnsan, toplumsal bir varlık olarak insan olmaktan uzaklaşıyor. Hafıza kaybının giderilmesi kimi zaman çok zor, hatta imkansız oluyor. Hafıza kaybının zararları, hafızasını yitiren insanla ve belki de onun yakın çevresindekilerle sınırlı. Ancak hafıza yitiminden toplumsal planda söz etmeye başladığımızda durum oldukça değişiyor.

    Birey düzeyinde son derece geliştirici olan unutma olgusu, toplum düzeyinde, toplumsal ilişkiler planında bir hafıza kaybına dönüşüyor ve geriletici, hatta yıkıcı oluyor. Geçmişinden kopan insan, tek başına kalıyor. Geçmişinden kopan, koparılan insanlardan oluşan toplum çürüyor ve dağılıyor.

     Toplumsal planda ilişkiler söz konusu olduğunda unutmamak, diri kalmayı, sürdürmeyi ve yaşamayı sağlıyor.unutmayan insan, sorularını da unutmuyor, hayallerini de unutmuyor, bir insan olarak varlığını da unutmuyor.

     Örneğin, pek çok kişi Sinan Çetin’in Eylülden Önce ‘’artık halkın mücadelesini anlatan filmler yapmak istiyorum’’ deyişini hatırlıyor ve ‘’prenses’’ gibi bir küfür ve estetik erozyonu  demetini Eylül Sonrası koşullarda daha iyi yerli yerine koyabiliyorlar.

     Unutmak sorumluluktur.  Sorumluluk toplumun hafızasını yitirmesine karşı durmak, sorumluluk hatırlamak ve hatırlatmaktır. Çünkü toplumsal hafızanın yitirilmesi aslında kendiliğinden değil iradi bir süreç sonunda gerçekleşiyor. Çağımızda yalnızca günlük yaşamın kargaşası bile bu yönde bir etkenken, bir de insanı toplum içinde yalnız bırakmak, bütünün içinde ama bütünden habersiz, geçmişsiz, kendi sınırlarına kapanmış ve onlarla yetinen elemanlar, atomlar halinde parçalamak doğrultusunda kültürel politikaları izleniyor.
İnsan yalnızlaştırılıyor.

      Bu yalnızlık, bu tek’lik sanıldığının aksine çok renkliliğe değil, bir tek tonun , bir tek estetiğin, bir tek kültürün, bir tek politikanın baskın çıkmasına yol açıyor. Bu yalnızlıkta baskın olanınsa gerçekten o sınırlar içinde hiçbir alternatif olmuyor, olamıyor.

      Unutmak, toplumsal hafıza kaybına maruz kalmak yalnızlaşmak, atomlaşmak, boyutunu yitirmek demektir.

      Unutmak ‘’alternatifsizlerin’’’ alternatiflerine boyun eğmeyi getirir, ikinci adımı yok olmak, silinmektir.

      Yok olmamak içinse, doğa bize yok gösteriyor:Gerekiyorsa bir gözle net görmek, iki gözle bozuk görmeye tercih edilebilmeli. Unutmamak gerekiyor. Bize unutturmak istedikleri, bizim varoluşumuz, onların unutuluşudur.

Murat YETKİN 
Blogger tarafından desteklenmektedir.