Reklam Alanı

Ayşe Şan ve Hep Hasret…

       1938 yılında Diyarbakır’da doğmuştu. Babası Osman’ın ünlü bir dengbêj olması nedeniyle küçük yaşta müzikle tanıştı. Çocukluğunun geceleri ozanların şarkılı öyküler anlattığı ‘’divan’’larla geçti.  Bu tür geceler  ‘’birlikte geçilen gece’’ anlamına gelen şevbuhêrk  adıyla anılır.
         Ayşe Şan, müzik hayatına kadın cemaatlerinde  medihalar/ilahiler söyleyerek başlamıştır. Medihalar divan ortamında söylenen ve genellikle Hz. Muhammed’e, sahabesine, Hz. Ali’ye ve tarikat şeyhlerine övgüler den oluşan dini ezgilerdir. Enstrümansız icra edilir. Serbest ritmli olanları tek kişi tarafından, ritmik olanları ise topluca okunur. Makamları halk şarkılarının makamlarıyla birbirine yakındır.
        9 yaşında babasını yitiren Şan, erken yaşta evlendi. Bir çocuğu oldu. Evliliği yürümeyince ayrılıp çocuğuyla birlikte Gaziantep’e yerleşti. Terzilik yaparak geçinmeye çalışırken  Abdullah Nail Baysu’nun  da yardımıyla Gaziantep radyosuna Türkçe ezgiler söylemeye başladı.
        1963 yılında ekonomik sıkıntılar nedeniyle sanatın merkezi olarak gördüğü İstanbul’a göçtü. 1960’ların oldukça ılımı İstanbul’unda Kürtçe ve Türkçe konserler verdi. Hem geleneksel denbêj müziğini yorumladı hem de kendi yazdığı, daha kişisel parçaları… ‘’Ez Xezalim’’   adlı parçasıyla ünlendi. Daha sonra çıkardığı Türkçe-Kürtçe ilk kaseti, onun tanınmasını sağladı. Ancak Ayşe Şan’ın tanınması, ailesinin gelenekleri  ileri sürerek ona baskı yapmasına yol açtı. Kardeş ve akrabalarının ölüm tehditleri yüzünden doğduğu, hayatının ilk yıllarını geçirdiği ve her fırsatta dile getirdiği Diyarbakır’a bir daha gidemdi. Asilesinden yalnızca annesinin ona sahip çıkması, doğduğu ve sevdiği  şehre gitmesi için yeterli olmadı. Kürtçe’nin ‘’sakıncalı’’ bir durum kazanmasıyla üstündeki baskıları artırdı.

       Kendi hayatındaki yalnızlık ve baskıyı şarkılarında dillendiren Ayşe Şan, yine de bütün acılarını vakur bir şekilde göğüslemeye çalıştı. Türkiye’yi terk ederek Almanya’ya gitti. Burada yaşamını ve sanatını sürdürmeye çalışırken 18 aylık kızı Şahnaz’ı yitirir. Direndiği baskılara bir de duygu dünyasındaki bu büyük yıkım eklendi. Şan’ın dillere destan ‘’Qederê’’ adlı parçası bu yıllarda yazılıp söylenmiştir:

‘’Were yar… Qederê yar
Qederê şer bikim mîna qederê zelkê tu j imin re nebûy yar
Te ez kirim payekê rêdurê  westiyayî peyayê piyadar

Tu bûy siwarekî  bi rim û bi mirzaq
Li ser pişta Sêwîxelqê bûy siwar
Yar yar yar qederê
Tuyê li dawîyê buye gurekî
Siba tu birçî ye har yar yar yar…’’

      Bir süre sonra koşulların daha uygun hale geldiği düşüncesiyle geri döndüğü İstanbul’da iyi bir evlilik yapacak ve üç çocuk doğuracaktır. Ancak bu kez de Kürtçe söylediği şarkılar nedeniyle resmî baskıyla karşılaşır. Çocuklarının da kendisini yalnız bırakması yüzünden 1979 yılında Bağdat’ın yolunu tutar.
Bağdat’ın Sesi Radyosu’nda Eyşana Eli adıyla söyler. Dönemin Hewler Valisi’nin çağrısıyla Hewler’e giderek konser verir. Burada birçok sanatçıyla tanışır.
Ayşe Şan’ın hayat öyküsünden etkilenen Cizrawî, Ayşe Şan’ı anlatan şarkılar yapar. Bunlardan biri de ‘’Ah Ayşe Ah!’’ anlamındaki ‘’ L ele le waye, Eyşane le waye, çav biçuke le waye…’’ sözleriyle başlayan ezgidir.
         Ayşe Şan, yeniden Türkiye’ye döndüğünde, Kürtçe yasağından dolayı pek sesi soluğu çıkamadı. Ancak kasetleri Güneydoğu’da el altından satılmaya devam etti. Akrabaları ve aile çevresi de boşanması, yeniden evlenmesi ve konserleri yüzünden onu dışlamayı sürdürdü.  Annesinin Ayşe’yi ölmeden görmek istemesi de, Ayşe’nin anasının mezarını ziyaret isteği de tehditlerle geri çevrildi. Bu acı durum, ‘’Dayikê’’ (Anacağım) ezgisini yazmasına yol açtı:

‘’Dayîkê qorban ava çemê Diyarbekir
                               îro diherike leme leme eeee
Dayîkê qorban pêl li pêlê dixe davê keleme
Wele îro dayîka min nexweşe waya min turine
Hêsrê çavê mi dêrana xwedê weke
                               baranê biharê diherike, nasekine
Hey wax dayê xerîbim dayê, hey wax dayê nemînim,
Hey wax dayê bêkesim dayê, bê te kesê min nemaye
                                li vê dunyayê ez bimrim dayê ‘’

Bu acı çığlık efsaneleşecektir.

        Ayşe Şan 18 Aralık 1996’da kansere yenik düşerek İzmir’de yaşamını yitirdi.  Doğduğu Diyarbakır’a gömülme isteği de ailesi tarafından reddedildi.



      Kürt müziğinin bu  kadın sesi hem bu  müziğe yaptığı katkılarla hem de direnciyle sanata gönül veren gençlere örnek olmayı sürdürüyor. 

''Sennur Sezer''
Blogger tarafından desteklenmektedir.