Reklam Alanı

Albert Camus… Felsefeyi Edebiyatlaştıran İsim

          Camus felsefeden edebiyata geçiş yapmıştır. Edebiyat ürünleri, felsefesini eylem ve olaylar yoluyla somutlaştıran, onun sanatın etkileyici diline dönüştüren ürünlerdir. Yani felsefi eserlerinde teorik olarak tartıştığı insan ve yaşam problemlerine ilişkin çözüm önerilerini, edebiyat ürünleriyle örneklendirir. O halde Camus’nün edebi ürünleri, felsefesinin belli durum ve olaylar karşısındaki örnekleriyken, felsefesi edebi ürünlerini biçimlendiren teorik alt yapıdır. Camus’nün felsefesini anlamamız, edebi ürünlerinde iliştiği temel problemleri  kavramanın yolunu açar.


        Camus eserlerinde bireyin bugünkü dünyadaki anlamını ve yerini sorgulamaya yönelik felsefi sorulara yer vermiştir. Bu sorularla felsefi anlamda uğraşmaz. Onları ortaya koyduğu edebi eserlerinde cevaplar. Hep bir durum içerisinde insanı bize gösterir. Böylelikle, varoluş felsefesinin ana sorunu olan kaybetme ve kendini yeniden bulma, yeniden var etme sorunu Camus’de birey düzleminde karşımıza çıkar.
Çünkü artık bu sorun hayatta kanlı canlı, yaşayan insanın  problemidir. Camus eserlerinde bu konulara ağırlık verişini şöyle  açıklar; “Zamanımdan ayrı kalamayacağımı  anlayınca onunla birleşmeye karar verdim. İşte onun için insan tekine önem verişim; onu anlamını kaybetmiş, küçülmüş gördüğümdendir yalnız.”

        Camus, çağının sorunlarını  hayatın temel sorunları içine
yerleştirerek, o sorunların içinde eriterek yorumlamıştır. Her çağın kendisine
ait sorunları olsa da bu sorunlar mutlaka hayatın temel sorunlarına ilişkindir.
Camus, bu fikirle çağının bireyine, sorunların sadece dünyanın temel insani
sorunları çerçevesinde tespit edebileceğini göstermek istemiştir.
Her ne kadar edebi eserlerinin fazlalığından dolayı bir edebiyatçı gibi görünse de, bu
bütüncül yaklaşım sebebiyle Camus’nün filozof kimliğinin daha ön planda olduğunu
söyleyebiliriz. Onun roman, deneme ve öykülerinde yaşamın temel sorunları
karşısında insanın yaşadığı problemler  ve dünyayı olduğu durumuylarahat bir şekilde kabullenmeyen insanın haykırışları  duyulur.

         Camus’nün  kendi döneminde sorunlara karşı duyarlı olması onu bu dönemi birer sembolü haline getirmiştir. Politika ve edebiyat alanındaki popüler akımlardan uzaklaşmayı seçip bir edebiyat ekolü yaratmamıştır. Ama yapıtları zamanın derinden duyulan belirtileri olmuştur. Ele aldığı konuları, çağımızın en ağır problemlerine çözüm bulmayı çabalayan insancı bir düşünüş ile irdelemiştir. Onun çağının şüphelerine  ve özlemlerine tanıklık etmesi, eserlerindeki ümitsiz havayı da açıklamaktadır. İki büyük savaş içinde kalan ve üçüncüsünün korkusu altında yaşayan bir dünyada ümitten çok ümitsizlik var gibidir. Camus’nün genellikle karanlık konuları ele aldığı inkar edilmez bir gerçektir. Camus hem nihilizmin kötümserliğinden hem de kolay iyimserliğin aşırılıklarından kaçınmaya çalışır. Camus kötümserliği aşmak istediği halde sürekli zorbalık, ölüm ve saçmalık üzerine yazmak mecburiyetinde kalmıştır. 

  
        Camus bir yazar olarak yapıtlarını bu hava içinde yazmıştır. Onun gördüğü ve çabucak ele alarak çözmeye çalıştığı temel olay,çağımızdaki insan ıstırabı problemidir. Böyle bir dünya ile karşılaşan Camus kendini yetersiz buldu, ama gözlerini kapatmak istemedi. Bu nedenle Camus’nün yapıtlarının yarattığı çağ bir fikirsel karışıklık ve sarsıntı çağıdır.



          Gördüğümüz gibi varoluşçu felsefe akımının ele aldığı kötümser düşünceler haklı sebeplere dayanmaktadır.  Çünkü varoluşçuluk  içinden çıktığı çağa sıkıca bağlıdır. Camus’un üzerinde önemle durduğu sıkıntılar, tüm bir dönemin sıkıntısıdır. Camus’nün kendi çağı ve dönemi, bu dönemin kötü şartlarının insan üzerindeki yıkıcı etkisi, onun düşünce dünyasının ve felsefesinin başlıca sorunu olmuştur.
Blogger tarafından desteklenmektedir.