Reklam Alanı

Sanat ve Edebiyatın Kuralları Yoktur



Sanat ve edebiyatın kuralları yoktur. Belki biriken zamanın zorunlu kıldığı ‘’faydalanması gerekli eserler listesi’’ ile belli hareketlenme, hız alma dinamikleri olabilir. Tersinden, biriken bir başka zamanın zorunlu kıldığı ‘’yasak eserler listesi’’ ile de bir canlılık görülebilir. Fakat sanatın kurallara veya bir kurallar manzumesine irca edilmesi pek akılcı olmuyor. Yine de tarih içinde denemiş ve savunulmuş bir politika oldu. Bu ne demektir?

Kendilerini toplumun tamamlayıcı öğeleri olarak gören sanatçı  ve politikacılar, galiba en çok da toplumun dinamiklerinin önemli hız kazandığı alanlarda ‘’bir ilişki
biçimini’’ yeniden düşünmeye başlıyorlar. Tam da bu noktada politikacının, sanata ve sanatçıya bir takım kuralları, en hafif deyimiyle öngördüğünü, biraz daha uçta ise dikta ettiğini söyleyebiliriz. Bu, politikacının sanatçının etkileşim talebinde bulunması  demektir. Ancak bu talebin dışarıdan yönlendirme halini aldığı durumlarda, çatışmalar kaçınılmadır ve bunu bir öncülük didişmesi olarak tanımlamak, sanırız yanlış olmayacak.


Sanatçının bu çatışmayı abartmaması gerekiyor. En azından şu nedenle; sanatta, her cins ‘’manipülasyonu’’ kendi yaratıcı kanalları ve ‘’kurallar üstülüğe’’ olan eğitimiyle tasfiye edebilme gücü vardır. Bu güç ne denli vurgulanırsa, dışarıdan atılan sayısız ‘’çengeller’’in etkisi, doğrudan bu ilişki için ve yine bu ilişkinin içinde o denli çabuk dönüştürülecektir. 

Evet, sanatın kesin kuralları yoktur. Ancak üslenmek durumunda kaldığı görevler olabilir.  Bu görevin sanat içi veya dışı odaklardan kaynaklanmasının ürünün yaratılmasında önemli bir etkisi olduğu söylenemez. Sanat ve sanatçı yeri olana başından beri karşı çıkıyor çünkü. Karşı çıkışına olmadığı yerde  ‘’yenilik’’ beklemeyi de gerçekçi saymamak gerek. Yeri olana karşı çıkma hakkının ise bir bedeli olduğunu eklemeliyiz. Her zaman bu bedel ödendi mi? Yanıtını bekliyor. Ancak, hiç kuşkusuz bu bedele hazır olmayan, sanat ve edebiyatta ‘’yeni’’ olana hiçbir zaman vuramayacak.

Sanatçının, politik kadrolara serzenişle yaklaşıp, kısırlığın nedenini, burada araması fazlasıyla ‘’saldırgan’’, hatta evet, ‘’sinik’’ bir tavır oluyor. Sanatçı, durmak istediği zaman, politikacının karşısında potansiyel aşağılık kompleksini devreye sokuyor. Bu nedenle ‘’sinik’’ sanatçı.  Sanatçı gadre uğradığında en azından birilerini inandırmak yakarışına da bir miktar ciddiyet kazandırmak durumunda. Bu nedenle de ne yazık ki, kendine güvensizliğin ‘’saldırganlığı’’ içinde. Politik kadroların yeni bir ‘’ilişki’’ tanımına ihtiyaçları var.

Edebiyat Dostları, Adalet ÇUTSAY

sanatın kuralları var mıdır, sanatçı ile politikacı ilişkisi, sanatçıların toplumdaki işlevi nelerdir

Hiç yorum yok:

Blogger tarafından desteklenmektedir.