Reklam Alanı

J.J. Rousseau'nun Felsefi Düşünceleri



          Rousseau, insanların iyi olarak doğduklarına, ama toplum içinde büyürken  edindikleri deneyimlerle bozuldukları kanısındaydı. Doğal içgüdülerimizin iyi olduğuna inandığından, doğa durumuna ilişkin görüşü de T.Hobbes gibi filozofların görüşünden tamamen farklıydı. Rauesau’ya göre doğa durumundaki insan ‘’soylu bir vahşi’’ydi. Ama uygar denilen bir toplumda büyüyen çocuğa, doğal içgüdülerini durdurması, gerçek içgüdülerini bastırması, kavramsal düşüncenin yapay kategorilerini duygularına dayatması, düşündüklerini ve hissettiklerini sanki düşünmemiş, düşünmediklerini ve his etmediklerini de düşünmüş ve
hissetmiş gibi öğretilir.  Sonuçta birey kendine yabancılaşır.  Yalan ve iki yüzlülük her tarafı kaplar. O yüzden uygar gerçek değerleri çürütür ve yok eder. Ancak bir kez uygarlıkla tanışan birinin ilkel duruma dönme şansı yoktur. Çünkü ona göre medeniyetin parıltısı vicdanın doğal olan sesini boğmuştur.  Rouessau bu durumu şöyle açıklıyor: ‘’Zamanımızda hoşa gitme tutkusu daha ince bir zevke boğulduğundan ahlakta âdetlerde sıradan bir durum sürüp gitmektedir. Bütün ruhlar aynı kalıba dökülmüş gibi görülmektedir. Sürekli nazik ve kibar olmak hevesindeyiz. Sürekli yapay âdetlere ve kurallara  uymak zorundayız. Hiç kendi vicdanımızın ve ruhumuzun isteklerine uyduğumuz yoktur. Hiç kimse olduğu gibi cesaret edemez duruma gelmiş. İhtiyaçların devamlı baskısı altında kalan insanlar, belirli durumlar karşısında sürekli aynı şeyleri yapmaktadırlar. Başka türlü hareket etmeleri için çok önemli sebeplerin olması lazımdır.
          Hiçbir zaman karşımızdakinin nasıl bir adam olduğunu bilemeyeceğiz.  Bu yüzden büyük olayların olmasını bekleyeceğiz. O zaman da iş işten geçmiş olacak: çünkü onu tanımak bu olaylar için gerekliydi.
          Rouessau, İnsanlar Arasında Eşitsizliğin Kaynağı’nda doğal yaşam döneminde insanların kendilerini geliştirdiklerini ve bunun neticesinde de, insanlarda iyi, kötü gibi duyguların ve ahlaki hassasiyetin geliştiğini söyler.  İhtiyaçların insanları çalışıp üretmeye sevkettiğini ve bütün bunların mülkiyeti doğurduğunu dile getirir. Ona göre insanların kendi kendilerine yeterli olmamaları, onları birleşmeye sürükler. İnsanlık için başarılı bir gelişme olan bu durum  zamanla kötü sonuçların çıkmasına sebep olmuştur.  Artık medeni toplumda ezen ezilen, sömüren sömürülen; efendi köle ayrımı toplumu    fenalıklara sürüklemiştir.
         Medeni toplum tam bir kaos içerir. Doğal yaşam döneminin insanlarını mutlu kılan özgürlükçü ve eşitlikçi ortamından eser kalmamıştır. Rousseau Toplum Sözleşme’de medeniyetin ortaya çıkardığı olumsuz durumları ve tehlikeleri ortadan kaldırmak için ne gibi çarelere başvurmak gerektiğini araştırmıştır. En çağdaş yönetimler altındaki modern insanların yaşadığı kötülükler politika aracılığıyla ortaya çıktığı için, Rousseau, alternatif siyasal ilkeleri benimseyen devletlerin, bundan farklı olarak, kötülük yerine erdemi ortaya çıkaran daha iyi yöntem biçimlerini yaratmaları gerektiğine inanmıştır.
          O doğal yaşam ortamının ortadan kalkmasının, insanı birçok tehlike içine soktuğunu, ama  bir daha doğal hale dönmenin imkânsız olduğunu belirtir. Çünkü doğadan uzaklaşan insan, doğal güçler karşısında eski gücünü  ve hassasiyetini yitirmiştir. Bu durum karşısında, insanın yaşam tarzını değiştirmesi, doğal yaşam dönemini andıran bir yaşam tarzının getirilmesi, insanlar arasında yeniden eşitliğin sağlanması ve insanların özgürlüklerinin tekrar kendilerine iade edilmesi gerekmiştir. Mademki doğal yaşam dönemine dönmek mümkün değildir, o halde, insana doğal yaşam döneminde sahip bulunduğu haklar verilmelidir.
             Rousseau'nun doğal yaşam döneminde, insanlar arasında mücadele ve savaş yoktur.  Çünkü istekleri sınırlı, merhamet duygusunun otokontrolünde olan insan, kötülük yapmaktan çok kötülükten kaçmayı yeğleyecektir. Aralarında hiçbir ilişki olmadığına göre de üstünlük duygusu, kendini beğenmişlik, saygınlık, değer verme ve aşağılama olmayacak ve “seninki", “benimki" farklılığı da bulunmayacak . Adalet, hukuk ve devlet gibi kavramların yeri de doğal olarak olmayacaktır. İnsanlar karşılaştıkları olumsuz davranışları  cezalandırılması gereken bir davranış olarak değil, telafisi mümkün bir kötülük olarak karşılayacaklar ve intikam almaya kalkışmayacaklardır. 
            Rousseau, doğal yaşam durumundan toplum düzenine geçerken insanın doğal özgürlüğünü kaybettiğini, fakat buna karşılık medeni özgürlüğü kazandığını savunur. O, medeni dönemde davranışlarını yönlendiren içgüdünün yerine adaleti koyar.  Daha önce yoksun olduğu değer ölçüsünü verir.  Bu dönemde ödevin sesi iç tepkilerin, hak da isteklerin yerini alınca, o güne kadar yalnız kendini düşünen insan, adalet ilkelerine göre davranmak, istençlerini dinlemeden önce aklına başvurmak zorunda kalır. Böylelikle yetileri gelişir, düşünceleri açılır, duyguları soylulaşır, ruhu baştan başa yükselir. Çünkü doğal halde ki özgürlük gerçek özgürlük değil: denetimsiz arzuların köleliğidir. İnsanın sadece medeni halde elde edebileceği ahlâki özgürlük, insanı kendisinin efendisi yapar.
Yani doğa halinden toplum haline geçişle birlikte, insan dönüşüme uğrar. İçgüdüsel bir yaratık olmaktan çıkarak, benliği bağımsızlıkla değil kalıtımla, özgürlüğü varsayan bir kalıtımla belirlenen bir yurttaş haline gelir. Onu tam bir insan varlığı haline getiren, yabancılaşmış olma durumundan kurtaran tek şey özgürlüktür.
Blogger tarafından desteklenmektedir.