Reklam Alanı

Don Kişot'un Hangi Adı

 Hayal gücü, inat ve umut, inanç, saflık;hepsiyle birlikte kavgacılık!


Don Kişot ya da özgün yazılışıyla Don Quijote,
gerçek dünyayı reddediş ve naiflik midir yalnızca?Belki evet ama,  temelinde özgürleşen insan ile kavgacılık arasındaki kısa mesafeyi hatırlatmak ve yeni insanın doğuşunu müjdelemektir. 

Vebaya  direnmenin öyküsü.

Vebaya direnmenin belki de ‘’dışarıya’’ zorunlu kıldığı insandır.

Soylu şövalye öyküleri anlatan kalın el yazması ciltlerin içine gömülmüş Mança’lı nu yaşlı adama ‘’kader’’ hiç de kafa tutulmaz gelmemiştir. Resmi tarinihe göre, zaman tünelinde yitip gitmiştir oysa. Kafasını tozlu ciltlere gömmesi söylenmiştir O’na. O’nu kafasını tozlu  ciltlere  gömmeyi kim ikna etmiş olabilir?

Veba herhalde. 

Tozlu ciltlerden katlığındaysa, fiziksel olarak içinde yaşadığı zamanı değil, kafasında kurduğu zamanı
yaşamaya başlıyor. Bu bir mantıksızlık değil midir? Hayal kurmak, kurduğu hayallere can vermek, onları korumak, onlara layık olmak için çaba denizlerine atılmak, mantığı öfkelendiren bir serüvenciliktir.


‘’Biz’’ hep gerçekçi makineler olarak mı yaşayacağız?

Hayvanlar, makinalar, bir de ‘’gerçekçiler’’ hayal kurmazlar.

‘’Biz’’, ‘’hayaci’’yiz.

Hayal, gerçeğin örtüsünü kaldırmaktır. Gerçeğin ötesine sıçramaktır. Hayalci tutulmaz bir gerçek yorgunudur. İflah olmaz uslanmak bilmez sevgili’’dir.  Don Kişot yorgundur, çünkü hırpalanmış hayatları zihninde yeniden kurmak ister.

Bizler de en çok Don Kişot’un kanının dolaşmasını istiyoruz.  Bizlerde Don Kişot’un kanının dolaşması bizi sevindiriyor. Kendimizi ‘’Mança Kontu’’ ilan ediyoruz. Don Kişot kürek mahkumlarından sopa yiyor. Bizim de hallerinden memnun kürek mahkumlarından yediğimiz sopaların haddi hesabı yok. ‘’iflah olmak’’ istemiyoruz. Çünkü hallerinden memnun kürek mahkumlarını   kurtarmak talebimiz var. Birlikte kurtulacağız.Ama ne zaman kendimizi Mança Kontu ilan etmeye başlasak, önce yakınlarımızın acıyan bakışlarıyla karşılaşıyoruz. Onların bakışlarındaki karanlık  bulutlarla.

Dahası var. Acıyan bakışlar, bazen, bir yenilginin hazırlayıcılığında birleşiyorlar. Don Kişot, insanlığın bu güzel inadı, Mança Kontu olarak başladığı serüvenini ‘’Ay Şövalyesi’’ne yenilerek kapatıyor. Yenik. Hırpalanmış. Belki dayanırdı ama, bütün varını yoğunu elinden çıkardığını anladığında bile kırılman direnci, bu yenilginin Sanço Pança ve ‘’sevenleri’’ tarafından tezgahlandığını anladığı zaman bir zemberek gibi boşalır.

İnatsızlık, sevginin şiddetsizliğidir. Ölümdür.

Biz hayalciyiz.

Onlar, fizik olarak ölmüş Don Kişot’u ‘’gerçek’’ olarak pazarlıyorlar. Batı’da Anglo-Sakson eğitim programlarında Don Kişot çok önemli bir yere sahip. Hiç olmazsa özetini, mutlaka okutuyorlar. Çocuklarına hayal kurmamayı, idealler yaratıp bunların peşine düşmemeyi ‘’veriyorlar’’. Statükodan yana tavır almayı, mevcutta mevcut olmayı öğütlüyorlar. Aksi halde başlarına alay edinme, acınma, aşağılanma, hırpalanma ve hatta ölümün gelebileceğini söylüyorlar. Don Kişot onların dilinde böyle bir ‘’gerçek’’ oluyor.

Böylece ‘’akıllı’’ insanlar yaratmanın yolunu Cervantes’in romanından geçiriyorlar.
‘’Akıllı’’, yani makul insanlar. Ya da makineler. Belki de koyunlar.

Mança’lı bu yaşlı adam, Mança Kon, makul insanlar karşısında, ‘’AY Şövalyesi’’yle kapışmasının sonucuna bakılırsa, yeniktir. Onunla aynı kan grubunda olanlar bu yenilgiyi bir türlü kabul edemiyor ama.  Soruyorlar: Don Kişot yenildi mi? Yenilmek mi bu, yoksa ezmek mi?

Güvenlik değil, özgürlük aradı Don Kişot.  Bu nedenle, özgürleşmek isteyenler kendileri seçmiyorlar güvenliği. Fizik olarak özgür olmamayı. Yenilgi, fizik ölüm; Don Kişot değildir.
Don Kişotluk atomize olmaya bir başkaldırıdır. Atomize olmak bir yapının tüm özelliklerini taşımakla birlikte, artık o yapıya ait olmamak anlamını taşır. Toplumsal olmanın tüm özelliklerini üzerinde taşımakla birlikte, artık toplumsal yaşamla dolaysız bağlarını yitirmektir. Homo politicus değil, yalnızca homo sapiens’tir.  Atomize olmak  gerilemektir. Çökmek demektir.

Tek tek gerileyenler, bir zaman diliminde, kaçınılmaz olarak toplumsal çöküşün parantezi içine giriyorlar. Milyonluk bir kentin telefon şebekesi… bir abonenin, tek tek telefon rehberinde olan, ya da artık dünyanın herhangi bir ucunda  olan bir diğer aboneyle konuşma olanağı vardır. Ancak homo sapisens bu telefon şebekesinin tüm hatlarını tek tek muhafaza etmekle birlikte, iletişimini tek bir merkeze dolaysız olarak bağlıyor. En fazlasından bu. En azından ise, bu dolaysız bağlanmaya karşı ‘’elini kolunu  bağlıyor’’ . Otomatik telefonlar, yine dünyanın bir ucuna, ya da kapı komşumuza ulaşabiliyor ama, bir manyetoyla, birebir denetim altında.

Don kişot, manyetoyu kaldırıp atandır. Manipülasyonu reddedendir.
Bu reddediş, kayıtsızlıkların, unutkanlıkların, aymazlıkların, ve belki de ‘’sırtımıza saplanan dostun hançeri’’nin karşısına, insanlığın geleceğine ilişkin iyimser inanç ve umudu, hayallerimizi, kavga kararlılığımızı çıkarmak anlamına geliyor.

Karanlıktan yumurtadan çıkıp, yakamozlara, sudan yansıyan ışıklara doğru giderek denizi bulan kaplumbağalar olmak mümkün mü? Ama yumurtadan çıkıp hayata başlayışları, karanlıktan hayata başlamaları. Don Kişot nunun heyecanıdır. Red, bu heyecandır.
Don Kişot, şarkısına başlıyor.

Ona yine ‘’hayalci’’ diyecekler. Büyük bir çoğunluk böyle diyecek.
Bundan olsa olsa sevinç duyacak Mança Kontu.
‘’itham’’ların azalmasını değil, suçlayanların da hülyalı olmasını istiyor.
Hayat dursaydı, Mança Kontunun ölümüne de alışabilirdik.

‘’Edebiyat Dostları, Don Kişot’un Hangi Adı. ‘’

don kişot kimdir, don kişot ve hayalcilik, ilk roman hangisidir, don kişotta hayal, soylu şövalye öyküleri, şövalye hikayeleri, don kişot serüveni
Blogger tarafından desteklenmektedir.